İşten Atılan EGO İşçisiyle Röportaj:
“HAKKIMIZI ALANA KADAR DİRENECEĞİZ”
Şu günlerde SEKA ve çeşitli kamu kuruluşlarında yaşanan özelleştirmelerle birlikte, kurumların, asıl sahipleri olan işçilerden koparılma çabalarını, buna karşılık da çalışanların ve ailelerin işyerlerini dramatik şekilde sahiplenişlerini izliyoruz. Bu haklı mücadeleye son olarak EGO işçileri de dahil oldu. Ücretlerin yeniden belirlenmesi, sosyal haklarının geliştirilmesi ve sendikalaşma adına yaptıkları mücadele toplu işten çıkarılmalarıyla sonuçlandı. Ortak gayretleriyle karşılaştıkları her güçlüğe, dayatmaya rağmen yürüttükleri mücadele hakkında genel bir fikir edinebilmek için işten atılan EGO işçilerinden Mahmut Cömert ile görüştük:
Marksist Bakış(MB): Mücadelenizin dayanak noktası nedir? Sizi sendikalaşmaya iten nedenleri anlatır mısınız?
Mahmut Cömert: Şimdi biz bu sürece nasıl başladık. Şunu kabul etmek lazım. Bizim işyerinde büyük bir eşitsizlik var. Aynı işte kadrolularla beraber çalışıyoruz. 1328 tane şirket elemanı biz çalışıyoruz, 2500 tane kadrolu var. Kadrolu bir milyar 100 milyon maaş alıyor. Yılda 4 tane ikramiyesi var, 2 tane sendika ikramiyesi var. İki ay da bir çift maaşa geliyor. Ama onun yanı sıra ben ondan 2 saat fazla çalışıyorum. Hiçbir şeyim yok. Maaş artı sigortaya geliyor. 2003 on ikinci ayından şu tarihe kadar maaşımıza zam gelmedi. 16-17 aydır 420 milyona çalışıyoruz. Belediyede şirkete bağlı çalışanlar için de bile fark var. Öyle bir sistem yerleştirmiş ki Bugsaş'ın içinde 3 tane maaş sistemi var. Otobüs çalışanlar 420 milyon, Aşti güvenlik 650 milyon, Ankaray biletçileri 650, Ankaray güvenlik 750 milyon ve Metro güvenlik ise 900 milyon maaş alıyor. Bu da aslında işçiyi bölmek için yapılmış bir nevi oyun.
Bir de bizim yaptığımız meslek dünyanın en ağır üçüncü mesleği. En kötü araçları kullanmaktayız. Ben bakın 5 senedir burada çalışmaktayım, her sene Başkan söyler 300-500 araba alıyoruz diye. 99'dan bu yana yeni otobüs alınmadı. Ayrıca bizim çalışma saatlerimiz çok düzgün değil. Sabahçı arkadaş sabah saat 4:30 evinde kalkar, 5:30 otobüsün garajdan alıp yağına suyuna bakar. İlk servisimiz 6:15'de başlar. Sabahçı arkadaş 5:00'dan 14:00'a kadar çalışıyor. 14:00'da öbür şoför aldığında gece 12'ye kadar çalışır. Kadrolu şoförlerin 1 saat, en az 50 dakika istirahatları var. Bizim 20 dakika, en fazla 30 dakika. Onu da yapabilmesi için durakta 6-7 araba olması lazım. Güvenpark'ta çalışan arkadaşların hiç arası yok. Arada bir 10 dakika istirahatları var. Arkadaşlarımız direksiyon başında yemeklerini yiyor. 420 milyonla bal baklava yiyemezsiniz. Ya yavan ekmek yerler ya da kendi aralarında para birleştirip peynir ekmek yerler. 420 milyon maaşla evine mi bakacaksın, kendi giderlerini mi karşılayacaksın, çocuğunun giderlerini mi karşılayacaksın?
Ayrıca, otobüsteki en ufak hasar, kaza otobüs şoföründen kesiliyorlar. Otobüse binenler şikayet edince de maaşımızdan para kesiliyor.
Bir de, örneğin, bizim hareket noktalarımızı görmüşsünüzdür. Oranın temizliği için kendi aramızda 5'er milyon topluyoruz. Çayını, şekerini, deterjanını, sabunumuzu, fırçamızı, bezimizi biz alıyoruz.
MB: Bu masraflarınızın işveren tarafından karşılanması gerekmiyor mu?
Mahmut Cömert: Ego Başkanlığı ile şirket arasında yapılan anlaşmalarda bunlar var. En son bizim sözleşmemizde durak temizliği için giderler var. Yemek parası bile var, ama bu paralar işverende kalıyor. Çalışma Bakanlığı'nda 1 milyar 290 görünüyorsa, bize 420 veriliyorsa bunu bir düşünmek lazım.
Şurası bir gerçek Ankara'nın sponsoru biz çalışanlarız. Melih Gökçek hayır yapıyor, kömür dağıtıyor, elbise dağıtıyor, yiyecek dağıtıyor, sponsoru biziz.
MB: Mücadele süreciniz nasıl gelişti? Sendikanın mücadelenize karşı tutumu ne oldu?
Mahmut Cömert: Biz bu anlattıklarımı göz önüne alarak kendi aramızda 5 arkadaş "bu iş nereye kadar gider" dedik. Dava açmaya karar verdik. Dava açtığımız tarih on ikinci ayın yirmi dördü, 2004.
Biz sendikaya gittik, sendika bizi kabul etmedi. "Biz tekil olarak hiç kimseyi sendikaya kayıt etmeyiz" dedi. Sendika bizim hakkımız dedik, çok kavgalar ettik. Ben sendikaya en son gittiğim tarihte EGO şubesinin başkanı Ömer Aydoğdu ile görüştüm. Üye formu istedik, form vermediler. Biz bir şekilde temin ettik. Onu çoğaltarak 5 kişiyle başladık bu işe. Bir hafta gibi bir sürede 900 sayısına ulaştık. Biz "sendika kabul etmesin" dedik, noter aracılığıyla evraklarımızı gönderdik. Diyeceksiniz evrakların hepsini verdiniz mi? Arkadaşlar hepsini sendikaya vermedi. 140-150 kadar arkadaş evraklarını cebinde bekletiyor. Onlar daha sonra girecekler devreye. Şu an bizim açtığımız dava sayısı 632. Onlar katılınca 890'ı bulur.
MB: Sendika evraklarınızı Çalışma Bakanlığı'na iletti mi?
Mahmut Cömert: 1 ay zarfında ya üyesin ya da değilsin diye sendikanın haber vermesi gerekiyor. Melih Gökçek istemediği için kesinlikle ve kesinlikle sendika evraklarımızı göndermiyor. Melih başkan ne zaman götürün verin der o zaman götürürler. Hatta biz onlarla şöyle bir tartışma da yaptık: "Burası Belediye-İş sendikası değil, Melih-İş sendikası" dedik. Şu an beklemedeyiz. Sendika canı ne zaman isterse bize o zaman haber verecek.
Sendika sözde işçinin hakkını savunacağı yerde kesinlikle işçinin hakkını savunmuyor, işvereni savunuyor.
İşçinin hakkı hep elinden alınıyor. Bugün sermaye, para kimdeyse sendika onun yanında. Şu anda para Melih Başkan'ın elinde olduğuna göre sendika işçinin değil, Başkan'ın yanında.
Mesela, bizim işçiler olarak toplanabileceğimiz bir yere yok. Kahvede, şurada, burada olmaz bu iş. Biz de Belediye-İş Sendikası'nda toplanmaya karar verdik. Bugsaşçılar gelmesin diye sendikanın kapısına 15 gün kilit vurdular. Hal böyle olunca, hem işverene hem de sendikaya dava açan anayasa tarihindeki ilk işçi grubu biziz.
Ola ki biz buraya işimize geri dönersek Belediye-İş sendikası yerinden oynayacak. O koltuklara nasıl yapışmışlarsa o arkadaşları koltuklardan kaldıracağız. Gelince yapacağımız ilk iş bu.
MB: Çalışmaya devam eden arkadaşlarınız mücadele sürecinize nasıl bakıyor?
Mahmut Cömert: Biz kalan arkadaşlarımıza söylüyoruz. Şu anda işten atılan işçi sayısı 490, açılan dava sayısı 632. Geri kalan 160-170 kişiyi işten atamadı. Çünkü işten atmış olsa taşıma sistemi tamamen felç olur. Aşağı yukarı 550'ye yakın arkadaşımız sendikaya kayıt olmadı. Biz bu arkadaşlara diyoruz: "Sendikaya kayıt olanların hepsini işten çıkaramadı, sizi de çıkaramaz." Çünkü kayıt olanları işten çıkarsa otobüs çalıştıracak adam bulamaz. Kayıt olamıyorlar. Kayıt olamamalarının nedeni, şirket arkadaşların elinden kağıt almışlar. Sendikaya üye olmayacağız, şirkete bağlı çalışacağız diye. Bir de şu konu var, kaza yapan arkadaşlarımız var, ölümlü kazalara karışan arkadaşlarımız var. Onları mecbur çalıştırıyorlar. Çünkü çok yüksek tazminat davası açılıyor. 20 milyar, 30 milyar. En son duyduğum 150 milyar. İşveren resmen tehdit ediyor. Evine haciz getiririm, şunu yaparım, bunu yaparım bu parayı senden alırım diye. Bir şekilde dava açan arkadaşlarımız vardı. İşveren sıkıştırdı, davalarınızı çekeceksiniz dedi. İşveren parasını verdi, arkadaşlar davalarını geri çekti. 28 tane arkadaşımız işverenin ağına düştü, davalarını geri çekti.
Biz burada gene bağırıyoruz. Sendika hepimizin hakkı. Şimdi burada bizim açtığımız davalar ferdi davalar. Herkesi kapsayan bir dava değil. 3 tane dava açtık. "Asıl iş EGO'nun işi olduğu için şirkete devredilemez, Ego işçisiyiz" diye dava açtık. "Sendikal haklarımızı istiyoruz" diye dava açtık. "Geriye dönük olarak maaş bordrolarımız işlensin" diye deva açtık. Çünkü bayramlarda, özel günlerde zorunlu olarak çalışıyoruz, para vermiyorlar. Başkan bize "Bugsaşçılar gelecek" diye şart koşuyor, zoraki gidiyoruz. Öğlen 2'ye kadar çalışıp sonra Melih Başkan'ın arkasında köprü, hastane, hanımlar lokali açılışına Ankara Spor'un maçına gidiyoruz, alkış furyası olarak.
MB: Mücadelenize kimler destek oldu?
Mahmut Cömert: Bazı yerlerden destek alıyoruz. Maddi destek almıyoruz, manevi destek alıyoruz. Şu şu şekilde giderseniz şöyle olur, böyle yaparsanız böyle olur diye bizi yönlendiriyorlar. TMMOB, İnsan Hakları Derneği, Mazlum-Der, Tüm-Bel-Sen'le görüşüyoruz. İşçi sendikalarından bize destek veren sadece Genel-İş var, Türk-İş ve Hak-İş hiç yanaşmıyor.
MB: Kalan arkadaşlardan mücadelenize destek veren oluyor mu?
Mahmut Cömert: Bize destek oldukları an kendilerini Ankara'nın en ücra köşesinde buluyorlar. Halen belediyede çalışan işçi arkadaşlardan da destek verenler oldu. Mesela bir bölgede 5-6 kadrolu arkadaşımız vardı, bize çok destek veriyorlardı. Onları Ankara'nın bir bölgesinden alıp 5 bölgesine dağıttılar. Çankaya'dan Sincan'a gönderdiler. Bir bölgede birkaç sözleşmeli arkadaşın kayıtlarını kapattılar, bize para yardımı yapıyorlar diye.
Bir ay önce sendika bütün durakları dolaştı. Kadrolularla Bugsaşçılar yemekhanelerde toplantı yapmıştık. Sendika "kesinlikle Bugsaşçılarla görüşmeyeceksiniz, onlara arka çıkmayacaksınız, onlara kesinlikle yardım yapmayacaksınız" dedi. Onları tehdit ettiler.
MB: Peki, köstek olanlar?
Mahmut Cömert: Biz bir şenlik düzenleyelim dedik birlik dayanışma gecesi adı altında. Çankaya Belediyesi'nden Ahmet Taner Kışlalı Spor Salonu'nu istedik, daha doğrusu istettik. TMMOB girdi araya. Muzaffer Eryılmaz, ben Melih başkanla aramı bozamam deyip bize orayı vermedi. Neymiş, işte, Melih başkan bizi işten attığı için biz birlik dayanışma gecesi düzenleyeceğiz, biraz daha belki güçleneceğiz. Bu yüzden orayı bize vermedi.
Artık Eryılmaz'la Melih Başkan arasında ne varsa! Mesela, Çankaya Belediyesi de temizlik hizmetlerini özelleştirdi. Keçiören'i de, Çankaya'yı da Albayraklar aldı.
MB: Benzer işçi direnişleriyle ilişki kurdunuz mu?
Mahmut Cömert: Emek platformunun düzenlediği iki tane eylem vardı. Biri otobüs zamlarına karşı, diğeri de işçilerle memurların eylemiydi. İkisine de katıldık. İlk katıldığımızda bizim yüzümüzden Türk-iş eylemi kısa tuttu. Biz eylemin en önündeydik. Çok büyük bir pankartımız vardı. Biz aşırı bir şekilde bağırdık. Melih Başkan'a ve Türk-İş'e çok yüklendik. Türk-iş kısa tutmak zorunda kaldı.
Emek Platformu'nun iki toplantısı vardı. İkisine da katıldık. Hatta birinde arkadaşlarımız "faşist Gökçek" diye slogan attılar, Türk-İş olaylar büyüyecek diye toplantıyı anında bitirdi.
Buradan araba tuttuk, kendi şartlarımızla SEKA'ya da gittik. Tekel'e de haber gönderdik gelelim diye, ama onlar fazla ses getirmek istemiyorlar mıdır nedir gelmemize sıcak bakmadılar. Seka'daki olay çok farklıydı, kitle dayanışması söz konusuydu.
MB: Sesinizi yeterince duyurabildiğinizi düşünüyor musunuz?
Mahmut Cömert: İlk atıldığımız zamanlarda 400 kişi toplanıp her yere gidiyorduk. 300-400 kişi bir yere gidince ses getiriyorsunuz ama duyurmuyorlar. Size garantisini vereyim o işin içinde biz olduğumuz için göstermezler. Çünkü biz farkında olmadan arı kovanına elimizi soktuk. Her yerden önümüze engeller çıkarılıyor. Örneğin, biz 300 kişi toplandık. Bizim merkeze, Hipodrom'daki otobüs daire başkanlığına gittik. Bütün kanallar toplandı. Çevik polis geldi. Hatta, bizim daire başkanı Ömer Koca suç duyurusunda bulunmuş, "işten atılan Bugsaşçılar burayı bastılar" diye. Fakat duydunuz mu? Yok. O iş içinde biz olduğumuz sürece yayınlamazlar.
Adamlar açıktan söylüyor, saklamıyorlar: Melih başkan bizi "Büyükşehir'den aldığınız reklam gelirlerini keserim" diye telefonla tehdit ediyor diye. Biz de yayınlamıyoruz diyorlar. Başkent TV, Atv, Flash Tv, Show Tv ile görüştük, bizi kabul etmediler. Kanal 6 ile çekim yaptık: 4 programda göstereceklerdi, 10 dakikalık programla kestiler. Bizi televizyon olarak sadece Ulusal Kanal gösteriyor. Gazetelerden Ankara'nın yerel gazeteleri Çağ Ankara, Evrensel, Atılım gazeteleri yayınladı. Onlarda belli kesimlerin gazeteleri. Hürriyet'te küçük bir haber çıktı. Onunda arkası kesildi. Bir de siz yayınlıyorsunuz.
Mart'ın son haftası meclise gittik, CHP ve AKP'nin genel kurulu olduğu gün. Önce AKP'ye gidelim, sonra CHP'ye gideriz dedik. Bugsaşçılar rahatsız edecekler diye tespit edip bizi tek tek genel kurul toplantı salonundan çıkardılar.
Biz farkında olmadan bir yerleri rahatsız ettik. Hem de çok rahatsız ettik. Burada çok büyük rantlar varmış demek ki. Çalışma bakanlığına hiç vermediysek 50 tane dilekçe verdik. Çalışma bakanlığından niye müfettişler gelmiyor? Niye araştırmıyorlar Bugsaş'ı? Yani, bu çark dönüyor, ama nasıl dönüyor?. Biz bir yerlere dokunduk ondan dolayı da birilerinin canı acıyacak diye bizi muhattap almıyorlar.
Bir gazeteci arkadaşım var. Bana "git bir tane cam kır geleyim" diyor. Niye kırayım ben otobüsün camını? 99 model otobüsün camı 1 milyar 250 milyon lira. Bunun da parasını şoförden alıyor.
MB: Bu süreçte sizin için öğretici olan şeyler var mıydı?
Mahmut Cömert: Ankaralı olarak kitle hareketlerine karşı çok duyarsızız. Ben eskiden otobüsteyken bakıyordum ya bu adamlar niye bağırıyor, niye pankart sallıyor, niye polisle kavga ediyor diye bakıp geçiyordum. Demek ki gülüp geçmemek lazımmış. Ben burada şunu öğrendim. Sustukça herkesin başına bir şeyler geliyor. Susmayacaksın. Susmamayı öğrendik. Nerede bir işçi hareketi var, oraya gideceğiz.
Bir insan bağırıyorsa, feryat ediyorsa "neden bağırıyorsun" diye sormak lazımmış. Ülkede ne kadar susarsanız susun bir yerden tokat yiyorsunuz. Susmayacağız artık.
MB: 1 Mayıs'a katılmayı düşünüyor musunuz?
Mahmu