CHAVEZ: NEREYE KADAR?

Devrim süreçlerini hayatın normal seyrinde akıp gittiği anlardan ayıran en önemli özellik kitlelerin tarihsel olaylara doğrudan müdahale etmesidir. Devrimlerde, kitleler kaderlerinin karara bağlandığı anlarda tarih sahnesine dalıverirler.
Böyle bir durum, Venezuela'da mevcuttur. Kitleler, önce gelir dağılımında büyük uçurumların olduğu, yolsuzluk ve çürümenin gırla gittiği bir düzene karşı reform vaat eden Chavez'i başkanlığa taşıdılar. Sonra, reformları gerçekleştiren Chavez'i yerli ve yabancı sermayenin her türlü saldırılarına karşı dişleri ve tırnaklarıyla korudular. Patronların, burjuva medyanın, satılmış sendika ağalarının ve tabi ki ABD'nin örgütlediği zengin protestolarına aynı şiddetteki gösterilerle karşılık verdiler. Sendika ağaları ve patronların ekonomiyi çökertmek için ele ele verip gerçekleştirdiği kimi lokavtlar işçilerin ve onları destekleyen yoksul halkın işyerlerini ele geçirmesiyle son buldu. Chavez'i darbecilerin elinden yine kitleler kurtardı, anında yüz binlerce insan sokaklara dökülmüş, başkanlık sarayını kuşatmıştı. Karşı devrimcileri, son hamlelerinde referandum sandığına gömen yine aynı kitlelerdi. Açıktır ki, kitleler tarih sahnesine çıkmışlardır. Söz konusu olan yeni bir düzenin kurulmasına giden yolun başlangıcıdır. Bunun adı da devrimci durumdur. Ne var ki, sınıf mücadelesi tarihi kaybedilen devrimci durumlarla doludur. Tüm Latin Amerika'ya devrim dalgasını yayabilecek Venezuela işçi devriminin başarıya ulaşmasını dilerken, bu yazıyla Venezuela'da sınıf savaşımının önündeki bazı temel sorunları ve olasılıkları değerlendirmek amacındayız.
Venezuella devriminin gidebileceği yollar belirlidir: Kapitalist güçler Chavez'i alaşağı edip, şiddetli bir baskıyla sınıf mücadelesini ezebilir; Chavez yönetimi sınıf mücadelesini burjuva sistem sınırları içinde tutup, radikalliğini eritebilir; işçi sınıfı önderliğindeki tüm yoksul halk Chavez'i aşıp kendi öz örgütlülüğüyle burjuva devlet mekanizmasını parçalayıp kendi iktidarını örgütleyebilir. Bunun dışında bir dördüncü yol yoktur. Tepeden inmeci fikirlere aşikar kimi sol çevreler, sosyalizmden ne anladıkları bir yana, Chavez'den bir sosyalist devrim bekleyebilirler, ama bu hayalden öte bir şey olamaz. Her ne kadar Chavez, ilk defa Porto Alegre'deki son Dünya Sosyal Forumu'nda sosyalist olduğunu söylese de, her ne kadar konuşmalarından Lenin ve Troçki'den alıntılar yapmaya başlasa da bu böyledir ve Chavez'in sınıfsal pozisyonuyla doğrudan bağlantılıdır.
Bir sosyalist devrim, ilk elde burjuva devlet mekanizmasını, onun tüm aygıtlarını dağıtarak parçalamalıdır. Ordu dağıtılmalı, üst düzey subaylar tutuklanmalıdır. Buna paralel olarak devrim, kendisini korumak için halkı silahlandırmalı ve işçi milislerini örgütlemelidir. Tüm bankalar tek bir merkez banka halinde kamulaştırılmalı, dış ticaret tekeli oluşturulmalıdır. Ekonomik ve sosyal hayatın kontrolü yeni iktidarın nüveleri işçi meclislerine (konsey ya da sovyet) geçmelidir. Burjuva Venezuela devletinin diğer kapitalist ülkelerle imzaladığı her türlü gizli emperyalist antlaşma iptal edilmeli ve tüm dünya kamuoyuna ifşa edilmelidir. Laftan ibaret olan burjuva demokrasilerini fersah fersah aşan işçi demokrasisinin hayata geçirilmesi sağlanmalıdır. Ayrıca, devrim, işçi devrimlerinin başta Latin Amerika olmak üzere tüm dünyayı sarması için derhal Venezuella'da bir Enternasyonal toplamalı ve bu enternasyonale dünyanın bütün Marksist partileri ve devrimci işçi temsilcilerini çağırmalıdır. Bir sosyalist devrimin önündeki en acil görevlerden bazıları böyle.
Chavez'e gelince, bırakın burjuva devlet aygıtını parçalamayı, kendisi bu aygıtın en tepesindeki kişidir. Bu pozisyonuna paralel olarak Chavez, ülkenin devasa petrol kaynaklarını kullanıp, Rusya, Çin, Brezilya, Küba ve kimi bazı AB ülkeleriyle anlaşmalar yaparak burjuva devlet aygıtını güçlendirmeye çalışmaktadır. Tabiatıyla Chavez'den yukarıdaki sosyalist önlemlerin gerçekleştiricisi olmasını bekleyemeyiz. Chavez'in Bolivarcı "devrimi", programı itibariyle alt sınıfların desteğinde, ulusçu, anti-Amerikancı bir reform programıdır. Ne var ki, Chavez'i salt klasik bir burjuva reformcusu olarak ele almak sakıncalı sonuçlar doğurabilir, bu yüzden durumun diğer yönlerini de irdelemek gerekiyor.
Venezuela halkı, Chavez'in sosyal reformlarını bir devrim olarak algılamaktadır. Gerçekten de, demokratik içeriğe sahip bir anayasanın hazırlanması, eğitim ve sağlık haklarından en yoksul kesimlerin yararlanmasının sağlanması, yıllardan beri yapılmayan toprak reformunun sınırlı da olsa gerçekleştirilmesi yönünde adımların atılması, siyasal özgürlük alanının genişletilmesi Venezuela halkına bir "devrim" gibi gelmektedir. Milyonlarca kişinin temiz su dahi kullanamadığı, hayatı boyunca doktor yüzü görmediği, kapitalistler tarafından çok uzun saatler, çok düşük ücretlerle kayıt dışı çalıştırıldığı bir ülkede bu gayet normaldir. Diğer yandan bu reformları çıkarlarına aykırı bulan ulusal ve uluslararası sermaye Chavez'i iktidardan uzaklaştırmak için elinden gelen her şeyi yapmaktadır. Bu durumda, Chavez iktidarı kapitalistlerle işçi sınıfı arasındaki sınıf savaşımında kritik bir mevziyi ifade etmektedir. İşçi sınıfı daha radikal saldırıları gerçekleştirebilmek için bu mevziyi korumalıdır. Eğer, Chavez hükümeti kapitalistlerin çabaları sonucunda yıkılırsa karşı devrim zafer kazanmış olacaktır. Bu nedenle Chavez hükümetine karşı takınılacak sekter bir tutum karşı devrimin ekmeğine yağ sürebilir. Ayrıca, böyle bir tutum, devrimci Marksistlerin, Chavez'i dişi ve tırnaklarıyla korumaya çalışan kitlelerden tecrit olmasına neden olacaktır. Bu yüzden Devrimci Marksistler kızıl bayraklarla burjuva bayrakları asla karıştırmadan, Chavez'i korumaya çalışan kitlelerle kapitalistlere karşı omuz omuza mücadele etmelidir.
Durum bir çok yönüyle 1917 Rusya'sında Şubat devrimiyle Ekim devrimi arasında geçen döneme benziyor. Ağustos ayında general Kornilov, Kerenski'nin başında bulunduğu geçici hükümeti devirmek için harekete geçmişti. Menşevik ve Sosyalist Devrimcilerden oluşan Kerenski hükümeti kapitalistlerle işbirliği yapıyor, emperyalist savaşı sürdürüyor, Bolşevikleri tutuklatıyordu. Ama geçici hükümet Şubat Devrimi'nin ürünüydü. Bu nedenle geçici hükümetin kapitalistlerce yok edilmesi bütün devrimci sürecin ezilmesi anlamına gelecekti. Kornilov harekete geçince, Bolşevikler " burjuva hükümet ezilirse ezilsin" demediler, kitlelerle birlikte omuz omuza Kornilov'la savaştılar. Ve bu olay devrimin dönüm noktası oldu.
Rusya'daki bu süreç devrimci taktikler konusunda da oldukça öğreticidir. Şubat Devrimi'nden sonra Menşeviklerle Sosyalist Devrimciler kapitalistlerle koalisyon kurarak geçici hükümeti oluşturdular. Mayıs ayında işçi ve köylülerin çok büyük bir bölümü, henüz, Menşeviklerle Sosyalist Devrimcileri destekliyor, bu partilerin sovyetlerdeki üyelerini kendi temsilcileri olarak görüyordu. Böyle bir anda Bolşevikler çıkıp "Kahrolsun Menşevik ve Sosyalist Devrimciler hükümeti" sloganını öne çıkarmadılar, bu doğru olmazdı. Çarlığa karşı yıllarca mücadele etmiş, sürgünlerde ömür tüketmiş bu unsurların böyle bir tarzda teşhir edilmesi, kitlelere anlamsız bir hizipçilik ve sekterlik olarak gözükecek, Bolşeviklerin kitlelerden tecrit olmasına neden olacaktı. Bolşevikler, bunun yerine Menşevik ve Sosyalist Devrimcilerin hükümetteki ortaklarını hedef aldı: "Kahrolsun On Kapitalist Bakan!" Bolşevikler, hesaba katılamayacak derecede az bir desteğe sahip olan kapitalist unsurların hükümetten atılmasını istiyordu. Kitlelerin arzularını çok sade bir şekilde kavrayan bu slogan büyük başarı kazandı, artık tüm Rusya'da herkesin ağzında yankılanıyordu. Bu sloganın başarısı sadece tüm Rusya'da kazandığı yaygınlıktan ibaret değildi. Bu slogan sayesinde Bolşevikler, programları gereği Rus devriminin doğasını burjuva demokratik olarak kabul eden, bu yüzden de kapitalistlerle işbirliği yapılmasını zorunlu gören Menşevik ve Sosyalist Devrimcilerin gerçek yüzlerini kitlelere gösterme fırsatı elde etmiş oldu. Böylelikle kitleler, destekledikleri Menşevik ve Sosyalist Devrimci saflardan ayrılmaya başladılar. Kitleler bunu ancak pratikte Menşevik ve Sosyalist Devrimcilerin gerçek yüzünü bizzat yaşayarak gördükten sonra yaparlardı. "Kahrolsun On Kapitalist Bakan" sloganı kitlelerin çok istediği ama Menşevik ve Sosyalist Devrimcilerin yapamayacağı bir şeyi ifade ediyordu. Başarısı burada saklıydı.
Politikada, takınacağınız tutum kadar bunu nasıl ifade ettiğiniz de önemlidir. Devrimci süreçlerde sloganlar hayati öneme sahip olurlar, bu yüzden doğru sloganların seçilmesi devrimin başarısı için şarttır. Devrimci Marksistler bir yandan kitlelerden kopuk, sekter sloganlardan kaçınmalı, diğer yandan sloganlarını kitle hareketinin halihazırda kazandığı seviyeye eşitlememelidirler. Daima bir adım ilerdeki hedefi sloganlaştırarak, sınıf mücadelesini radikalleştirmek devrimci Marksistlerin böyle durumlardaki hedefi olmalıdır. Lenin'in de ifade ettiği gibi komünistlerin devrimden öğrenecekleri çok şey vardır, öte yandan asıl mesele devrimcilerin devrime bir şey öğretip öğretemeyeceğidir.

Venezuela'daki sloganlarımız ne olmalıdır?

Venezuelalı devrimci Marksistlerin sloganlarda ifade etmesi gereken en önemli talep Chavez'i de süpürecek bir karşı devrim tehlikesine karşı halkın silahlandırılması olmalıdır. Chavez'i doğrudan hedef tahtasına koymayan dolayısıyla Chavez'i liderleri olarak gören kitlelere itici gelmeyecek böyle bir slogan başarılı olacaktır, çünkü ABD destekli karşı devrimci bir girişim uygun anı kollamaktadır. İşçi sınıfı ve yoksul halk böyle bir tehlikeyi yakından hissettiğinden huzursuzdur. Kitlelerin ihtiyaçlarını ifade eden böyle bir slogan kolayca benimsenecektir. Üstelik, bu talep radikalliğin artmasına yol açmakla kalmayacak kitlelerin kendilerini bir kez daha devrimin öznesi olarak hissetmelerini sağlayacaktır. İşçilerin ve yoksul halkın böyle bir slogan etrafında birleşmesi Venezuela devriminde yeni bir aşamaya tekabül edecektir.
Venezuela'da yaşasaydık işimiz çok daha kolay olurdu, ama dışarıdan fark edebildiğimiz kadarıyla kritik bazı talepler devrime ivme kazandırabilir. Örneğin, karşı devrim çığırtkanlığı yapan kapitalistlerin yönetimindeki yazılı ve görsel medya kuruluşlarına el konulması ve bunların halkın kontrolüne verilmesi, kapalı fabrikaların işgal edilmesi ve buralarda işçi denetimi kurulması, dış borçların ödenmemesi, kapitalistlere yüklü miktarda servet vergisinin getirilmesi gibi. Kitleler tarafından hızla benimsenecek bu talepleri Chavez'in karşılaması mümkün olmayacaktır. Bu durum Chavez'in yavaş yavaş aşılmasının da ilk adımlarını oluşturabilir.
Şurası kesin ki, gerek ulusal ve gerek uluslararası sermaye, fırsatını ele geçirdiğinde Venezeula devrimini boğmak için her şeyi yapacaktır. Bunun en çarpıcı örneklerinden birisi Şili devriminde yaşanmıştır. Şili devrimi bu açıdan ibret vericidir. Allende'nin başkanlık ettiği Unidad Popular (Halk Birliği) hükümeti ve uygulamaları Chavez hükümetininkinden çok daha radikal ve çok daha netti. Şili işçi sınıfı da Venezuela işçilerinden daha örgütlüydü. Bir darbenin bağıra bağıra geldiği bir durumda Allende işçi sınıfını silahlandırmamakla kalmadı, kendisini liderleri olarak gören işçileri pasifize edip evlerine gönderdi. Allende reformist önderliği "sosyalizme" barışçıl geçişi tasarlıyordu. Ama bir sınıfın iktidarını diğerine asla güle oynaya vermeyeceğini kapitalistler bir kez daha kanıtladılar. Allande'nin bu tutumu, Şili işçi devriminin kanla boğulmasına yol açtı.

Sonuç

Venezuelalı işçiler ve yoksul halk artık eskisi gibi yaşamak istemiyor. Kendi güçlerinin neler yapabileceklerini fark ettiler. Arkasında yerli ve yabancı sermayenin olduğu, ABD tarafından tezgahlanan darbeyi istediklerinde geri teptirebildiklerini gördüler. Ama geri dönmek istemedikleri bir yaşama bir daha geri dönmemelerini garantilemenin tek yolunun, darbenin arkasındaki güçleri Venezuela'da ezip geçmek olduğunu; bunun için de kendi iktidarlarını kurmaları gerektiğini anlamalılar.
Venezuelalı işçi ve emekçiler masaya yumruklarını vurduklarında eğitim-sağlık gibi ihtiyaçlarının karşılandığını gördüler. Ama yoksulluk hala had safhada. İşsizlik %20 civarlarında seyrediyor. İşçilerinse büyük çoğunluğu son derece düşük ücretlerle kayıt dışı çalıştırılıyor. Hiçbir güvenceye sahip değiller. Öte yandan kapitalistler bir yandan müthiş bir zenginlik içinde yüzerken, diğer yandan Chavez iktidarında yapılan reformları da geri almak için fırsat kolluyorlar. Kısacası, işçi sınıfının önderliğindeki tüm yoksul halkın kat etmesi gereken yol kesinlikle bitmemiştir. Ve ihtiyaçlarının kapitalist düzen sınırları içinde karşılanması mümkün değildir.
Sonuç olarak Venezuelalı işçi ve emekçilerin söz konusu tabloyu düzeltmelerinin kendi ellerinde olduğunu görmeye ihtiyaçları var. Elde edilen kazanımların kalıcı hale gelmesi için kapitalistler ezilmelidir. Bunları korumanın tek yolu, reformları bir işçi devrimiyle kalıcılaştırmak ve ilerletmektir.
Devrimci Marksistlerin yapması gereken de Venezuelalı işçilerin bunları görmelerini hızlandırmaktır. Bu tarz devrimci süreçlerde zaman çok önemlidir. Devrimci Marksistler kitlelerin ihtiyaçlarına cevap veren ve onları yukarı çeken sloganlarla saflarını büyütmeli, hızla işçi sınıfıyla bağlarını kuvvetlendirmelidirler. Hiçbir zaman sekterliğe düşmeden ve hiçbir zaman Chavez'in kuyruğuna takılmadan bağımsız sınıf siyasetinin gereklerini yerine getirmelidirler. Kitlelere önderlik edecek devrimci işçi partisinin varlığı devrimin başarısı için olmazsa olmazdır.

V.Umut ARSLAN

Nisan2005