İSPANYOL DEVRİMİNDEN ÖĞRENMEK
Çok dramatik biçimde kanla boğulan İspanyol Devrimi, 20. yüzyılda işçi sınıfının iktidara en çok yaklaştığı deneyimlerden biri olmasının yanı sıra bir dizi ideolojik çizgi için de bir sınanma alanı olmuştur. Bu yüzden, İspanyol Devrimi'nde etkili olan siyasi grupları tanımak yararlı olacaktır:
PCE: İspanyol Komünist Partisi. Stalin'in güdümündeki Komintern'in İspanyol kolu. PCE, İspanyol Devrimi'nin başlangıcında 800 üyesiyle zayıf bir gruptu. İspanyol Sosyalist Partisi'nin gençlik kollarıyla birleşmesinden sonra ilk defa kitlesel bir boyut kazandı. PCE, İspanyol Devrimi'nde Komintern'in bir aracı işlevi gördü. Stalin'in “anti-faşist Halk Cephesi” sloganı altında “demokratik” kapitalist hükümetleri destekleme politikasının bir sonucu olarak İspanya'da “demokratik” kapitalistlerle birlikte Halk Cephesi hükümetini oluşturdu. PCE, hem hükümet ortağı kapitalistleri hem de Stalin'in müttefiki İngiltere ve Fransa'yı radikal sınıf mücadeleleriyle ürkütmemek adına, işçi sınıfı mücadelelerini sürekli baltalayarak karşı-devrimci bir rol oynamıştır. PCE, daha sol politika izleyen POUM ve CNT üyelerine saldırmış, liderlerini kaçırıp öldürmüştür.
Anarşistler: İspanyol solu içerisindeki en büyük politik hareket anarko-sendikalizmdir. Bu çizginin en büyük temsilcisi CNT (Ulusal Emek Konfederasyonu) idi. 1911 yılında kurulan CNT, 1931 yılında 1,5 milyon üyeye sahipti. CNT ideolojisi gereği her türlü iktidara karşı olmasına rağmen 4 bakanla karşı-devrimci Halk Cephesi hükümetine katıldı. Devrimci durumun gelişmesiyle birlikte anarşistler kriz içinde kendi ideolojileriyle sürekli ters düştüler.
POUM: Troçki'nin önderliğinde, Stalin'in denetimindeki Komintern'e muhalif olarak kurulan Uluslararası Sol Muhalefetin (daha sonra 4.Enternasyonal'i meydana getiren yapı) İspanyol seksiyonunun, PCE'den atılan Maurin'in grubuyla birleşerek oluşturduğu parti. Bu birleşmenin öncesinde İspanyol Sol Muhalefeti'nin lideri olan Andres Nin ile Troçki arasında politik konularda ilkesel anlaşmazlıklar ve kopmalar yaşanmıştır. Birleşme sonrasında Maurin'in grubunun etkisiyle parti daha sağ politikaları benimsedi. POUM, kendini hiçbir zaman Troçkist olarak nitelendirmedi. Troçki ve 4. Enternasyonal de POUM'u Troçkist bir oluşum olarak görmediler. Troçki, oluşturulan bu partiyi, devrimci politikalarla Halk Cephesi arasında yalpalayan merkezci bir parti olarak değerlendirmiştir. POUM, Halk Cephesi hükümetine katılmadı, ancak programına imzasını attı. Troçki açısından bu, İspanyol Devrimi'ne ihanet anlamı taşımaktaydı. POUM olayların gidişatını etkileyecek güce ve kitleselliğe sahip olmasına rağmen PCE ve CNT'nin ihanetlerini işçi sınıfına teşhir etmeyip onların kuyruğuna takılarak devrimci önderlik rolünü oynamaktan uzak durdu. 4.Enternasyonal'e bağlı kalan devrimci Marksistler ise Maurin ile birleşmeden sonra Nin'in ekibinden ayrıldılar. Ne var ki, küçüklükleri nedeniyle olaylar üzerinde bir etki yaratamadılar.
PSOE: İspanyol Sosyalist Partisi. Sosyal demokrat bir parti olan PSOE, PCE ile birlikte Halk Cephesi hükümetinde yer aldı. CNT'den daha küçük bir sendika olan UGT (Genel İşçi Sendikası)'yi kontrol ediyordu. Bu partinin hızla devrimci Marksizm'e kayan güçlü bir gençlik kanadı vardı. Troçki'nin İspanyol Sol Muhalefeti'ne bu gençlik kanadıyla birleşme yönünde yaptığı ısrarlar boşuna gitti. PSOE'nin gençlik kanadı PCE'ye katılarak Halk Cephesi ile birlikte karşı-devrimci politikalarda eridi.
1936 yılı birçok bakımdan İspanyol Devrimi'nin dönüm noktasıdır. Çünkü devrimin gidişini her bakımdan karara bağlayacak olan iç savaşın başlangıcıdır. İspanya'da burjuva toplumunun bunalımının en üst noktası 1936'ya denk düşer. O yıl, geniş yığınların radikalleşmesinin doruğa çıktığı ve devrimci bir durumun oluştuğu yıldır.
1936'ya Giden Yol
İspanyol toplumunun çelişkilerinin ifadesi olarak yaşanan bunalım 30 Ocak 1930'da general Prima de Rivera diktatörlüğünün yıkılmasına neden oldu. 12-14 Nisan 1931'de yapılan belediye seçimleri cumhuriyetçi ve solcu partilerin zaferiyle sonuçlandı. Cumhuriyet ilan edildi ve burjuva partileriyle sosyalistlerden oluşan bir hükümet kuruldu.
Cumhuriyetin ilanı kitlelerin hareketiyle gerçekleşmişti. İşçiler çok güçlü görünen monarşiyi kendi elleriyle parçaladıklarını anlamışlardı ve hareket onların sınıf bilinçlerini daha önce hiç olmadığı kadar geliştirmişti. Cumhuriyetin ilanı işçilerin sorunlarını çözmedi ve çözemezdi, o sadece sorunlarının çözümüne giden yolda işçilerin önünü açtı. Cumhuriyet burjuva devriminde önemli bir aşamaydı; hem burjuvaziyi hem de proletaryayı güçlendirmiş ve emek-sermaye çelişkisinin üzerindeki örtüyü kaldırmıştı. İşte bu nedenle, Cumhuriyetin ilanı bunalımı hafifletmek şöyle dursun çelişkileri derinleştirdi.
1936 Seçimleri ve Halk Cephesi
Ocak 1936'da PSOE ve PCE Halk Cephesi'ni oluşturdular. 16 Şubat seçimlerinde 473 sandalyenin 276'sını Halk Cephesi kazandı. Seçim sonuçları sınıf mücadelesinin keskinleştiğini gösteriyordu. Merkez erimiş, Monarşik ve Katolik sağ güçlenmişti. Mülk sahibi sınıflar burjuva demokrasisine güvenlerini kaybediyorlardı. Dolayısıyla, burjuva demokrasisi de dayandığı sınıfsal temeli giderek kaybediyordu. Burjuvazinin darbeyi seçmemesi için işçilerin kazanımlarından feragat etmeleri gerekiyordu. Bu bir felaket olacağından ve işçi sınıfının demokrasiye ihtiyacı olduğundan tek bir seçeneği kalıyordu: kendi iktidarını kurmak. Demokratik devrimi tamamlamak için bile sosyalist devrimi gerçekleştirmek zorunluydu.
Seçimden sonra hükümeti bir burjuva partisi olan sol cumhuriyetçiler kurdu. PSOE ve PCE ilk birkaç ay hükümeti dışarıdan desteklediler. Halk Cephesi'nin programı onun burjuva karakterini ortaya koyuyordu. Zaten sonuna kadar burjuva olan Cumhuriyetçi parti programından önemli ölçüde etkilenmişti. Toprağın ve bankaların ulusallaştırılmasından bahsedilmiyordu; devletin demokratikleştirilmesi, işçilerin yaşam koşullarının iyileştirilmesi ve çözülmeyi bekleyen tarım sorunu hakkında fazla bir öneri yoktu. Garip bir şekilde sanayinin destekleneceği söyleniyordu. Bu, burjuvalar için sübvansiyonlar anlamına geliyordu. Halk Cephesi'nin icraatları programının da gerisindeydi. Yegane amacı özel mülkiyeti koruyarak mülk sahibi sınıfları ürkütmemekti. Fabrikaları kolektifleştiren işçilere ve toprağa el koyan köylülere sert tepki gösterdi. Halk Cephesi ordu içindeki darbeci hareketlenmeler konusunda tedbirsiz davrandı. Generaller aylardır darbe hazırlıkları yapıyorlardı ve bu beklenen bir şeydi. Hükümet, Franco ve bazı komutanları merkezden uzaklaştırmakla yetindi.
PCE ve Halk Cephesi
İşçi sınıfının öncüsü olduğunu iddia eden PCE, Halk Cephesi programının altına hiç eleştirmeden imzasını koydu. PCE, bu programın yani özel mülkiyetin korunmasının en kararlı savunucusu oldu.
PCE yetkilileri Fransız Komünist Partisi'nin yayın organı olan L'Humanite'ye “sadece iki amacımız var, cumhuriyet düzenini ve mülkiyeti korumak” diyorlardı(1). PCE, bunun ötesine geçen amaçlara müsamaha göstermeyeceğini daha sonraki tutumuyla ortaya koyacaktı.
PCE önceleri hükümete girmedi. Burjuva hükümete katılıp sorumluluk almayı istemedi. Ancak burjuva hükümeti hiç eleştirmedi. Daha sonra kitlelerin baskısıyla ve meşruiyeti ortadan kalkan hükümete meşruiyet kazandırmak için hükümete girmek zorunda kaldı.
PCE'nin İspanyol Devrimi'ndeki rolü sınıfsal olarak Menşeviklerin Rus Devrimi'ndeki konumuna tıpa tıp uyuyordu. Menşeviklerin Geçici Hükümet karşısındaki ve PCE'nin Halk Cephesi hükümetleri karşısındaki tavırları arasında ilginç benzerlikler vardı. Hatta sonraları PCE Halk Cephesi'nin en büyük gücü haline gelecek ve devrime Menşeviklerden çok daha acımasızca saldıracaktı. Devrime karşı tavırlarını haklı çıkarmak için ikisi de aynı şeyi savunuyordu: koşullar sosyalist devrim için olgunlaşmamıştı(2).
Askeri Ayaklanma
16-17 Temmuz 1936 gecesi İspanyol Fas'ındaki birlikler isyanı başlattılar. Hükümet birkaç saat içinde ayaklanmadan haberdar oldu, buna rağmen bir gün boyunca sessiz kaldı. Hükümet 17 Temmuz gecesi Franco'dan ayaklanmanın durdurulmasını istedi, ancak Franco'nun cevabı koşulsuz teslim olmalarını istemek oldu. 18 Temmuz'da birçok merkezin düşmesinden sonra hükümet sessizliğini bozdu: “ Hükümet yarımadalarda durumun sakin olduğunu açıklar. Hükümet işçi örgütlerinden aldığı yardım tekliflerine teşekkür eder ve minnetlerini bildirirken, kendisine yardım etmenin en iyi yolunun devletin askeri gücüne güvenmek ve soğukkanlılık örneği vermek için günlük hayatın normal gidişini güvence altına almak olduğunu bildirir(3).”
PSOE ve PCE de gazetelerinde hükümete güven çağrıları yapıyorlardı. UGT ve CNT, işçilerin silahlandırılmasını talep ederken onlar sessiz kaldılar.
Donanma ayaklanmaya katılmamıştı. Donanma askerleri sağcı komutanları tutuklamışlar ve cumhuriyete bağlı kalacaklarını bildirmişlerdi. Hükümet bu çok önemli güçten de yararlanmadı. Birkaç gemi Cebelitarık'ı kapatarak Fas'taki birliklerin yarımadaya geçmesini engellemeye çalıştı, ancak donanmanın çoğu Cumhuriyet'in elindeki limanlarda demirli kaldı. Hükümet harekete geçmedi çünkü boğaz kapatılırsa İngiliz ve Fransız ticaretine, yani iki müttefike, büyük zarar verilmiş olurdu.
İşçiler hükümeti beklemediler. 19 Temmuz'da Madrid ve Barcelona'daki kışlaları kuşatıp ele geçirdiler. İşçiler askeri ayaklanmaya karşı ayaklanmayla cevap verip birçok merkezde kendi imkanlarıyla silahlandılar. İşçileri silahlandırmak istemeyen hükümet 19 Temmuz'da istifa etmek zorunda kaldı. Yeni hükümet işçileri silahlandırmaya başladı, ancak silahlı işçilerin duruma el koymasından hemen sonra Halk Cephesi'nin önemli isimlerinden Martinez Barrio, ‘silaha hiç sarılmamış olması gerekenler silahlarını bırakıp işlerinin başına dönsünler' diyordu.
İşçiler Oviedo'yu kuşattılar. Madrid'in savunulması için binlerce milis gönderdiler ve Aragon eyaletinin yarısını geri aldılar. Güneyde yabalarından başka silahları olmayan tarım işçileri köyleri ele geçirdiler.
Generaller ayaklanmayı ustaca hazırlamışlardı, ancak işçilerin vereceği tepkinin şiddetini doğru hesap edemediler. Zafer kolay olmayacaktı ve İspanya'yı zorlu bir iç savaş bekliyordu.
İç Savaş
Darbeciler kısa sürede güçlü bir askeri desteğe sahip oldular. Portekiz, Almanya ve İtalya'nın yardımları, Halk Cephesi'nin ihanetinden sonra darbecilerin savaşı kazanmasında ikinci büyük etken oldu. SSCB, sadece PCE'nin denetimi altındaki birliklere silah gönderiyordu. İngiltere, Fransa ve ABD iç savaş boyunca tarafsız kaldılar. Almanya ile savaş giderek daha muhtemel hale geliyordu ve İspanya'nın faşist kampa katılması yaklaşan savaşta dengeleri değiştirebilirdi, bu da onların işine gelmezdi. Ancak İspanya'da onları bekleyen daha büyük bir tehlike vardı: İşçi devrimi.
Darbeciler savaşın başından itibaren hızla ilerlediler. Cumhuriyet, Madrid savunması dışında çoğunlukla başarısız oldu. İşçiler ve daha birçokları çok kahramanca savaştılar. 1937 baharında işçi sınıfının silahsızlandırılıp devrimin ezilmesiyle Cumhuriyet'in savaş gücü tükendi. İspanyol Devrimi darbeye karşı tek üstünlüğü olan kitle hareketini de kaybedince yenildi. Ağustos 1938'de Cumhuriyet'in birlikleri kesin olarak geri çekilmeye başladılar. 28 Mart 1939'da darbeciler direnişle karşılaşmadan Madrid ve Valencia'ya girdiler.
Devrim ve Karşı-Devrim
Askeri ayaklanmaya işçilerin tepkisi silahlanmak oldu. Birkaç gün içinde ülkenin dört bir yanında silahlı işçi milisleri oluşturuldu.
İspanyol proletaryası öncelikle içinde faşist unsurların da bulunduğu askeri darbeyi durdurmak istiyordu. Ancak burjuva toplumu kurumlarıyla beraber çöküyordu. Hükümetin özel mülkiyetin korunacağına yönelik tüm teminatlarına rağmen burjuvalar fabrikalarını, madenlerini ve tüm mülklerini, büyük toprak sahipleri de topraklarını bırakıp kaçıyordu. Hizmet sektörü çökmüş, halkın ihtiyaçları karşılanamaz duruma gelmişti. İşçi sınıfı iktidarı eline almak zorunda kaldı. İşçiler tam olarak bilincinde olmadan iktidarı ellerine almaya başladılar. En azından Katalonya'da durum buydu. Çünkü Katalonya'da işçi sınıfı hareketi çok gelişmişti ve PCE zayıftı, bu da Halk Cephesi'nin karşı-devrimci etkisinin zayıf olması anlamına geliyordu.
Katalonya'da sağlık, ulaşım, beslenme ve güvenlik gibi görevler işçi komitelerince yerine getiriliyordu. Fabrikalarda, madenlerde, ofislerde işçi kontrolü sağlanmıştı. Katalonya ve Aragon'da toprakların kamusallaştırılmasına başlanmıştı. Katalonya'daki sanayinin %70'i toplumsallaştırıldı. Lokantalar ve bakkallar bile toplumsallaştırmadan payını aldı. PCE'nin toplumsallaştırmalar çok sert bir şekilde karşı çıkmasına rağmen birçok bölgede PCE'li işçiler de toplumsallaştırma hareketlerine katıldılar.
Katalonya'daki işçi komiteleri tam olarak proletarya diktatörlüğünün organları durumuna getirilemediler. Çünkü bunların önemli bir sorunu vardı: merkezileşme eksikliği. Bu, üretimin planlanmasında büyük sorunlar doğuruyordu. Çünkü her işletme bağımsız hareket ediyordu. Hükümetin kolektifleştirilmiş işletmelere hiçbir maddi destek vermemesi işi daha da kötüleştiriyordu ve üretim düşmeye başladı.
Devrim cephede de etkisini göstermişti. Milisler komutanlarını kendileri seçiyor, önemli askeri konularda kararlar oylanarak alınıyordu. Askeri selam ve ayrıcalıklar kaldırılmıştı. Merkezileşme milislerde kısmen başarılmıştı ve çok faydalı oldu.
Kadınlar da devrimden paylarını aldılar. Onlar da milis kuvvetlerinde yer almaya başladılar. Erkeklerin yaptığı her şeyi yapıyorlardı, tüm diğer işçiler gibi hayatın öznesi haline geldiler. Devrim hayatın her alanında iş başındaydı. George Orwell'ın Barcelona'daki gözlemlerinden yola çıkarak söylediği gibi: ‘İnsanlar kapitalist bir makinenin bir tekerleği gibi değil, insan gibi davranmaya çalışıyorlardı(4).'