1917 Ekim Devrimi: Ezilenlerin Şöleni - I
I. Dünya Savaşının tüm vahşiliğiyle dünya emekçilerinin üzerinden bir silindir gibi geçtiği yıllarda halklar hapishanesi olarak nam salmış olan Çarlık despotizminin avucunda açlıkla, savaşla, katliamlarla pençeleşen yoksul Rus halkı tarihin gördüğü en büyük silkinişle üzerinde esarete dair ne varsa yırtıp attı ve özgürlük ve eşitlik hülyasına attığı bu dev adımla dünya devrimi için güncelliğini bugün dahi sarsılmaz biçimde koruyan bir sosyalist devrimi kendi elleriyle yarattı. Tarihin en büyük alt üst oluşlarından biridir 1917 Ekim Devrimi. Daha birkaç ay öncesine kadar liderleri sürgünde ve yurtdışında bulunan, belirgin bir popülariteye sahip olmayan, Şubat'ta Çarlığı yıkan devrim sonrasındaki “aşırı” devrimcilikleriyle uzlaşmacı eğilimlerin alaylarına mazhar olan, devrimden sadece birkaç ay önce Alman ajanlığı suçlamasıyla yeraltına itilen Bolşeviklerin kitlelerle kurdukları en sıkı bağlarla iktidara gelişlerinin ve proletarya diktatörlüğünü geri bir ülkede kuruşlarının öyküsüdür bu. Ekim Devrimi proletaryanın muazzam gücünü, iktidarı bir kaleyi fetheder gibi eline alışıyla taçlandırarak gösterdiği için tüm tarihsel olayların en görkemlilerinden biri olarak göz kamaştırmaya devam etmektedir. Marks'ın dediği gibi şimdiye kadarki bütün toplumların tarihi sınıf mücadelelerin tarihi ise Ekim Devrimi de bu sınıf savaşlarının patlama noktasına ulaştığı bir mücadele deryasıdır.
Sürekli Devrim Perspektifinde Rusya'nın Gelişiminin Özgünlüğü
1917 yılına gelene kadar Rusya'da devrim tartışmaları pek çok aşamalardan geçti. 1903'te yaşanan Bolşevizm-Menşevizm ayrışmasının ardından gerçekleşen 1905 devrimi iki akım arasındaki farkı daha da belirginleştirdi. Rusya'nın mevcut geri kalmışlığında işçi sınıfının toplumun diğer kesimleriyle ittifak yapması gerektiği konusunda iki akım da hemfikirdi. Buna göre Rusya'daki devrim burjuva karakterde bir devrimdi ve feodal zincirleri kırıp kapitalizmin gelişmesine yol açacak olan da buydu. Burjuva devrim iki akım için de proletarya için sosyalizm yolunda ileri bir noktayı kodluyordu. Anlaşmazlık ittifakın hangi sınıflarla yapılacağı sorununda başlıyordu. Menşevikler bu devrimde sosyal demokratların görevinin iktidarı burjuvaziye devrederek muhalefet partisi olarak kalmak olduğunu savunuyorlardı. Lenin'in önderliğindeki Bolşevikler ise Menşeviklerin bu politikasına şiddetle karşı çıkarak iktidarın liberal ve monarşist burjuvaziye bırakılmasının karşı-devrimin işine yarayacağını, çünkü burjuvazinin siyasal zaferinden sonra devrimi ilerletmek istemeyeceğini, kaldı ki bunun bizzat burjuvazinin sınıfsal çıkarlarına aykırı olacağını vurguluyorlardı. 1905 yılında Lenin şöyle yazıyordu: “Burjuva devrimin geçmişin bütün kalıntılarını tam olarak süpürüp atmaması ve bunların bazılarını alıkoyması, yani bu devrimin tam olarak tutarlı olmaması, sonuna dek götürülmemesi ve kararlı ve amansız olmaması, burjuvazinin çıkarınadır. ”(1)
Ve Lenin burjuvazinin devrimdeki sınıfsal konumunu bu şekilde ele alarak proletarya ve köylülüğün devrimci diktatörlüğü formülünü ortaya attı. Buna göre henüz iktidara tek başına geçip sosyalist devrimin gerekliliklerini sağlama gücünden yoksun olan proletarya, köylülüğün yoksul kesimleriyle kurduğu ittifak sayesinde sosyalist devrime geçiş için bir aşama kat etmiş olacaktı. Sorunun bu şekilde konması demokratik görevler ve sosyalist devrim arasında zorunlu olarak bazı sınırlar bulunduğu anlayışını doğuruyordu. Lenin İki Taktik'te şöyle diyordu: “Bir diktatörlük olmaksızın direnmeyi kırmak, karşı-devrimci girişimleri püskürtmek olanaksızdır. Ama, kuşkusuz, bu, sosyalist bir diktatörlük değil, demokratik bir diktatörlük olacaktır. Bu diktatörlük (devrimci gelişmenin bir dizi ara aşamalar olmaksızın) kapitalizmin temellerini etkileyemeyecektir.” Ve ekliyordu: “ Böyle bir zafer, henüz burjuva devrimimizi hiçbir biçimde sosyalist bir devrime dönüştürmeyecektir.” (2)
Ancak yine de Lenin iki devrim arasına net çizgiler çekmekten de kaçınmıştır. Burjuva devrimle sosyalist devrim arasında bir kesinti bulunmadığı, burjuva devrimin zaferinin sosyalist devrimin başlaması için bir adım olduğu vurgusu Lenin'in yazılarında mevcuttu. “Demokratik devrimden hemen ve kesinlikle kuvvetimizin, sınıf bilinçli ve örgütlü proletaryanın kuvvetinin ölçüsüyle uyum içinde, sosyalist devrime geçeceğiz. Kesintisiz devrimden yanayız. Yarı yolda durmayacağız” (3) Lenin'in 1917'de görevin sosyalist devrim olduğuna kanaat getirmesi sürecini anlamak için buradaki önemli vurguları görmek yeter. Birincisi Lenin burjuvazinin verili güçsüzlüğünde burjuva devrimin görevlerini üstlenirken asla Menşevikler gibi kent burjuvazisiyle bir ittifakı hoş karşılamıyor ve ancak kır yoksullarıyla oluşturulacak bir ittifaka bel bağlıyordu. İkincisi Lenin Rus proletaryasının davasını asla enternasyonalizmden ayırmıyor ve şöyle diyordu: “Avrupa sosyalist proletaryası Rus proletaryasının yardımına gelmemişse Alman devrimci partisinin 1849-1850'de, Fransız proletaryasının 1871'de yenilmesi gibi bu savaşımın yenilmesi de kaçınılmaz olacaktır.” Lenin'in sosyalist devrim perspektifine varmasını sağlayan ana neden, 1917 Şubat Devrimi'nden sonraki süreçte yaşananların Lenin'e devrimin yarı yolda duramayacağını, yoksa yenilmeye mahkûm olduğunu öğretmesidir. Aksi durumda Menşevik ve Sosyalist Devrimcilerin peşine takılan kitleler yenilecek ve karşı-devrim zaferini ilan edecektir.
1905 devrimi Rusya'sında tüm sınıfların detaylı bir tahlilini yaparak devrimden sonraki iktidarın niteliği konusunda en parlak görüşleri sunan ise Troçki oldu. Troçki'nin sürekli devrim üzerine geliştirdiği fikirler, Marks ve Engels'in döneminde kıta Avrupa'sında gerçekleşen devrimlerin etkisinde kalan ve 1840'ların Avrupasıyla 1905'in Rusyası arasında hiç bir fark gözetmeden burjuva demokratik devrim şablonuna bağlı kalan Marksistlere karşı tam teçhizatlı teorik silahlar oldu. Troçki'ye göre Avrupa'nın ekonomik ve toplumsal gelişmişliğiyle Rusya arasında bariz farklılıklar bulunmaktaydı. Batı Avrupa'daki şehirler meslek loncalarının egemenliğindeydi ve üretimin merkezi olarak işlev görmekteydi. Çarlık Rusya'sının şehirleri ise idari işlerin görüldüğü birer tüketim merkeziydiler. Avrupa'dakine nazaran oldukça yavaş bir şekilde ilerleyen üretici güçlerin gelişimi şehirlerin de gelişmişliğine engel teşkil ediyordu. Böylece zanaatkârların köylerle kopuşu gerçekleşmedi, tersine kırsala yayılmış ev zanaatları görülmekteydi. Küçük ölçekli üretimin gelişmemişliği ve Avrupa sermayesi tarafından birkaç on yılda yaratılan büyük fabrikalar Rusya'nın Avrupa'nınkinden daha farklı bir kapitalist ilerleyiş izlemesine yol açmıştı. Rusya'da kapitalist üretim, zanaat ve manüfaktürün içinden doğmadı. Böylece Troçki'nin deyimiyle pamuk fabrikası, zanaatkâr tezgahıyla savaşmak zorunda kalmadı.
Rusya'nın tüm bu kendine özgü geliş(me)mişliği birçok sonuç yarattı. Birincisi Troçki buradan çıkardığı sonuçlarla o döneme kadar karşı çıkılmamış olan aşamalı devrimler şablonuna bir darbe indiriyordu. Rusya'nın özgül koşullarını Marksist bir analizle yorumladıktan sonra bileşik gelişme yasası olarak adlandırdığı süreci şöyle ortaya koyuyordu: “ İleri ülkelerin çekicisinin peşine takılmak zorundaki geri bir ülke sıraya uymaz: tarihsel olarak geri bir durumun sunduğu imtiyaz –böyle bir imtiyaz varittir- bir halka, bir dizi ara aşamayı atlayarak, daha zamanı gelmeden önce, yaratılan her şeye ulaşma imkanı tanır ya da daha doğrusu onu buna zorlar. Yabanıllar, geçmişte o silahları birbirinden ayırt eden mesafeyi katetmeksizin, ok ve yayı bırakıp tüfeğe geçerler. Amerika'yı sömürgeleştiren Avrupalılar tarihe yeniden başlamadılar. Almanya ya da ABD iktisadi bakımdan İngiltere'nin önüne geçmişlerse, bu kapitalist evrimlerindeki gelişme yüzündendir.” (4)
İkinci olarak Avrupa sermayesinin bizzat iştirakiyle serpilen ve küçük burjuva demokrasisini daha doğmadan öldüren kapitalist üretim Avrupa'daki burjuva devrimleriyle kıyas götürmeyecek ölçüde yoğunlaşmış bir proletarya sınıfı ve küçük ölçekli üretimden büyük ölçekli kapitalist üretime bir solukta “sıçrayışın” bir sonucu olarak tedirgin, ürkek ve güçsüz bir burjuvazi yaratmıştı. Troçki durumu şöyle tespit ediyordu: “ Avrupa sermayesi, Rus zanaatsal işinin gelişmesini engellemekle, Rus burjuva demokrasisinin ayakları altındaki zemini çekip almıştır. Günümüz Petersburg'u ya da Moskova'sı, henüz demiryollarının ya da telgrafın hayalini bile görmeye başlamamış ve 300 kişinin çalıştığı bir atölyeyi düşünebildiği en büyük atölye olarak gören 1848 Viyana'sı, Berlin'i ya da 1789 Paris'i ile kıyaslanabilir mi? Önce kendi kendini yönetme ve politik mücadele içinde yüzyıllarca eğitim görmüş ve sonra da genç ve henüz şekillenmemiş bir proletaryayla el ele feodalizmin Bastil'ini yerle bir eden bu güçlü orta sınıfın bir zerresine bile asla sahip olmadık.”(5)
Proletaryanın köyden koparak şehir merkezli zanaatsal üretime katılmasına izin verilmediği ve doğrudan fabrikaların devasa üretim kapasitesiyle yüz yüze getirildiği Rusya'da zanaatın ve orta ölçekli üretimin zayıflığı, gelişen kapitalizmle beraber serpilen işçi sınıfını güçlü bir kentsel küçük burjuvazinin yokluğunda iktidarı almaya ve demokratik görevleri bu iktidarda çözmeye zorluyordu. “Üretici işlevleriyle birlikte proletarya, küçük burjuvazinin önceki devrimlerde oynadığı tarihsel rolü ve onun, bir zümre olarak, soyluluğun ve devletin mali örgütünün boyunduruğundan kurtuluşları dönemi boyunca köylü kitlelere tarihsel önderlik iddialarını da üstlendi.” (6) Troçki bir yandan da devrimin uluslararası boyutuna vurgu yapıyor ve iktidara gelen proletaryanın devrimi derhal gelişmiş kapitalist ülkelere yayması gerektiğini söylüyordu. Tüm bu tahlillerin sonucunda hem Bolşeviklere hem de Menşeviklere karşı şu sloganı öne sürüyordu: “Proletarya, tıpkı zamanında burjuvazinin yaptığı gibi, köylülük ve küçük burjuvazinin yardımıyla görevini yerine getirmelidir. Kıra önderlik etmeli, onu hareketin içine çekmeli, onu kendi planlarının başarısına esaslı surette ilgili kılmalıdır. Ama proletarya kaçınılmaz olarak önder kalır. Bu “proletarya ve köylülüğün diktatörlüğü” değildir, köylülük tarafından desteklenen proletarya diktatörlüğüdür. Ve kuşkusuz proletaryanın işi tek bir devletin sınırları içine hapsolmayacaktır. Konumunun temel mantığı onu derhal dünya arenasına fırlatacaktır.” Sınıfsal ittifaklar sorununu Troçki böyle görüyordu. Bu satırlar Troçki'nin köylülüğü önemsemediği iddialarını çürütmek açısından da önemlidir, Troçki 1905 devriminin yenilgisini de yine ordunun piyade taburlarının çok büyük çoğunluğunu oluşturan köylülüğün 1905'te desteğinin kazanılmamış olmasına bağlıyordu. Nitekim 1917'de bu destek elde edilecek ve Ekim Devrimi bu çerçevede gerçekleşecekti.
Tüm bunların yanında Troçki Menşevikler ve Bolşevikler arasında bir ayrım yapıyordu. Ona göre proletaryanın gücünü küçümseyen ve Kadetlere sonsuz umutlar bağlayan Menşeviklerin aksine Bolşeviklerin taktikleri ancak devrim sonrasında tehlikeler yaratabilirdi. Bu önemli bir ayrımdı. Troçki işçilerin iktidarı ele geçirdikten sonra tasfiye edilmemiş kapitalist düzen altında kendilerini demokratik önlemlerle sınırlandıramayacağını, ittifak halindeki küçük burjuvaziyle proletarya arasında sınıf savaşımlarının doğası gereği kaçınılmaz çatışmaların patlak vereceğini dahası kolektivizasyon ve enternasyonalizmin köylülüğün tepkisiyle karşılaşacağını, dolayısıyla devrimin bu noktasında durulamayacağını söylüyordu. Troçki'ye göre proletarya baskı araçlarını ele geçirdikten sonra kapitalist sömürüye hoşgörü gösteremezdi ve patronların tehditlerine karşı sınıfsal çıkarlarını koruyacak önlemler almaya kendiliğinden koyulacaktı. (7) “Bir kez iktidara ulaştığında, sosyal demokrat parti, “demokratik diktatörlük”e bönce referanslarla çözülemeyecek çok derin bir çelişkiyle yüz yüze gelecektir. Bir işçi hükümetinin “kendini sınırlaması,” cumhuriyet kurma adına işsizlerin ve grevcilerin –dahası tüm proletaryanın– çıkarlarına ihanetten başka bir anlama gelmez. Devrimci hükümet sosyalizmin nesnel sorunlarıyla karşı karşıya gelecek, ancak bu sorunların çözümü belli bir aşamada ülkenin ekonomik geriliği tarafından engellenecektir. Ulusal bir devrim çerçevesi içinde, bu çelişkiden hiçbir çıkış yolu yoktur. İşçi hükümeti, daha baştan, güçlerini Batı Avrupa'nın sosyalist proletaryasının güçleriyle birleştirme göreviyle yüz yüze gelecektir. Ancak bu yolla onun geçici devrimci hegemonyası sosyalist bir diktatörlüğe başlangıç olacaktır. Böylece sürekli devrim, Rus proletaryası için, bir sınıf olarak kendini koruma sorunu olacaktır.” (8)
Tüm bunlardan çıkarılacak sonuçlar açıktı: Rusya'daki devrimin ilk görevi demokratik sorunların çözülmesi olacak ve devrimin yayılmasıyla eşanlı olarak sosyalist tedbirler alınmaya başlanacaktı. 1917 Şubat'ından Ekim devriminin yakıcı sorunlarına giden yol Troçki'nin sürekli devrime dair tezlerini şaşmaz bir biçimde doğrulamıştır.
Çarlığın Çöküşü ve Şubat Devrimi
1905 devriminin yenilgisiyle başlayan gericilik dönemi 1912'ye gelindiğinde işçi sınıfının gücünü yeniden göstermeye başladığı bir evreyle artık sona ermekteydi. Bu süreci 1914'te başlayan savaşın yükselttiği yurtsever ideoloji kesse de 1916'da başlayan kriz günleri 1917'nin ilk iki ayına damgasını vurdu.
Müttefiklerinin ayrıcalıklı bir sömürgesi” olan Rusya'da burjuvazi ve aristokrasi komprador karakterleri ve emperyalist çıkarları çerçevesinde savaşa tam destek sunmaktaydı. Kokuşmuş bir düzeni simgeleyen ne varsa Rusya'da mevcuttu. Bir yanda milyonlarca asker cephede niçin savaştıklarını bilmeden ölürken, şehirlerde ve kırsalda yoksul halk sefalet, hastalık cenderesinde inim inim inlerken bir kesim de doğacak devrimin şafağında savaşın kendileri için yarattığı ortamda karlarına kar katmak ve elde ettikleriyle şatafatlı yaşamlara akmakla meşguldüler.
Kumarhaneler dolup taşıyor, balo salonları servet hikâyelerinin şatafatıyla çalkalanıyor, savaş rantçıları, köşeyi dönen vurguncular başarı öykülerini yağlayıp ballayıp anlatırken toplumsal çatışmaların fitili de günden güne ateşleniyordu. Bir yanda binlerce Marie Antoniette ezilenlerin şöleninin arifesinde barış ve toplumsal devrim fikrini unutabilmek için kör kütük sarhoş olurken asıl şölenin sahipleri masanın bir kenarında tehditkâr bakışlarla bu asalak takımını gözleriyle süzüp içlerinden şöyle diyorlardı: “Belki en son güleceğiz, ama iyi güleceğiz doğrusu.”
Böylece 1917'yle beraber artan kitlelerin devrimci kararlılığı burjuvaziyi sağa çekti. Ekonomik kriz koşulları tüketimi yarı yarıya azalttı, 1917'nin ilk iki ayında 256.253 işçi siyasal grevlere katıldı. (9) Kaos büyümekteydi. Cephede can veren milyonlara, krizin içine giren egemen sınıf çözüm üretmekten acizdi. Saray zümresi, bürokrasi, ordu ve burjuvalar ile toprak aristokrasisi arasında çekişmeler yaşanıyor, “Çar babamız” kendi kuyruğunu kurtarma umuduyla gömlek değiştirir gibi bakan değiştiriyordu. (10) Saraya büyücüler, cinciler dolduruldu, mistisizm “dost” Rasputin'in ermişliğiyle doruğa çıktı. Monarşinin idealizmi, Çarlığın iç çürümüşlüğünün sistemin kangrenine yol açtığı böylesine tarihsel bir devirde toplumsal devrimin ön koşulları yaratıldığı ölçüde yerini istemeye istemeye de olsa salya sümük ağlayan bir spiritüalizme bıraktı. Egemen sınıf olan bitene anlam veremiyordu, toplumsal bileşimden aforoz edilmekteydi. Olanca gücüyle haykırmaktan başka elinden bir şey gelmiyordu: “Tanrılar çıldırmış olmalı!” Ne ki tüm yersiz feryatları boşlukta sesin kayboluşu gibi dağlara çarptı ve yok oldu. Proletaryanın demirden yumruğunu çenesine yememek için aristokrasi önce Rasputin'i feda etti. Birçok saray darbesi planı yönetici sınıfın cesaretsizliği sonucu havada kaldı. Devrimin öngününde yönetici sınıfın üyeleri bile Çara karşı isyan havasına girmişlerdi. Çar ve Çariçenin yanında tek kişi dahi kalmadı. Çarın en sadık kaptanları batan gemiyi ilk terk eden olmakta yarışırken birbirlerini ezercesine bir telaş içerisindeydiler. Daha sonra birçoğu devrim hükümetinde en ayrıcalıklı konumlara itinayla yerleştirileceklerdi.
23 Şubat günü kitlelerin gerginliğinin tırmandığı gün oldu. Genel grev de 23 Şubat'ta başladı. Ertesi gün Petrograd işçilerinin yarısı grevdeydi. 25'inde grev daha da genişledi. Yer yer kitlelerin yanında yer alan askerlerle polis karşı karşıya geldiler. Şubat'taki olaylar tıpkı 1905'teki gibi sınıfın kendiliğinden hareketiyle gerçekleşmişti. Parti çizgisi dışında gelişen sınıf hareketlerine şüpheci bakmayı alışkanlık edinen “eski Bolşevikler” ilk başta Şubat olaylarında sakinleştirici bir tavır takındılar. Fakat devrimin ayak sesleri büyüdükçe kitlelerin peşinde sürüklenmeye başladılar. Bolşeviklerin genel grev çağrısı yapan ilk bildirisinin genel grevin silahlı ayaklanmaya dönüşmekte olduğu 25 Şubat günü hazırlanması manidardır. Önderliği yurtdışında bulunan partinin Petrograd örgütü olayların büyüklüğü ve hızı karşısında bocalıyordu. Bolşevikler her ne kadar harekete önderlik edemeseler de kitlelerin içinde sovyetler sloganı için ajitasyon yürütüp bizzat devrimin içerisinde yer aldılar. Ancak 1905'in hayaleti hortlamıştı, parti kadroları işçilerin kendiliğinden isyanına karşı kuşkuculuğu, yer yer kızgınlık ve sakinleştirme çabalarıyla harmanlıyordu. Bunun yanında kitleler ise dehşetli bir kararlılıkla kurşunlara taşla karşı koyuyor, ölüyor, kalkıyor ve yine ölüyordu. Kitleler Çarlığa karşı tüm öfkelerini kusuyorlardı. Onlar topla, tüfekle, süngüyle susturulamazdı. Binler her ölümde onbinlere, onbinler yüzbinlere açılıyordu. Böyle bir güce karşı koyabilecek bir egemen güç yeryüzünde görülmemiştir. Askerleri kazanmak için işçiler arasında muazzam bir çaba vardı. İşçiler verdikleri mücadeleyle, gösterdikleri kararlılık ve cesaretle askerleri kazanmayı başardılar, neredeyse tüm Petrograd garnizonu isyancılardan yana geçmişti. 1905'te gerçekleşmeyen şey 1917 Şubat'ında tüm gürültüsüyle gerçekleşti. İşçi ve askerin birleşmesi ile devrimin en önemli adımlarından biri de atılmıştı.
Şubat Devrimi Ekseninde Kendiliğindenlik Sorunu ve Önderlik
Şubat Devrimi savaşın ve açlığın mengenesinde can çekişen işçi ve askerlerin “kendiliğinden” başkaldırışıyla zafere ulaşmıştı. Kitleleri yönlendiren bir parti yoktu. Ancak bu somut gerçekliği alıp kendiliğindenliğe biat edenlere bir noktayı da hatırlatmak gerekiyor. Proletarya onca yıl devrimci propagandayla işlenmişti. İşçi sınıfı içinde bu devrimci propagandanın taşıyıcısı Bolşevik işçi önderleri Şubat günlerine önderlik edenlerdi. Dolayısıyla kitlelerin ayaklanışı ancak öncü partinin ideolojik hegemonyasıyla beraber düşünüldüğünde anlam taşır. Troçki Şubat devriminin öznesiyle ilgili soruna şöyle bakıyordu: “Şubat devrimini kim yönetti sorusuna artık net bir cevap verebiliriz: özellikle Lenin'in parti okulunda yetişmiş, bilinçli ve iyi pişmiş işçiler. Ama bu önderliğin, ayaklanmanın zaferini sağlamaya yeterli olsa da, baştan itibaren, devrimin gidişatını proleter öncünün ellerine verme yeteneğinde olmadığını da eklememiz gerekir.” (11)
Buradan da Şubat Devriminin temel paradoksuna ulaşılıyordu. Çarlığı yerle bir eden ayaklanma sonrasında, üstelik işçi ve askerlerin öz yönetim organı olarak sovyet gibi bir yürütme organının varlığında iktidar nasıl olmuş da burjuvazinin eline geçmişti? Bu durumu ancak Menşeviklerin ve Sosyal Devrimcilerin (SR'ler) devrim programlarını anlayarak açıklayabiliriz. Menşevikler zaten kendi görevlerini iktidara gelecek burjuvaziye muhalefet olarak sınırlandırmışlardı. Sosyal Devrimcilerse kendilerine proletarya ve köylülük arasında bir ittifak kurma görevi biçiyorlardı. Ancak devrimle beraber kariyeristlerin akınına uğrayan SR'lerin köylülerden bahsederken mujiği değil esasen bakanlıklara oynayan zengin köylü kesimini kastettiğini söylemeliyiz. Menşeviklerin nasıl proletaryanın ikinci bir isyanından ödleri patlıyorsa, SR'ler de Rus devriminin en yakıcı sorunu olan toprak sorunu karşısında mujiğin tepkilerinden sakınmak için saklanabilecek neresi varsa oraya kaçışmak için tepiniyorlardı.
Burjuvazi ise Lenin ve Troçki'nin 1905'ten önce ve sonra birçok kez ortaya koydukları gibi devrimden ölümden korkar gibi korkuyor ve kendisini Çarlığın restorasyonuna adıyor, bunu başaramadığı ölçüde de devrimin enerjisini soğurmaya koyuluyordu. Ancak sovyetlerin varlığı ellerini kollarını bağlıyor, kitlelerin alttan gelen baskısı karşısında iktidar sorunu tüm çıplaklığıyla ortaya çıkıyordu. Devrimi alt sınıflar yapmıştı, ancak burjuvazi iktidara yerleşmişti. Bu apaçık bir çelişkiydi ve sovyetlerin bileşimiyle açıklanabilirdi. Sovyetlerin o dönemdeki bileşimi, başta köylü kitleleri olmak üzere Rus toplumu içinde küçük burjuvazinin nüfus bakımından üstünlüğünü ve devrimin henüz olgunlaşmamış niteliğini yansıtıyordu. Yine büyük oranda köylülüğe dayanan garnizonun fabrikalardan çok daha fazla temsil oranına sahip olması, askerin küçük burjuva ideolojiye yatkınlığı düşünüldüğünde küçük-burjuva demokrat partilerin sovyetlerde güçlenişini açıklar. Şekillenen özel koşullar iktidardaki burjuvazinin tarihi haklarını savunan küçük burjuva devrimcilerine halkı yönetme olanağını verdi. Kitleler için bu dönemde partiler arası program farkları da bilinmiyor ve önemsenmiyordu da, sınıfın bilincinin Bolşevizmle tanışması için daha vakit vardı. Böylece Menşevikler ve SR'ler parti olarak Bolşeviklerden avantajlı oldukları mevzileri kullandılar ve devrimin yürütme organında söz sahibi olup burjuvaziyle uzlaştılar ve iktidarı ona “teslim ettiler”.
İşçiler içinse bir mülk sahibinin yerini bir başkasının alması onlar için bir değişiklik yaratmayacaktı. Asker devrimden sonra siperde ölümle boğuşurken, işçi ise 8 saatlik işgünü istemiyle patronun karşısına grevle çıkarken “Bunun için mi sokak çarpışmalarında canımızı verdik?” diye hep bir ağızdan soruyorlar; Menşevikler ve SR'ler ise utangaç bir şekilde devrimin kazanımlarından dem vurup onları sükûnete davet ediyorlardı. Uzlaşmacılar devrimi sonuna kadar götürmeyi hiçbir zaman istemediler, kendi teorileri zaten iktidarın fethedilmesinin bir reddiyesiydi. “Küçük burjuvalar büyük burjuvaziye, güçler dengesinden bağımsız olarak, iktidarı almada öncelik hakkı tanıyorlardı. Bu temelde az çok, bir istasyonda veya bir tiyatroda bir Rotschild geçerken saygılı bir şekilde geri çekilip yol açan küçük tüccar ya da mütevazı serbest meslek erbabının içgüdüsel davranışıydı.” (12) Bu eşsiz metafor küçük burjuvazinin büyük burjuvaziye duyduğu öykünme ve yalakalık histerisini en vurucu gerçeklikle açıklar. Fakat asıl ironi burjuvazinin niyetlerine saklanmıştı: burjuvazi de iktidarı monarşiye devretmek için alacaktı. Burjuvazi bunu başaramayınca kendi güçsüzlüğünün ve kitlelerden kopukluğunun da farkında olarak uzlaşmacıları imdada çağırdı. Tarihin hiçbir evresinde farklı sınıflar birbirlerine karşı bu kadar nezaketle yaklaşıp hürmette kusur etmemişlerdir. Bu altüst oluş, proletaryadan korkunun katıksız bir ifadesiydi ve ancak proletarya sahneye çıkıp uzatılan iktidar tepsisini bir hamlede kavrayıp hasımlarını defettiği sırada son bulacaktı. Kabanın kabası bir doktrinizmin küçük burjuva sınıfsal kaygılarıyla bileşimi uzlaşmacılığın siyasal iflasına giden yolda tarihin en büyük komedyalarından birini yaratmış ve Ekim'e kadar sürecek devrimin asli krizi işte böyle başlamıştı: ikili iktidar.
İkili İktidar
Devrimden sonra kurulan burjuva nitelikli geçici hükümet ile taban inisiyatifiyle ayakta duran sovyetler sınıfsal kutuplaşmanın ve mevcut konjonktürde çözülmesi mümkün olmayan toplumsal krizin göstergesi olacak bir ikili iktidarı simgeliyorlardı. Geçici hükümet uzlaşmacıları sovyetlerdeki militan işçileri dizginlemesi için kullanıyor, Kurucu Meclis talepleri geçiştiriliyor, savaş ve toprak gibi yakıcı sorunlar karşısında tek kelime edilmiyordu. Sovyetler asli yürütme organı ve hayatı yaratan işçilerin gerçek örgütü konumundaydılar. Fakat bunalım henüz olgunlaşmamıştı. Kitleler hala uzlaşmacıların sözlerini dinliyorlar, kendilerini burjuvaziden ve onun geçici hükümetinden tamamen yalıtsalar da sovyetler içinde kök salan küçük burjuva filizleri söküp atamıyorlardı. Kitlelerin bilincinde sıçrama yaratacak Bolşevikler henüz önderlikten yoksundular. Böylece bir yanda yönetemeyen ve güçten yoksun bir resmi yönetici sınıf, diğer yanda da iktidarı fiilen elinde tutan ama toplumsal dönüşümü yaratacak kararlılıktan henüz mahrum olan bir katmanla karşı karşıyayız. İkili iktidarın özü sınıfların bu özgün konumlanışlarıyla belirlenmiştir.
Devrimin kalesi Petrograd'da işçilerin muhalefetine karşılık cephede de askerler arasında homurdanmalar baş gösterdi. Subayların askerlere karşı emir verme gücü yoktu, devrimden bu yana o kadar çok şey değişmişti ki! Orduda savaşma isteğinin zerresi bulunmuyordu. Toplumsal muhalefet Mart ayında böylece yükseliyordu. Çar'ın bakanları, aristokratlar Çarlık Rusya'sının tüm belalı karşı-devrimcileri “devrim hükümeti”nin içindeydiler ama iktidardan o kadar acınası bir uzaklıktaydılar ki. İkili iktidarın bir kanadının tasfiyesi bizzat yapısı gereği zorunluydu. Toplumsal krizin özgün koşullarının ürünü olan bu iktidar biçimi doğası gereği yıkılmaya mahkûmdu. Lenin'in gelişiyle beraber o zamana kadar oldukça pasif kalan bir örgüt tüm bu çelişkilerin yumağını çözebilecek tek alternatifi, proleter devrimi hazırlayacaktı. Bu örgüt Bolşevik Parti'den başkası değildi.
1 Lenin, Demokratik Devrimde Sosyal Demokrasinin İki Taktiği, Sol Yayınları s:44
2 Lenin, age s:50
3Aktaran Marcel Liebmann, Lenin Döneminde Leninizm s:96
4 Lev Troçki, Rus Devriminin Tarihi, Cilt 1, s:15
5 Lev Troçki, 1905. www.marxist.com
6 Lev Troçki, age.
7 Michael Löwy, Troçki ve Lenin:1905-1917
8 Lev Troçki, age.
9 Sosyalizm ve Toplumsal Mücadeleler Ansiklopedisi, s:548
10 Aynur Akman, 90. Yılını Bırakırken Ekim Devrimi, Marksist Bakış sayı:13
11 Lev Troçki, Rus Devriminin Tarihi, Cilt 1, s:162
12 Lev Troçki, Rus Devriminin Tarihi, Cilt 1, s:179