SEKA DİRENİŞİNİN ÖĞRETTİKLERİ

SEKA direnişi işçi sınıfının toplumsal gücünü bir kez daha gözler önüne sermiştir. Köylüler, küçük-burjuvazi, işsizler, büyük çoğunluğu diplomalı işsizler olacak üniversite öğrencileri neoliberal saldırılardan en az işçi sınıfı kadar etkilenmekteler. Ne var ki, sınıf mücadelesinin doğası, neoliberalizme karşı mücadelenin öznesi olma yetisini bu toplumsal gruplara vermez. Burjuvazinin saldırılarını büyük bir kararlılıkla uygulayan AKP iktidarını durdurabilecek tek gücün örgütlü işçi sınıfı olduğu SEKA direnişiyle bir kez daha ispatlanmıştır. Topu topu 700 işçinin gerçekleştirdiği SEKA direnişinin Türkiye çapında bu kadar etkili olabilmesinin nedenleri, kapitalist toplumda işçi sınıfının sahip olduğu kilit pozisyonda ve sınıf savaşımında etkisini bu pozisyondan alan çok güçlü mücadele araçlarında aranmalıdır.


80'lerde Özal ile başlayan sosyal devletin yok edilmesi süreci, kamu kuruluşlarının kapatılması ve özelleştirme politikaları, yani neo-liberalizm, hiçbir dönem bu kadar istikrarlı uygulanamamıştı. AKP hükümeti 3 Kasım'da iktidara geldiğinden beri egemen sınıfın ve IMF'nin yıllardır istediği programı tıkır tıkır uyguluyor. AB'ye girmek adına mecliste kabul edilen yasalar bunun en temel göstergesi. Bize anlatılan kamu kurumlarının işlemediği, devletin en temel hizmetlerden elini çekmesi ve yerli ve yabancı sermayenin yatırıma özendirilmesi için koşulların uygun hale getirilmesi gerektiği. Bunların bizler için anlamı, işyerlerinin kapatılması, sosyal hakların gasp edilmesi ve tüketim mallarının fiyatları artarken maaşların sabit tutulmasıdır.
AKP'nin İktidarından Sonra Hızlanan Süreç
Hükümet, eğitimden sağlığa tüm sosyal alanlardan çekilmeye, kamu işletmelerini yok pahasına sermayeye peşkeş çekmeye çalışıyor. AKP, IMF'nin dahi hayretle izlediği bir performansla elinde ne var ne yok satışa çıkarıyor. SSK'lar sağlık bakanlığına devredilip bütçedeki payı %1'e düşürülerek sosyal güvencemiz yok edilmek isteniyor. EGO işçileri hiçbir mazeret gösterilmeksizin işten çıkarıldı. TEKEL binaları satılmaya ve işletmeler kapatılmaya çalışılıyor. İşte bu politikaların bir ayağı da SEKA'nın kapatılması.
AKP hükümetinin SEKA'yı kapatmak için savunduğu bir dizi bahane var. Bunlardan biri işletmenin zarar ettiği. Oysa yıllardır SEKA dahil hiçbir kamu kuruluşuna yatırım yapılmıyor. Böylece özelleştirme ve kapatmalar halkın gözünde meşru hale getirilmeye çalışılıyor. Halbuki, SEKA kapasitesinin çok altında çalıştırıldı, üstelik fabrikalara hiçbir teknolojik yatırım yapılmadığı için bu işletmeler bilerek "zarar ettirildi". Hükümetin bir diğer bahanesi ise SEKA'nın çevreyi kirletip bölgede kanser tehlikesine yarattığı iddiası üzerine kurulu. SEKA, İzmit'te arıtma tesisi kuran ilk kuruluş ve üretimde kullanılan kimyasal maddelerin kanserojen etkisinin olmadığı Kocaeli Tabip Odası tarafından açıklandı. İşçilik maliyetlerinin çok yüksek olduğu söyleniyor, ancak tahmin edilenin aksine işçiler 600-900 milyon arası maaşlarla çalışıyorlar.
Peki SEKA Neden Kapatılmak İsteniyor?
SEKA fabrikası kapatıldığı takdirde binası yıkılıp arsası İzmit Belediyesi'ne devredilecek. Buraya Hyde Park timsali bir park yapılması öngörülüyor. SEKA arazisi için Kocaeli Büyükşehir Belediyesi Başkanı Karaosmanoğlu'nun Özelleştirme İdaresi Başkanlığı'na talepte bulunduğu biliniyor. Yatırım yapıldığı taktirde Türkiye'nin kağıt ihtiyacını karşılayacak bir kurumu park yapmak için kapatmak nasıl açıklanabilir? Beykoz Şişecam'ı kapattıktan sonra, arsasının villa yapılması için bir şirkete değerinin çok altında devredilmesi, Kocaeli'nde yapılmak istenen şeyi yeterince iyi anlatıyor.
SEKA; Telekom, TEKEL, Tüpraş, EGO gibi bir çok saldırı alanlarından yalnızca biri. 2000 yılından itibaren 12 adet SEKA fabrika ve işletmesi kapatıldı. Kapatmaların farklı zamanlarda olması ve direnişlerin yerellerde yalnızlaşıp izole olması mücadelenin kaybedilmesine neden oldu.
İzmit SEKA, 97'de ANAP hükümeti tarafından da kapatılmak istenmişti. O zaman da fabrikalarını kapattırmamaya kararlı olan işçiler mücadele ederek bu saldırıyı geri püskürtmüştü. Dünün direniş hafızasına sahip SEKA işçileri, bu sayede SEKA'nın kapatılmasına karşı bu kadar yoğun direniş gösterebildiler.
İşyeri İşgalinin Anlamı
SEKA işçileri eylemlerine ilk olarak sokak gösterileriyle başladılar. 14 Aralık'tan itibaren yürüyüş, basın açıklaması ve fabrika önünde oturma eylemi gerçekleştirdiler. Sokak eylemlerinin yetersiz olduğu durumda üretim alanlarını, yani fabrikayı işgal etmeye karar verdiler. 1 Ocak'ın ilk saatlerinde başlayan işgal, bu yazının yazıldığı tarihte 2 ayını geçmiş durumda.
Sokak eylemlerinin boyut ve sürekliliğine karşı işyeri merkezli eylem örgütlemenin önemini SEKA işçileriyle birlikte tekrar hatırladık. KESK'in yıllardır sürdürdüğü sokak eylemleri, somut kazanımlar elde edemediği her seferinde umutsuzluğa ve mücadeleye karşı güvensizliğe neden oldu. İşçilerin örgütlü oldukları alanlarda mücadelelerini büyütmeleri hem örgütlülük düzeyini hem de sınıf bilincini doğrudan etkiliyor. Üretimin gerçekleştirildiği alanları boş bırakarak sadece sokakları doldurmak, işçi sınıfının sistemi yıkabilecek asıl gücünün önüne set çekmek anlamına geliyor. Daha radikal bir mücadele yöntemi olan işyeri işgalini gerçekleştiren İzmit SEKA işçileri, Tekel de olduğu gibi diğer işçi mücadelelerine örnek oldular.
İşçi Sınıfı Kazanabilir!
Geçmiş mücadelelerinden kazanarak çıkamayan işçi sınıfı, mücadeleye güvenini yitirdi. Bu da sınıf mücadelesinde uzun süren durgunluğa yol açtı. İşçi sınıfı, yoğunlaşan neoliberal saldırılara cevap veremeyip ardarda patlak veren ekonomik krizlerin faturasını ödedi.
Özelleştirme, işten atma, işyeri kapatma saldırıları sonucunda başlayan direnişler kendi yerellerinde izole oldu. Mücadeleler, sendika ağalarının inisiyatifini dışına çıkıp benzer saldırılara uğrayan işyerlerindeki mücadeleler ile birleşemedi. Sözgelimi, Sümerbank işçilerinin direnişe başlama nedenleri, Tekel, Köy Hizmetleri, Telekom, şeker fabrikaları çalışanlarını da tehdit etmesine rağmen Bakırköy Sümerbank direnişi kendi yalnızlığı içinde kaderine boyun eğmek zorunda kaldı.
Egemen sınıfın saldırıları karşısında işçi sınıfı uzunca bir zamandır mevzi kaybediyor. Sınıf hareketindeki gerileme sınıfın tüm sektörlerine egemen. Bu yüzden SEKA direnişi çok kritik bir öneme sahip. Haklarını militan bir şekilde savunan SEKA işçileri, özelleştirme kapsamında olan diğer kamu kuruluşlarındaki işçilerin desteğini almaya başladı. Mahkemenin kapatmayı durdurma kararını reddetmesiyle, polisin müdahale etme olasılığı artıyor. SEKA işçileri, fabrikadan zorla çıkarılmaları durumunda TEKEL işçilerinin kendilerine destek vermek için fabrika işgalleri gerçekleştireceğini duyurdu. Tekel işçileri Erdoğan'ın gezi yaptığı otobüsün önüne yatarak mücadele kararlılıklarını gösterdiler. EGO işçileri, SEKA'lı işçilerle dayanışmak için İzmit'te eylem gerçekleştirdi. İzmir Petkim fabrikasından iki otobüs dolusu işçi İzmit SEKA fabrikasına gelerek dayanışmalarını gösterdiler. Türk-İş başkanlar Kurulu 1 Mart'ta SEKA'da yaptığı toplantının sonunda 4 Mart günü işyeri terk etmeme genel eyleminin yapılacağını duyurunca, SEKA'ya dayanışmalarını göstermek için gelen İstanbul Cevizli Tekel işçileri Seka işçileriyle beraber Türk-İş başkanlar kurulu üyelerini yuhaladılar, çünkü onların beklediği karar genel grevdi. Ayrıca Türkiye'nin dört bir yanına dağılmış olan Tekel fabrikaları işçileri Anadolu'daki şehirleri eylem alanlarına çevirmeye başladılar. Malatya'da 20, Tokat'ta 8 bin kişilik protestolar düzenlediler. Bu eylemlere işçilerin yanı sıra köylüler ve şehir esnafı da destek verdi. Yine Adana'daki Tekel işçileri çok militan eylemler düzenliyorlar. Ayrıca Türkiye'nin dört bir yanında SEKA'yla dayanışma eylemleri düzenleniyor, SEKA'yla dayanışma platformları kuruluyor. İşten çıkarılmalarla karşı karşıya olan İstanbul Vapur Hatları çalışanları eylemlerinde SEKA'lı işçilere dayanışma mesajları gönderiyor.
Neoliberal saldırıların doğrudan hedeflediği on binlerce işçinin gözü TEKEL ve SEKA'da. TEKEL ve SEKA işçileri mücadelelerinden zafer kazanarak çıkarlarsa, doğrudan saldırı altında olan diğer fabrika ve işletmelerin işçileri de işlerini ve geleceklerini korumak için mücadeleye atılacaklardır. Kazanımların elde edildiği durumlarda mücadele ve direniş bulaşıcı bir karakter kazanır. Bu yüzden 2005 bahar ve yazının sınıf kavgasıyla ısınma ihtimali söz konusudur. Öte yandan, SEKA ve TEKEL işçilerinin başını çektiği yoğun mücadeleler dramatik bir şekilde yenilirse, süreç tam tersi bir istikamete dönecektir. Umutsuzluk ve çaresizlik hissi de çok bulaşıcıdır, özellikle yıllardır süren neoliberal saldırılar karşısında ciddi bir zafer elde edilememişse. Böyle bir durumda ivme kapitalistlerin lehine dönecek, kapitalistler işçi sınıfının demoralizasyonu sonucu, saldırılarında daha ısrarcı ve daha başarılı olacaktır.

Bengi Yıldırım

Nisan 2005