RUSYA'DA DEVRİM NASIL KAYBEDİLDİ?
Devrim ve sosyalizm hedefinin geçersizliğini ispatlamaya çalışanların en sık kullandıkları argüman sosyalizmin Rusya'da denediği ve başarısız olduğudur. Yine bu kişiler 'insanların SSCB'yi kendi elleriyle yıktıklarını, bunun da gösterdiği gibi sosyalizmin kötü bir şey olduğunu' söylerlerler. Bu söylenenler aynı zamanda kapitalist sınıfların devrimci mücadele karşısındaki en büyük ideolojik silahlarından biridir. Bu iddialara, sosyalizm adına hala Stalinist pratikleri savunanların doyurucu cevaplar vermesi mümkün değildir. Bu yüzden de geçmişle hesaplaşamayan bu çevrelerin devrimci mücadele hiçbir inandırıcılığı ve iddiaları olamaz.
Öte yandan proleter devrim için var güçleriyle mücadele eden Bolşeviklerin, hem kapitalistlerin sosyalizme karşı açtıkları ideolojik saldırıları püskürtmek hem de devrimci Marksist gelenekten Stalinist artıkları tamamen temizlemek için yukarıdaki iddiaları çok net biçimde cevaplandırmaları zorunludur. Bunun için yaşamın kendisi bize oldukça fazla materyal sağlıyor. Mesele sadece devrimci tarihimizi iyi bilip ona sahip çıkmaktan geçiyor.
Paris Komünü'nden sonraki ilk proletarya diktatörlüğü gelişmiş kapitalist Avrupa ülkelerinde değil, Rusya'da 1917 Ekim Devrimi ile kuruldu. Rusya geri kalmış bir köylü ülkesiydi. Ancak işçi sınıfı nicel olarak küçük de olsa büyük işyerlerinde toplanmıştı ve toplumsal üretimde sayısal küçüklüğüne oranla çok önemli bir yere sahipti. Rusya'da işçi iktidarını mümkün kılan da işçi sınıfının bu konumuydu. Ancak Bolşevik önderler, bir köylü denizi olan Rusya'nın tek başına, uzun süre dayanamayacağının da farkındadıydılar. Üretici güçlerin oldukça geri olduğu Rusya'da devrimin başarısı Avrupa'daki olası işçi devrimlerinin başarısına bağlıydı. Devrim süresince Troçki, "Eğer Avrupa halkları ayaklanıp emperyalizmi ezmezlerse ezilecek olanlar bizleriz, buna şüphe yok. Ya Rus Devrimi mücadele kasırgasını Batı'da yükseltecek ya da bütün ülkelerin kapitalistleri bizim mücadelemizi boğacaklar" demekteydi. Benzer şekilde Lenin, "En küçük bir şüphe duyulmamalıdır ki gerçekleştirdiğimiz devrim, eğer tek olmaya devam ederse, eğer başka hiçbir ülkede devrimci hareket olmazsa, amaçladığı zafere ulaşamayacaktır... Bütün bu zorluklar karşısında tek kurtuluşumuz, tekrar söylüyorum, tüm Avrupa'yı kapsayan bir devrimdir" diyordu. Başka bir yerde de Lenin bu düşüncesini şöyle ifade eder: "Yalnız tek bir ülkede değil bir ülkeler sisteminde yaşıyoruz ve Sovyetler Cumhuriyeti'nin emperyalist devletler ile yan yana uzun bir süre varolacağı düşünülemez. Sonunda ya biri ya da öbürü kazanmak zorundadır."
Rusya'nın, Avrupa'daki devrimler gerçekleşene kadar hayatta kalabilmesi için atması gereken önemli adımlar, çözmesi gereken temel sorunlar vardı. Bu sorunlardan belki de en önemlisi emperyalist Birinci Paylaşım Savaşıydı. Yeni işçi iktidarı yıkılan eski rejimin içinde olduğu emperyalist savaştan biraz evvel savaştan çekilmek istiyordu, öte yandan savaşın diğer tarafı olan Alman şovenizmi Rusya topraklarını işgal ederek işçi iktidarını çok ağır koşulları kabul etmeye zorluyordu. İşçi iktidarı için çok zor olan bir tercih aşamasına gelinmişti. Hem ordunun savaşacak güçte olmayışından, hem gelecek saldırılara karşı güç toplamak, dirilmek gerektiğinden hem de içeride genç işçi devletinin işleyiş prensiplerini oturtmak zorunluluğundan Almanlarla devrimci bir savaş yürütmek yerine Ocak 1918'de Brest-Litovsk Anlaşması yapıldı. Bu anlaşma büyük bir yıkım demekti: Sovyet Rusya topraklarının 1/4'ünü, nüfusun %44'ünü, tahılın 1/3'ünü, devlet gelirlerinin %27'sini, şeker fabrikalarının %80'ini, demirin %73'ünü ve kömürün %75'ini kaybetti(1). Rusya çapındaki 16 bin sanayi işletmesinin 9 bini kaybedilen topraklardaydı. Lenin, Yedinci Parti Kongresi'nde barış anlaşmasının onaylanması savunurken, devrimin uluslarası boyutunu da aklından çıkarmıyordu: "Dünya-tarihsel açıdan düşünüldüğünde, tek başına kalması halinde, diğer ülkelerde devrim hareketi olmadığı takdirde, devrimimizden nihai zafere ulaşmasının beklenemeyeceğine şüphe yoktur. Bolşevik Parti bu işin üstesinden gelirken devrimin tüm ülkelerde olgunlaşmakta olduğu inancıyla hareket etti. Bir Alman devrimi olmadığı takdirde yenilgiye yazgılı olduğumuz mutlak bir gerçektir."(2)
Beklenildiği üzere Avrupa'da bir dizi ülkede devrimci mücadele dalgası kısa zamanda kendisini gösterdi. 1918 yılında Almanya ve Macaristan'daki devrimci ayaklanmalar bir Avrupa Sovyet Cumhuriyeti'nin yakın olduğu hissinin doğmasına yol açtı. Ancak varolan ekonomik buhrana ve işçilerin mücadele isteğine karşın, bu hareketleri iktidara taşıyacak, işçi sınıfının en ileri bilinçli kesimini bünyesinde barındıran, sınıflar mücadelesinde deneyimle çelikleşmiş güçlü bir devrimci partinin olmayışı, bu devrimci kalkışmaların bir bir yenilgisine yol açtı.
İç Savaş
Avrupa'dan gelecek devrim beklentileri ertelendiğinde Rusya'daki işçi iktidarını bekleyen büyük bir sorun daha vardı: iç savaş. Avrupa'daki diğer devrimlerin kaybedilmesi ile hemen hemen eş zamanlı olarak, Rusya'da, karşı devrimci Beyaz Ordu işçi devletine karşı bir iç savaş başlattı. Rusya'daki Sovyet iktidarını yok etmek için emperyalist devletler Beyaz Ordu'yu desteklemekle kalmadılar işçi devletine karşı bizzat birçok cepheden saldırıya geçtiler. İşçi iktidarını savunmak için, devrimi yapan en ileri bilinçli işçiler Kızıl Ordu saflarında cepheye koştular; en ön saflarda ölenler de onlar oldu.
İç savaşın yarattığı yıkım sadece insan kayıplarıyla sınırlı değildi. İç savaş sürecinde hammade, yakıt ve yiyecek kıtlığı nedeniyle sanayi çöktü. Ulaşım da çökmüştü. 1918'de varolan lokomotiflerin yüzde 48'i hizmet dışıydı. 1913'deki sanayi üretimi 100 olarak alındığında yıl yıl sanayi üretimindeki gerileme şöyleydi:(3)
1917 ..... 77
1918 ..... 35
1919 ..... 26
1920 ..... 13
Sanayinin farklı dallarında üretimin geldiği boyut şu şekildeydi (1913 düzeyi 100 olarak kabul edilmiştir):(3)
Tuz |
30 |
Lokomotif yapımı |
14,8 |
Keten İpliği |
38 |
Saban |
13,3 |
Eğrilmiş kenevir ipliği |
23 |
Pamuklu kumaşlar |
5,1 |
Elektrik üreten
ve dağıtan aletler |
5,4 |
Tuğla |
2,1 |
Pik demiri |
2,4 |
Demir cevheri |
1,7 |
Akümülatör |
|
Ampul
|
10,1 |
Şeker |
6,7 |
Çimento |
3 |
Bitkisel Yağlar
|
3 |
Kağıt ve kağıt hamuru |
25 |
Deri |
38 |
Kömür |
27 |
Yün iplik
|
27
|
Demiryolu vagonu
|
4,2 |
Petrol |
42,7 |
Tütün |
42,5 |
İç savaş süresince yaşanan açlık şehirlerin kırlara çekilmesine neden olmuştu. Devrimin kalbi Petrograd'da büyük bir sosyal yıkım yaşanıyordu: 1917'de 2.400.00 olan şehir nüfusu 1920'de 574 bin düşmüştü. Açlıkla birlikte salgın hastalıklarda görülüyordu. "Proletaryamız büyük ölçüde deklase olmuştur; korkunç krizler ve fabrikaların kapanması insanları açlıktan yaşadıkları yerleri terk etmeye zorlamıştır. İşçiler fabrikalarını terk etmişlerdir; işçi olmaktan vazgeçerek köye dönüp oraya yerleşmek zorunda kalmışlardır." 1918-20 arasında salgın hastalıklar nedeniyle ölenlerin sayısı ise 7 milyonu aşmıştı.
Devrimin ve işçi devletinin kalbi olan Petrograd'da Ekim devrimi sırasında 400 bin fabrika işçisi varken, 1 Nisan 1918'de sanayide çalışan işçi sayısı 71.575 oldu. İşçi sınıfının gerilemesi sadece sayısal değil, ayrıca da nitelikseldi. Lenin: "Savaştan bu yana geçen zaman içinde Rusya'daki sanayi işçilerinin proleter karateri daha önce olduğundan çok daha az, çünkü askerlikten kaçmak isteyenlerin hepsi fabrikalara doluştu." 1921-22 yıllarındaki işçilerin çoğu daha önce öğrenci, esnaf, köylü olanlarla bunların çocuklarıydı.
Lenin bu konuyla ilgili olarak şunları söylemişti:
"Sanayi proletaryası... savaşın, olağanüstü yoksulluk ve yıkımının sonucu olarak deklase bir duruma gelmiş, yani kendi sınıf temelinden çıkmış ve proletarya olarak varlığını yitirmiş durumdadır. Proletarya, geniş ölçekli kapitalist sanayide maddi değerleri üreten sınıftır. Geniş ölçekli kapitalist sanayi yıkıma uğramış, fabrikalarda üretim durmuş olduğuna göre, proletaryanın varlığı ortadan kalkmıştır. Kimi zaman istatistiklerde sayısal olarak kendisinden söz edilmekle birlikte, ekonomik olarak bir bütün olmaktan çıkmıştır."(5)
"Proleterler, bugünkü perişan koşullarımızın bir sonucu olarak, yaşamlarını proleter olmayan ve geniş ölçekli sanayi ile ilişkisi bulunmayan yöntemlere başvurarak idame ettirmek zorunda kalıyorlar. Karşılığında tahıl ürünleri alabilmek için, sanayi ürünlerini ya çalarak, ya da kamuya ait fabrikalarda kendileri için üretim yaparak, yani küçük burjuva ve vurguncu yöntemlere başvurarak temin etmek zorundalar... Proleterya deklase, yani sınıf niteliğini yitirmiş bir durumda. Fabrikalar ve atölyeler atıl, işe yaramaz bir halde, proleterya zayıf, parçalanmış, kuvvetten düşmüş durumda"(4)
Devasa bir ülkede sosyal yaşamın organizasyonu ertelenemezdi, ama bu organizasyonu yapacak proleterler tamamen dağılmış durumdaydı. İşçi sınıfının maddi varlığının hemen hemen sona erdiği bu koşullarda Bolşevik Partisi kendini işçi sınıfı yerine ikame etmek zorunda kaldı. On binlerce parti üyesi memur olarak atandı. Marks'ın Paris Komünü'nden çıkardığı ve işçi iktidarının en temel prensiplerinden birisi olarak sınıf mücadelesinde yerini alan ve Lenin'in Devlet ve Devrim adlı eserinde ısrarla vurguladığı ilke artık Rusya'da uygulanamazdı. Çünkü, temsilcileri seçecek, denetleyecek ve gerektiğinde görevden alabilecek işçi sınıfı iç savaş boyunca atomize olmuştu. Ayrıcalıklaşmanın, bağımsızlaşmanın yani yeni bir yönetici sınıfın oluşmasının önünde en büyük engel olan sınıf bilinçli bir işçi sınıfının varlığı ortadan kalkmıştı. Böyle olunca, dayandığı sınıfsal temel yok olmuş ve moralman çökmüş olan işçi devletinin bürokrasisi havada asılı kalmıştı. Bu koşullar, işçi iktidarını yıkan bürokrasinin 'ayrıcalıklı' bağımsız bir güç olarak ortaya çıkışının maddi temellerini oluşturdu.
İç savaşın bedeli her açıdan çok ağır oldu. Lenin, iç savaşın
Rusya'ya verdiği zararı şöyle ifade ediyordu: "Rusya savaştan çıktığında durumu ölesiye dayak yemiş bir adamın durumunu andırıyordu; bereket versin ki, ülke yedi yıl süren bu dayaktan koltuk değnekleriyle ve topallayarak çıkabildi! Şu anda içinde bulunduğumuz durum da budur."
Yeni Ekonomik Politika: NEP
İç savaştan koltuk değnekleriyle de olsa sağ çıkmayı başaran işçi devletini önemli bir tehlike daha bekliyordu: şehirleri daha fazla beslemek istemeyen köylüler. Yeni Ekonomik Politika (NEP) ile birlikte köylülere istedikleri tavizler verildi; özel sektörün bir serbest pazar oluşturmasına imkan sağlandı