Metin Ercan : "Çin'de istihdam ve ücretler"
(04.08.10)
Çin Halk Cumhuriyeti’nin uzun yıllardır sürdürdüğü ekonomik büyüme mucizesinin arkasında ihracat performansı, ihracat performansının arkasında ise düşük kur ve ucuz işgücü bulunuyor.
Ancak maliyete dayalı bu avantajların gelecekte sürdürülemeyeceği anlaşılıyor. Geçtiğimiz aylarda ABD’nin lobisiyle Çin’in kur politikalarının uluslararası kamuoyunun gündemine getirilmesinden sonra şimdi de özellikle yabancı sermayeli şirketlerde ücretlerin yükseltilmesi yönündeki baskı ve grevler Çin’in ‘ucuzluğunu’ zaman içinde azaltabilir.
Ucuz işgücüne dayalı ekonomik büyümenin sağladığı zenginlik uzun vadede ister istemez, işçi sınıfının da bu zenginlikten talep ettiği payın artmasına ve işgücü maliyetinin yükselmesine neden oluyor. Ekonomik refahın sonucu olan demografik dinamikler ve nüfusun yaşlanmaya başlaması da işgücü piyasalarındaki arz talep dengesini değiştiriyor.
The Economist dergisine göre Çin’de ortalama aylık ücret yaklaşık 200 dolar ile ABD’deki ortalama ücretin yirmide biri seviyesinde bulunuyor.
Ancak son yıllarda Çin’de ücretler hızlı bir şekilde artıyor. Bir araştırmaya göre, 2002-2006 arasında Çin’de birim ücretlerin yıllık ortalama artış oranının yüzde 9 olduğu, şehirlerde ise bu artışın yüzde 11’e yükseldiği hesaplanıyor. Yaşlanmaya başlayan nüfusun, ekonomiye sağladığı genç işçi arzını azaltması ücretlerdeki artışın bir nedeni oluyor. Bu faktörün önümüzdeki yıllarda etkisini daha fazla belli edeceği tahmin ediliyor. Demografik analizler, 15-29 yaş arası nüfusun oranının 2011’den sonra hızlı bir şekilde düşüşe geçeceğini gösteriyor. Çin’in kıyı şehirlerinde yoğunlaşan üretim sanayiinde 120 milyon civarında işçi çalışırken, iç bölgelerindeki tarım kesimlerinden sanayii faaliyetlerine katılabilecek 70 milyon potansiyel işçi bulunuyor.
Ancak, bu tarım nüfusunu sanayiye çekmek için üreticiler tarafından daha yüksek ücretlerin gözden çıkarılması gerekiyor. Diğer taraftan ekonomik zenginleşmenin getirdiği sınıfsal gerilimler, toplu iş sözleşmeleri, grevler ve diğer istihdam anlaşmazlıklarında kendini gösteriyor. Örneğin, başta Japon sermayeli olmak üzere, yabancı sermayeli şirketlerin faaliyetlerini yoğunlaştırdığı Guangdong bölgesinde yargıya yansıyan işçi-işveren anlaşmazlıklarının sayısı bir önceki seneye göre yüzde 30 oranında artış göstermiş.
Sadece mayıs-temmuz arasında bu bölgede 36 adet grev başlatılmış. Toplamda ise Çin’de 2008 yılında tespit edilen işçi-işveren anlaşmazlıkları 300 bine ulaşmış. Özellikle Japon firmalarının uyguladığı Japon-Çin çalışanlar arası ücret dengesizlikleri büyük tepkilere neden oluyor.
Çin’de işçilik maliyetlerinin artacak olmasının tüm dünya ekonomisi üzerindeki ciddi etkileri zaman içinde gözlemlenecek. Kimi ekonomistler bu durumun ‘enflasyon’ ihracına yol açacağını iddia ederken, yaygın olan görüşte, Çin istihdamının ‘tüketici’ fonksiyonunun ön plana çıkacağı savunuluyor.
Çin’in düşük maliyetli işgücüyle ürettiği ucuz ürünlerin gelişmiş ülkelerdeki ithalat pazarlarına hâkim olarak hane halkı kesiminin tüketimini ucuzlattığı bilinen bir gerçek.
Bir tahmine göre, ABD ekonomisi bakımından, Çin’den gerçekleştirilen ithalat, her ABD hanehalkına yılda 1000 dolar düzeyinde bir tasarruf sağlıyor. Ancak Çin’den gelen malların pahalanmasının tek başına enflasyonu körüklemesi uzak bir ihtimal olarak görülüyor.
Çin’den yapılan ithalatın toplam tüketim ve ticaret hacmi içindeki payı ve Merkez Bankası’nın politikalarının etkinliği ile bu durumun enflasyon tehdidi oluşturması beklenmiyor. Diğer taraftan, ücretlerin artmasıyla birlikte geliri yükselen Çin çalışan kesiminin tüketimlerini yüzde 20 artırması varsayımı ile sadece ABD’nin Çin’e ihracatının 25 milyar dolar düzeyine büyüyerek 200 bin kişilik yeni istihdam alanı açılacağı hesaplanıyor.
Ayrıca söz konusu ekonomik dinamik, Çin istihdamının küresel üretimdeki konumunu değiştirerek, ucuz işgücünün başka piyasalarından teminiyle sonuçlanabilecek.
Çin sanayii, artık gelişmiş ekonomilerin basit montaj işleri yerine, daha katma değerli ve teknik beceri gerektiren görevleri gerçekleştirirken, ucuz işgücü gerektiren faaliyetler şimdiden Vietnam gibi yeni gelişen piyasalara kaymaya başladı.
Sözün özü, Çin gelecekte, diğer ekonomilerin yerli üretimini ‘öldüren’ ucuz ithalat kaynağı olmak yerine, ihracatın yönelebileceği büyüyen bir tüketim pazarı haline gelecek. Ucuz işgücüne dayalı üretim ise Vietnam gibi sanayileşmenin daha erken safhalarındaki pazarlara kayacak.
Türkiye gibi gelişmekte olan ekonomiler, Çin’in ‘tehdit’ olmaktan çıkarak ‘pazar’ haline gelmesini bir fırsat olarak görebilirler. Kendileri de ucuz işgücü kaynağı olarak görülen ekonomiler unutmamalı ki, ‘ucuz’ işgücüne dayalı rekabet avantajlarını sonsuza kadar sürdüremeyecekler.
Eninde sonunda, teknolojik gelişme, farklılaşma ve daha kalifiye istihdama dayalı bir rekabet avantajı kalıcı olacak.
Radikal