DEVRİMCİ MARKSİZM VE TROÇKİ

1940 Mayıs'ında, Troçki, "Stalin Benim Ölümümü Arıyor" adlı makalesinde geleceği öngörür gibiydi. 3 ay sonra 20 Ağustos 1940'ta Meksika Coyocan'da Stalin'in ajanı Roman Mercador Troçki'yi kafasına vurduğu bir buz kıracağıyla ağır biçimde yaralamış ve Troçki bir gün sonra ölmüştü. Bu cinayet Stalin'in eski Bolşeviklere yönelik cinayetlerinin en sonuncusu ve en zarar verici olanıydı. Bunun nedenini 1935'te yazdığı bir makalede, Troçki'nin anlatımıyla dinleyelim: "... yaptığım işin 'yeri doldurulamaz' olduğunu söyleyemem, 1917-1924 döneminde bile. Halbuki şu anda yaptığım kelimenin tam anlamıyla 'yeri doldurulamaz' bir şey. Bu ifadede en küçük bir övünme yok. İki Enternasyonal'in çöküşü, bu Enternasyonallerin şeflerinden hiçbirinin altından kalkamayacağı bir sorun yarattı. Kişisel yazgımın özel koşulları beni bu sorunla karşı karşıya getirdi, ciddi bir tecrübeyle tepeden tırnağa silahlanmış olarak. İkinci ve Üçüncü Enternasyonal şeflerinden gına getirmiş yeni kuşağı devrimci bir metotla donatmak, ben hariç hiç kimsenin başaramayacağı bir görevdir."(Troçki, Sürgün Günlüğü, s.63, Yazın Yayıncılık)
Nasıl Lenin 1.Dünya Savaşı'nda 2. Enternasyonal'in ihaneti karşısında Marksimin değerlerine sahip çıkıp onu yaşatmayı başardıysa, Troçki de, Lenin'in ölümünden sonra, yükselen bürokrasinin Rusya'da ve komünist partiler aracılığıyla bütün dünyada Marksist geleneği tahrif etmesine karşı savaştı ve katledildiğinde Marksist mirası temiz bir bayrak olarak gelecek nesillere bırakmayı başardı.
Troçki'nin bütün yaşamı işçi sınıfına ve onun sosyalizm mücadelesine adanmıştı. Troçki, ilk defa tutuklanıp hapse girdiğinde daha 19 yaşındaydı. 2,5 yıllık hapis sonrası Sibirya'ya sürgün edilmişti. İlk Rus Devrimi olan 1905 Devrimi sırasında devrimin başkenti olan Petrograd Sovyeti'nin başkanı oldu. 1917 Ekim Devrimi'nde devrimin kalbi olan Petrograd'ın Sovyet başkanı yine Troçki'ydi. Bolşevik Parti devrim çağrısı yapmaya karar verdiğinde, oluşturduğu Devrimci Askeri Komite ile sovyetik ayaklanmayı doğrudan örgütleyen oydu. Stalin, 6 Kasım 1918'de yazmış olduğu 'En Seçkin Parti Liderlerinin Rolü' makalesinde Troçki'nin devrim sırasındaki rolünü şöyle ifade ediyor: "Ayaklanmanın pratik örgütlenişi çalışmasının bütünü Petrograd Sovyeti Başkanı olan Troçki'nin doğrudan liderliği altında yürütüldü. Kesin olarak söylemek mümkün ki, parti, garnizondaki dengenin bozularak ibrenin Soveyet'e kaymasını ve Devrimci Askeri Komite'nin çalışmasının yaşama geçirilmesindeki cesareti esas olarak ve herkesten önce yoldaş Troçki'ye borçludur."
Devrimin dikkatli gözlemcilerinden Sukhanov, Troçki'yi şu haklı ifadelerle anlatıyordu: "Devrimci kurmaydaki görevinin dışında kendisini parçalarcasına Obukhovski fabrikasından Trubochny'ye, Putilov'dan Baltık'taki tesislere, binicilik okulundan kışlaya koşuşturup duran Troçki, sanki her yerde aynı anda konuşuyordu. Gerek yığınlar gerekse kurmay personel üzerinde kurduğu nüfuz kesin bir belirleyiciliğe sahipti. O günlerin en önemli şahsiyeti ve tarihin bu önemli sayfasının önde gelen kahramanı oydu." (Sukhanov, Op.Cit., S.578)
Rus Devrimi'ni en iyi anlatan eser kabul edilen "Dünyayı Sarsan On Gün" kitabında John Reed, Troçki'nin Lenin'le birlikte devrimin en önemli önder olduğuna tanıklık yapar. Lenin'in milyonlarca kopyasının basılmasını ve diğer dillere çevrilmesini tavsiye ettiği bu harika eser Stalin döneminde Sovyet ve diğer resmi komünist partilerin basım listelerinden çıkarılmıştı. Bunun nedenini anlamak pek zor değil. Lenin'in kitap boyunca 63, Troçki'nin 53, Kamanev'in 8, Zinovyev'in 7 ve Stalin ile Buharin'in 2 kere geçmesi bile durumu açıklıyordu. Bu sayılar sadece gerçek durumu, devrim sırasında adı geçen kişiliklerin etkinliklerini anlatmaktan başka bir şey yapmaz.
Troçki sadece 1905 ve 1917'de Petrograd Sovyeti'nin başkanı, Ekim Devrimi'nin iki önderinden biri değil, devrimden sonra da devrimin zaferi için her türlü yükü omuzlamış birisiydi: Dışişleri Komiserliği, Kızıl Ordu'nun kurucusu ve önderi, 3. Enternasyonal'in ilk 4 kongresinin tezlerinin Lenin'le birlikte mimarı.
Rusya'da ve uluslararası kamuoyunda Lenin-Troçki hükümeti olarak bilinen hükümetin devrim sonrasında önünde zorlu bir mücadele devam ediyordu. En hayati görevlerden birisi devrimin Beyazlara ve diğer emperyalist ülkelerin saldırılarına karşı savunulması için Kızılordu'nun kurulmasıydı. Devrimi korumak için bu önemli görev devrimin en güvenilir liderlerinden birine Troçki'ye verilmişti. Deutscher, 1917 Ekimi'nde eğitim görmüş kızıl muhafızların sayısının Petrograd'da 4 bin, Moskova'da ise 3 bin olduğunu söylüyordu. Kızılordu bu ufak sayılardan 2,5 yıl içinde beş milyona çıkacaktı. Lenin, Gorki ile bir söyleşisinde Troçki'den işte şöyle söz ediyordu: "Bir tek yıl içinde örnek bir ordu örgütleyen ve askeri uzmanların saygısını kazanan başka bir adam gösterin bana. Elimizde böyle bir adam var. Her şeyimiz var. Ve harikalar yaratacağız." (Maksim Gorki, Lenine et le Pysan Russe, s. 95-96) Stalinist rejim tarafından, bu sözler, Lenin eserlerinin sonraki baskılarından çıkarılmıştır.
Troçki'nin hayatının en önemli dönemine, Marksist geleneği devam ettirmek için Stalinist bürokrasiye karşı mücadele verdiği döneme, geçmeden önce Troçki'nin Marksizme en büyük katkılarından biri olan Sürekli Devrim teorisini incelememiz gerekir.
Sürekli Devrim Teorisi
Her ne kadar Troçki, hayatının sadece son 15 yılını yeri doldurulamaz olarak görse de kökenlerini Marks'ta bulan sürekli devrim teorisi onun geri kalmış ülkelerde iktidarın işçi sınıfının eline geçmesi konusunda Marksizme önemli bir katkısıdır.
Sürekli devrim teorisine göre, 1789'da Fransız Devrimi'nde yaşanan durumun aksine, artık burjuvazi arkasına halk kitlelerini alarak iktidarı ele geçirmek için feodalizmin hakim sınıflarına karşı bir devrime girişmeyecektir. Çünkü burjuvazinin proletaryadan korkusu feodalizme yönelik nefretinden büyüktür. Bu nedenle demokratik görevler ancak köylülük ve küçük burjuva unsurları peşine takan proletarya tarafından gerçekleştirilebilir. Ama, proletarya kendisini demokratik görevler ile sınırlandıramaz. İktidarı aldığı andan itibaren, proletarya, diktatörlüğünü inşa etmeye başlar. Bu diktatörlük öncelikle demokratik görevleri yerine getirir ve devrimin diğer ülkelere yayılmasıyla eş anlı olarak sosyalist görevlerin gerçekleştirilmesine başlar.
Troçki eşitsiz ve bileşik gelişme yasası nedeniyle geri ülkelerin gelişmiş ülkelerle aynı rotayı -önce burjuva demokratik devrim, sonra sosyalist devrim- izlemek zorunda olmadığını söyler: "Geri bir ülke ileri ülkelerin maddi ve ideolojik kazanımlarını sahiplenir... İleri ülkelerin çekicisinin peşine takılmak zorundaki geri bir ülke sıraya uymaz: tarihsel olarak geri bir durumun sunduğu imtiyaz... bir halka, bir dizi ara aşamayı atlayarak, daha zamanı gelmeden önce, yaratılan her şeye ulaşma imkanı tanır ya da daha doğrusu onu buna zorlar... Amerika'yı sömürgeleştiren Avrupalılar tarihe yeniden başlamadılar... Tarihsel bakımdan geri bir ulusun gelişmesi, zorunlu olarak, tarihsel sürecin farklı evrelerinin özgün bir kombinasyonuna yol açar."(Troçki, Rus Devriminin Tarihi I: Şubat Devrimi: Çarlığın Devrilmesi, s. 14-15, Yazın Yayıncılık)
Troçki ülkenin büyüklüğüne oranla küçük ama yoğunlaşmış bir sınaiye sahip Rusya'da proletaryanın politikaya etkisinin ABD gibi gelişmiş bir ülkeden daha belirleyici olabileceğini söyler. Bu nitelikleriyle "işçilerin ileri bir ülkeden önce, ekonomik olarak geri bir ülkede iktidara gelmeleri mümkündür." (Troçki, Sürekli Devrim, Sonuçlar ve Olasılıklar, s. 200, Yazın Yayıncılık) Ancak Troçki ulusal arenada başlayan bu devrimin diğer ülkelere yayılmaması koşulunda yenilgisinin kaçınılmaz olduğunu vurgular. 1848 devrimlerinden sonra Fransa'daki girişimlerin başarısızlığını açıklarken Marks da devrimin ulusal sınırlarla sınırlı kalmayıp yayılmasının ölüm kalım meselesi olduğunu vurgulamıştı.
"İşçiler, nasıl burjuvaziyle yanyana kendilerini özgürleştirebileceklerine inanıyorlardıysa, aynı biçimde, öteki burjuva uluslarla yanyana, ve Fransa'nın ulusal sınırları içinde bir proleter devrimi tamamlayabileceklerini düşünüyorlardı. Ama Fransa'nın üretim ilişkileri, dış ticaretiyle, dünya pazarındaki konumuyla ve bu pazarın yasalarıyla koşullanmıştır; Fransa, dünya pazarının despotu İngiltere üzerinde de etkisi olacak bir Avrupa devrimci savaşı olmadan bunları nasıl kırabilirdi?"(Karl Marks, Fransa'da Sınıf Savaşımları: 1848-1850, s.42, Sol Yayınları, Ankara: 1996)
1905 devriminden sonra formülize edilen bu teori sanki gelecekte olacakları anlatır gibidir. 1917 Ekim Devrimi, sürekli devrim teorisinin en önemli ispatı olacaktı.
Troçki Bolşevik Mirasa Sahip Çıkıyor
Lenin, Alman devriminin başarısız olması durumunda Rus devriminin kaybedeceğini bir çok defa vurgulamıştı. Gerçekten de öyle oldu, devrim dalgasının Almanya ve Macaristan’da kaybetmesinin ardından uluslararası sermaye Rusya’daki işçi iktidarını boğmak için karşı devrimci orduları örgütledi. Çıkan iç savaşta tam 6 milyon insan öldü, bunların 4 milyonu Kızılordu saflarındaydı. İşçi sınıfının en kararlı unsurları ve komünistler cephede ilk ölenlerdi. İç savaş boyunca sanayi yok olma noktasına geldi, şehirler açlıktan kırıldığı için boşaldı. İç savaş devrimi boğamamıştı ama öldürücü darbeyi de vurmuştu. Rusya, iç savaştan en dinamik kesimlerini kaybetmiş, çökmüş olarak çıktı. İşçi sınıfının maddi varlığının hemen hemen sona erdiği koşullarda Bolşevik Partisi kendini sovyetlerde işçi sınıfı yerine ikame etmek zorunda kaldı. Ayrıca on binlerce parti üyesi işçi devleti memuru haline geldi. Bu memurları seçecek, denetleyecek ve gerektiğinde görevden alabilecek işçi sınıfı iç savaş boyunca atomize olmuştu. Bu koşullar, işçi iktidarını yıkan bürokrasinin ayrıcalıklı bağımsız bir güç olarak ortaya çıkışının maddi temellerini oluşturdu. İç savaştan sağ çıkmayı başaran işçi devletini önemli bir tehlike daha bekliyordu: şehirleri daha fazla beslemek istemeyen köylüler. Yeni Ekonomik Politika (NEP) ile birlikte köylülelere istedikleri tavizler verildi; özel sektörün bir serbest pazar oluşturmasına imkan sağlandı. Şehirlere gıda arzını artırmak için girişilen bu politikanın bedeli, işçi sınıfının gücünün mülk sahipleri lehine azalması ve bürokrasinin hem partide hem de işçi devletinde konumunu hızlı bir şekilde güçlendirmesi oldu. İç savaş ertesinde, Bolşeviklerin hükümet olmaya devam edeceğinin anlaşılmasıyla parti kariyeristlerin akınına uğradı. bu da güçlenen bürokrasinin partide yükselebileceği zemini sağladı. Stalin’in hızla yükselişi ile bürokrasinin hızlı gelişimi paraleldi. Durum bir süre sonra ayrıcalıklı bürokrasinin kendini bir sınıf olarak örgütleyip proletarya iktidarının temellerini yavaş yavaş yıkmasıyla sonuçlanacaktı. Lenin de bürokrasinin güçlenişinin ve devletteki yozlaşmaşmanın farkındaydı: "Bizim şu andaki devletimiz bürokratik bozuklukları olan bir işçi devletidir... Devletimiz öyledir ki, tamamen örgütlü proletarya kendisini ona karşı korumalıdır; eğer işçilerin devletimizi korumalarını bekliyorsak, işçi örgütlenmelerinden, işçilerin kendilerini kendi devletlerine karşı korumaları için yararlanmalıyız..." Lenin bu gidişatı yaşamının son yıllarında iyiden iyiye hissetmişti. Partinin merkez komite üye sayısının 100 çıkarılmasını ve bu üyelerin genç işçilerden oluşmasını ısrarla istedi. Ne var ki, bu isteğini hayata geçirme fırsatı bulamadı. (Burada bir parantez açmak gerekli. Lenin böyle bir fırsata sahip olsaydı da, bürokrasinin yükselişini engellemek için merkez komite ve partide yapılacak değişikliklerin yetmeyeceğini; bürokrasinin üstünde yükseldiği maddi temeller -Rusya gibi geri bir ülkede sıkışıp kalan işçi iktidarının imdadına dünya devriminin yetişmemiş oluşu- yok edilmeden bu sürecin durdurulmayacağını kısa süre içinde anlardı.) Vasiyetinde de Stalin’in genel sekreterlik görevinden alınmasını talep ediyordu, ama bırakın vasiyetinin gerçekleşmesini vasiyet kamuoyundan hatta partiden saklandı. Mektuptan sadece merkez komitenin haberi oldu. Lenin yaşamının son kavgasını bürokrasiye karşı vermişti, ama kavgasını sonuna kadar götürmesini ölümü engelledi. Lenin’in ölümünden sonra Ekim devrimini savunma görevini Troçki devraldı.
Bu doğrultu da Troçki ilk olarak Sol Muhalefeti örgütledi. Sol Muhalefet Troçki’nin Rusya'dan sürgününe ve Sol Muhalefet üyesi devrimcilerin imhasına kadar, devrimin uluslararası alanda yayılması ve işçi sınıfının iktidarın öznesi pozisyonuna tekrar kavuşması için çabaladı. Stalin ve bürokrasinin, işçi sınıfının liderliğine yönelik giriştiği imha kampanyası sırasında zorla sürgün edildikten (1927) sonra da Troçki Marksizm'in, Bolşevizm'in özünü korumak için Rusya'daki değişime ve bürokrasiye karşı uluslararası arenada mücadele verdi. Uluslararası Sol Muhalefet aracılığıyla bütün dünyada Stalinizmin tahrifatlarına, işçi sınıfına ihanet anlamına gelen politikalarına karşı mücadele etti.
Tek Ülkede Sosyalizme Karşı Dünya Devrimi
1917 Ekim Devrimi'nin ilk günlerinden itibaren Bolşevikler devrimin kaderini uluslararası arenada yeni işçi devrimlerinin gerçekleşmesine bağlamışlardı. Lenin: "Biz her zaman için hareketimizi uluslararası bir devrime bağladık ve bunda kesinlikle haklıydık... Biz her zaman önemle belirttik... tek bir ülkede sosyalist devrim gibi bir şeyi başarmak olanaksızdır." diyordu. Lenin Mart 1919'da devrimin yayılmasının neden hayati olduğunu şöyle anlatıyordu: "Yalnız tek bir ülkede değil bir ülkeler sisteminde yaşıyoruz ve Sovyetler Cumhuriyeti'nin emperyalist devletler ile yan yana uzun bir süre varolacağı düşünülemez. Sonunda ya biri ya da öbürü kazanmak zorundadır."
1924'e kadar Stalin de devrimin yayılması gerektiği yönünde söylemler veriyordu. daha 1924 Nisan'ında Stalin "Tek bir ülkede çabalar burjuvaziyi devirmek için yeterlidir, bizim devrim tarihimizin doğruladığı da budur. Fakat Sosyalizmin nihai zaferi için -sosyalist üretimin organizasyonu için- yalnız başına tek bir ülkenin, özellikle Rusya gibi aslen kırsal bir ülkenin çabaları yeterli değildir; birkaç gelişmiş ülkenin proletaryasının çabaları gereklidir." (Stalin, Ancak birkaç ay içerisinde, Stalin tam tersi bir pozisyon alacaktı. Aralık 1924'de yayınlanan aynı kitabın ikinci Rusça baskısında bu bölüm yoktur, onun yerini şu satırlar almıştır: "İktidarı pekiştirdikten ve köylülüğün öncülüğünü ele geçirdikten