BOLŞEVİZM ÜZERİNE

Sınıf ve sınıf savaşımı teorileri, Marks'ın tarihin gelişimini, onun devindirici güçlerini açıklarken kullandığı en temel unsurlardan biridir. Buna göre sınıflar durağan, sabit yapılar değil, tarihsel süreçler içinde belli olgunluk ve gelişmişlik evrelerinden geçen canlı organizmalardır. Ayrıca, sınıflar çatışma halinde bulunurlar. 'Bireyler ancak, bir başka sınıfa karşı ortak bir mücadele içinde yer aldıkları ölçüde bir sınıf oluştururlar.'(1) Mücadele içinde sınıflar bağlılık, örgütlenme, güven ve bilinç kazanırlar (veya kaybederler). Siyasal partiler de sınıflar arası mücadelede kullanılan silahlardır.
Parti neden gereklidir, partinin yapısı nasıl olmalıdır, işçi sınıfı ile ilişkisi ve devrimci süreçlerdeki rolü nedir soruları Marksist teorisyenlerin cevaplandırmaya çalıştıkları belirleyici konulardır.
Marksist teorisyenlerin parti konusundaki tutumlarını irdelerken, onları, içinde bulundukları tarihsel bağlamdan bağımsız ele almamak gerekir. Marks için bu tarihsel bağlam kuşkusuz işçi sınıfının tarihin öznesi olma özelliğinin vurgulanması, dolayısıyla her türlü darbeci, Jakoben-Blanquici veya anarşist gelenekle mücadele idi. Bu yüzden çok heterojen bir yapıya sahip olsa da politik işçi örgütlerinin kurulması, Marks için birincildir. Marks, özellikle ABD gibi politik işçi örgütlerinin zayıf olduğu ülkelerde doktrin bakımından çok zayıf da olsa kurulacak proleter kitle partilerinin önemini ısrarla vurgulamıştır. Almanya veya Fransa gibi hareketin çok daha yaygın olduğu ülkelerdeyse Marks, partinin teori ve program konularının önemi üstünde durmuştur. Bununla birlikte, parti ile işçi sınıfı arasındaki ilişki konusunda Marks ve Engels'in tutumunu Molyneux’un şu sözleri daha iyi ifade eder: "Geniş bir parti sürekli ve ağır ağır yayılır ve ezici çoğunluğu sonunda kucaklayana kadar proletaryanın geniş seksiyonları içinde örgütlenir." Marks için ana hedef sınıf mücadelesini temel alan ve geniş işçi katmanlarını kapsayan bir politik örgütlenme kurmaktı. Örgütün kendiliğinden devrimci bir yöne evrileceğini düşünüyordu. Bu anlayışa göre parti, sınıfın tümünü temsil eder ve varolan farklı eğilimleri bünyesinde taşımalıdır. Marx'ın söz konusu anlayışının dayandığı temel, 'iyimser evrimciliktir'. Yani işçi sınıfı bir bütün olarak mücadele içinde sınıf bilincini yükseltir ve devrimcileşir. Sınıfın yükselen devrimci dalgası, işçi sınıfının gerici her türlü ayak bağından kurtulmasını sağlar. Ne var ki Marks'ın buanlayışı, kapitalizmin yükseliş döneminde kazanılan reformların oynayacağı yatıştırıcı rolü ve politik işçi sınıfı reformizminin mümkün olduğunu ve devrim yolunu tıkayan büyük bir tıkaca dönüşebileceğini gözardı eder. Rosa ve Troçki'nin Lenin'in parti anlayışına direnmesinin en önemli sebebi, onların da Marks gibi kitlesel işçi mücadelelerinin devindirici gücüne güvenleriydi.
Ne var ki Lenin'in parti anlayışı (Bolşevik Parti); partinin neden gerekli olduğu, yapısının nasıl olması gerektiği, sınıf ile partinin ilişkisinin ne olduğu ile devrimci süreçte partinin rolünün ne olması gerektiği gibi en temel noktalarda devrimci Marksist teoriye yeni açılımlar sağlamıştır. Burada önemli bir nokta, Bolşevizm'in, Lenin'in kafasında çakan bir şimşeğin ürünü olmadığı, aksine hem sınıf mücadelesinin ihtiyaçlarına karşılık vermenin, hem de bu süreç boyunca işçi sınıfından öğrenmenin zorunlu kıldığı uzun iç ve dış mücadele sürecinin ürünü olduğudur.
İlk olarak, 20.yy'ın başındaki Rusya'da, işçi sınıfının bütününü temsil eden geniş kitle partisini oluşturmak imkansızdı. 'Ancak ıslah olmamış bir ütopyacı otokrasi altında geniş bir işçiler örgütü düşünebilir.'(2) Yani, nesnel faktörlerin sonucu, etkinlik ihtiyacı baskı koşullarında profesyonel devrimcilerden (her hangi bir işte çalışmayan, tüm zamanını örgütsel faaliyetler için harcayan, ekonomik gereksinimleri parti tarafından karşılanan örgütçü) oluşan küçük bir örgütü zorunlu kılıyordu. Profesyonel devrimcilerden oluşan parti, başlı başına bir amaç değil, baskı koşullarının zorunlu kıldığı bir araçtı.
Bununla birlikte, baskının, muhataplarına eşit ve homojen bir şekilde dağıldığı söylenemez. Çarlık baskısının ilk hedefi, bürokratlara, üst düzey askerlere hatta bazen çara karşı suikastlar düzenleyen, bombalı saldırılar yapan, orta sınıf aydın ve entelektüellerin örgütü Narodniklere yönelikti. bu örgüt daha sonra Sosyalist Devrimciler adını alan aldı. Narodnikler aynı zamanda Rusya'da olası bir devrimle kapitalist aşamanın atlanabileceğini savunuyorlardı. Bütün bunlar onları, çarlık gizli polisinin gözünde 'acil tehlike' yapıyordu. Marksistler ise hem bireysel terörizme karşı ideolojik mücadele verdiklerinden, hem de kapitalizmin gelişmesinin kaçınılmazlığını vurguladıklarından çarlık gizli polisinin ilk hedefi olmuyorlardı. Bu durumda Rusya'da Marksizm görece daha rahat koşullarda (yükselen işçi hareketinin belirleyici önemiyle birlikte) hızla yayılma fırsatı buldu. 'Böylece, kaçınılmaz olarak kendilerini açıkça ifade eden heterojen unsurların bir koalis-yonu ortaya çıktı. Kapitalizmi kaçınılmaz ve ilerici gören ama aynı zamanda onunla savaşmak ve onu yıkmak isteyen Marksistlerle, sosyalizmi uzak ve belirsiz bir ideal olarak görüp gerçekte kapitalizmi destekleyen Marksistler birbirine zıt eğilimler oluşturuyorlardı.'(3) Dolayısıyla, daha işin başında Lenin, radikal laflar eden çok sayıda insan arasından, gerçekten mücadeleci unsurları seçmek zorundaydı.
Ekonomizmle Mücadele
Yükselen işçi hareketine paralel olarak, sosyal demokrat hareket içinde ekonomik ve siyasi eğilimler arasında bir ayrım kendisini göstermeye başladı. Ekonomistlere göre sosyalistler, ajitasyonlarını tek tek fabrikalardaki saf ekonomik meselelerle sınırlandırmalı, en fazla fabrikalar arası taleplerle yetinmeliydiler. Ekonomik mücadeleler sırasında işçiler, politikaya ihtiyaçları olduğunu hissedeceklerdi. Lenin'in tutumu ise temelden farklıydı. Lenin'e göre, proletarya Çarlık'ın yıkılmasını ilk ve en önemli hedef olarak benimsemeli, demokrasi ve politik özgürlük için verilen her mücadelenin öncülüğüne yerleşmeee çalışmalıdır. Lenin ekonomistleri şöyle eleştirir: 'Böylelikle bir yandan, işçi sınıfı hareketi sosyalizmden koparılıyor, işçilerin ekonomik mücadeleyi sürdürmelerine yardım ediliyor, fakat bir bütün olarak hareketin sosyalist hedeflerini ve siyasi görevlerini işçilere anlatmak için hiç çaba gösterilmiyor. Öte yandan, sosyalizm işçi hareketinden koparılıyor.'(4) Lenin, proletaryanın görevlerini daraltmak için atılan her adımın, burjuvazinin ekmeğine yağ sürdüğünü savundu. Ekonomistlerle mücadele çok uzun sürdü, Bolşevizm birçok özelliği bu mücadele sürecinde pekişti. Bolşevizmin, denilebilir ki, en belirleyici yaklaşımı olan 'kendiliğindencilik ve kaderciliğe karşı sınıf mücadelesine devrimci müdahale' fikri, bu yıllarda ortaya çıktı ve pekişti. Bu sonuç, Lenin'in şu sözlerinde saklıdır: 'Kitle hareketi karşımıza yeni teorik, politik, ve örgütsel görevleri, kitle hareketinin gelişmesinden önceki dönemde bizi tatmin edebilenlerden çok daha karmaşık görevleri çıkarmaktadır'(5) Bu sözlerin önemi, kendiliğinden ortaya çıkan harekete bilinçli müdahaleyi savunmasıdır, görevden kasıt budur. Bu sözlerdeki, kendiliğindenlik ile bilinç, kitle hareketi ile parti arasındaki diyalektik anlayış, Marksist teori için muazzam önemdeki ileri bir adımdır, çünkü kadercilikten radikal bir kopuşu ifade eder, müdahalecidir.
Ne Yapmalı?
Ne Yapmalı (1902)'da Lenin, ekonomizme karşı büyük bir saldırıya geçer. Kitap, tüm Rusya'yı kapsayan bir yayın organı temelinde, profesyonel devrimcilerden oluşan, ülke çapında bir devrimci örgütlenmenin kurulmasını vurgular. Kendiliğindenlik ile bilinç ilişkisini tartışır, hedefte kendiliğindenci-kaderci ekonomizm olduğundan var gücüyle kendiliğindenciliğe yüklenir. ' Görevimiz, sosyal demokrasinin görevi, kendiliğindenlik ile mücadele etmek, işçi sınıfı hareketini burjuvazinin kanatları altına girmek için verdiği bu kendiliğinden, sendikacı uğraştan çevirmek ve devrimci sosyal demokrasinin kanatları altına almaktır.' Ve bu noktadan sonra Lenin'in ifadeleri aşırı bir hal almaya, ekonomizmle zıt yönde bir savrulmaya varır: ' Tüm ülkelerin tarihi göstermiştir ki, işçi sınıfı yalnızca kendi çabasıyla ancak sendikal bilinç geliştirebilir, yani sendikalarda birleşmek, işverenlere karşı mücadele vermek, gerekli işçi yasalarını geçirmesi için hükümeti zorlamaya çalışmak vb. gerektiği inancı.' Bir başka yerde de: 'siyasal sınıf bilinci işçilere ancak dışarıdan götürülebilir, yani, ekonomik mücadelenin, işçilerle işveren arasındaki ilişkiler alanının dışından. Bu bilgiyi edinmenin olanaklı olduğu tek alan, tüm sınıfların ve katmanların devlet ve hükümet ile ilişkileri alanı, tüm sınıfların arasındaki karşılıklı ilişkiler alanıdır.'
Burada Lenin, kuşkusuz, kendiliğindenlik ile bilinç arasında derin bir uçurum olduğunu ifade ederken hatalıdır. Çünkü Tony Cliff'in de belirttiği gibi kendiliğindenliği bilinçten tamamen ayırmak mekanik olur ve diyalektik değildir. Lenin'in de daha sonra ifade edeceği gibi saf kendiliğindenlik yoktur, her kendiliğinden hareketin içinde daha gelişmemiş halde bir liderlik ve disiplin mevcuttur. Ayrıca tarih işçilerin kendiliğinden ayaklanmalarının sendika politikacılığından çok daha yükseklere ulaşabileceğini gösteren pek çok örnekle doludur: Çartistler, Fransa 1848 Devrimi, Paris Komünü, 1905 ve Şubat 1917 Rus Devrimi, 1956 Macar Devrimi, 2003 Bolivya ayaklanması vs. Bir diğer önemli nokta da Lenin'in ifade ettiği dışarıdan sosyalizm taşıma ifadesi, işçi sınıfının tarihin öznesi olma özelliğine itiraz edenler tarafından kullanılabilecek bir uç ifade niteliğindedir.
Lenin'in bu yanılsamalardan kurtulması için 1905 Devrimi'ni görmesi gerekti. Devrim, Lenin'i parti ve sınıf ilişkileri konusunda önemli vurgu değişikliklerine götürdü. Devrim sürecinde kendiliğinden uyanan işçi yığınlarının dev dalgalar halinde Çarlığı dövdüğüne şahit olan Lenin artık şunları söylüyordu: 'En ufak bir kuşku duyulamaz ki devrim Rusya'daki işçiler kitlesine sosyal demokratizmi öğretecektir... Böyle bir zamanda işçi sınıfı açık devrimci eylem için içgüdüsel bir dürtü hisseder.' Lenin 1907'de şunları söylüyordu: 'Ne Yapmalı ekonomist çarpıtmaların tartışmalı olarak düzeltilmesidir ve bu broşüre bir başka açıdan bakmak hatalı olacaktır.' Bütün bu yeni kavrayışlar sırasında ekonomist kendiliğindenci kaderci anlayıştan kopuş korunmuş, geriye gidilmemiştir. Fakat bu kez önceki elitist temelden tamamiyle kopulmuş, Ne Yapmalı'da olmayan diyalektik kavrayış yakalanmıştır: 'Kuşku yok, devrim bize öğretecek, ve halk kitlelerine öğretecek. Fakat militan bir siyasal partinin su anda yüz yüze geldiği soru şudur: Devrime herhangi bir şey öğretebilecek miyiz?'
Bu teorik değişiklik, Bolşevik Parti yapısındaki değişiklikleri beraberinde getirmek zorundaydı. Profesyonel devrimciler ve parti komiteleri, her ne kadar baskı koşullarında gizlilik ve uzmanlığın önemini ortaya koymuşlarsa da dışarıdan sosyalizm anlayışının ürünü olarak işçilere tepeden bakma eğilimi gösteriyorlardı. Bu yüzden parti komitelerinde hiç işçi yoktu. Ve parti içinde işçileri komitelere alma sorunu üzerinde sert mücadeleler yaşandı, sonuçta parti içindeki bu tutucu sekterlik zor da olsa aşıldı. Bu konuda Kasım 1905'te Lenin'in hoşnutluğu ortadaydı: 'Partinin üçüncü kongresinde parti komitelerinde her iki entelektüele karşı sekiz işçi olmasını önerdim bu öneri bugün ne kadar da eskimiş görünüyor! Şimdi, bir sosyal demokrat entelektüele karşılık birkaç yüz sosyal demokrat işçiye sahip yeni parti örgütleri istemeliyiz' Böylece 1905 Devrimi Bolşevik Parti anlayışında önemli bir sıçramayı sağlamış oluyordu. Parti bir bütün olarak sınıftan ayrı olmaya devam eder, ama artık o, sosyalizmi dışarıdan getiren sınıfsız entelijensiyanın partisi değil, ileri işçilerin partisidir, sınıfın bir parçasıdır.
1905 Devrimi'ni izleyen gericilik döneminde Bolşevik Parti hem taktiksel zenginlik kazanmış, hem de kendine has özelliklerini pekiştirmiştir. Partinin sadece bir saldırı örgütü olmadığı düzenli geri çekilmeyi başarması gerektiği ortaya çıkmıştır. Ayrıca oportünizme karşı mücadele devam ettirilmiş, devrimci olmayan unsurlardan bütünüyle kopulmaya çalışılmıştır. Böylelikle, Bolşevik Partisi reformist ya da oportünist bir kanat taşımayan sadece devrimcilerden oluşan, işçi sınıfı içinde kalıcı bir temele sahip ilk parti olmuştur.
Bolşevizm'in Özü
Bolşevizm, sınıf mücadelesine aktif, devrimci Marksist bir çizgide müdahale ihtiyacından kaynaklanmıştır. Bu nedenle, hem egemen sınıfa karşı, hem de işçi sınıfı içindeki oportünizmin bütün belirtilerine karşı ısrarcı bir şekilde devrimci faaliyeti yürütme gerekliliği, partinin sadece en ileri sınıf bilinçli işçilerden oluşmasını zorunlu kılar. Yani, sınıf partisi ile sınıfın tamamı arasında bir ayrım olmalı, işçi sınıfı ile onun öncüsü olan parti karıştırılmamalıdır. Bu yaklaşım, kapitalizmde işçi sınıfının içinde bulunduğu objektif koşulların ürünüdür. İşçilerin bir kısmı devrimci fikirlerle kararlı bir mücadeleye hazırken, bir kısmı ise egemen sınıfın en gerici fikirlerine henüz tabi olmaktan kurtulamamıştır; ve işçiler çoğunlukla bu iki kutbun arasında yer alırlar. 'Bilinç sınıfa eşit olarak yayılmaz; bu nedenle ileri sosyalist işçilerin bilinci, bir bütün olarak ideolojik bakımdan heterojen olan sınıf içinde bu bilincin yarattığı etkinin maksimuma çıkarılması için örgütlenmeli ve merkezileştirilmelidir.' Yani Bolşevik Partisi ile ileri işçiler sınıfın geri kalanından ayrılarak, sıkı ve disiplinli bir koordinasyon oluşturup, işçi sınıfının günlük mücadeleleri dahil her türlü kavgada bizzat yer alır ve daima işçi sınıfının en genel çıkarlarının savunucusu olur. Böylece, parti işçi sınıfının basit bir temsilcisi olmaktan çok, verdiği mücadelelerde sınıfa önderlik ve rehberlik etmeye çalışan müdahaleci bir savaş partisi rolünü üstlenir. Denilebilir ki, ' bir bütün olarak sınıf, sürekli bir şekilde kapitalizme karşı bilinçsiz bir muhalefet içindedir, parti ise sınıfın, bilinçli olup, geri kalanın mücadelesine bilinçli bir yön vermeye çalışan kesimdir.'
İşçi sınıfının ileri bir azınlığından oluşan parti, asla kendisini sınıfın yerine koymaz veya azınlık olarak iktidarı ele geçirmeye çalışmaz. Partinin rolü, kendini iktidara taşımak değil, kapitalizmin yıkılması ve işçi devletinin kurulma ve sağlamlaştırma sürecine liderlik ve rehberlik etmektir. Sovyet devleti, bütün işçi sınıfının en yüksek düzeyde somut cisimleşmesidir. Lenin'in ifadeleriyle: 'Sosyalizmde... nüfusun bu kitlesi, sadece oy verirken ve seçimlerde değil, devletin günlük yönetiminde de bağımsız bir parti konumuna yük