BİZE YAZIN: marksistbakis@yahoo.com

Genel Kurulun Ardından DİSK'in Bir Dönem Muhasebesi

(14.02.12)

Disk Genel Kurulu 10-12 Şubat tarihleri arasında yapıldı. Süleyman Çelebi’nin 12 Haziran seçimlerinde CHP’den milletvekili seçilmesinin ardından boşalan genel başkanlık koltuğuna Genel İş Genel Başkanı Erol Ekici seçildi. DİSK Genel Sekreterliğine ise Birleşik Metal İş Genel Başkanı Adnan Serdaroğlu seçildi. Kongrenin en önemli sürprizi ise Dev-Sağlık İş Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu’nun genel başkanlık için aday olmasıydı. Ancak sendikalar arasında adaletsiz delege dağılımın ön planda olduğu seçim sürecinde Çerkezoğlu başarılı olamadı. Yeni DİSK yönetim kurulu ise Metin Ebetürk, Celal Ovat, Muzaffer Subaşı, Ali Rıza Küçükosmanoğlu ve Alaaddin Sarı isimlerinden oluştu.

12 Eylül öncesinde DİSK’in kuruluşu Türkiye işçi sınıfının önemli mevzilerinden birisine tekabül ediyordu. İşçi sınıfı DİSK’e karşı saldırılara gerektiğinde 15-16 Haziran başkaldırısı gibi şanlı eylemliliklerle yanıt vermeyi başarmış ve bugüne taşımıştı. Peki, o şanlı 15-16 Haziranlardan, DGM Direnişlerinden, 1970’lerde faşist saldırılara karşı faşistlere sokağı dar eden Faşizme İhtar Eylemlerinin öncülüğünü yapan o sendikadan bugün geriye ne kaldı diye sormak gerekiyor?

DİSK bugün CHP ile yürüttüğü al gülüm-ver gülüm ilişkisiyle, işçi sınıfının en temel haklarına yönelik saldırılara karşı sessizliği ve silikliğiyle, güvencesiz taşeron işçilerinin sorunlarına olan duyarsızlığıyla ve de kendisini sendikadan çok bir sivil toplum örgütüne indirgeyen duruşuyla kendi varlık zeminini yine kendisi kazımaya devam ediyor. Bundan önceki Süleyman Çelebi yönetimi bilindiği gibi her seçim döneminde CHP’ye oy çağrısı yapmayı bir ödev bilirlerdi! Nitekim Süleyman Çelebi’de o günkü hizmetlerinin karşılığını milletvekili koltuğuyla almış durumda.

Ayrıca DİSK yönetimi işçi sınıfının en temel sorunlarından birisi olan taşeronluk sistemine ve güvencesiz çalışmaya yaklaşımını açmak gerekiyor. Bugüne kadar CHP’li belediyelerdeki direnişler başta olmak üzere pek çok alanda işçi mücadeleleri patlak verdi ve taşeron sisteminin çarpıklıkları gözler önüne serildi. Ancak içerisindeki birkaç istisna sendika dışında DİSK bürokrasisinin bu soruna yönelik tutumu tam bir facia. CHP’li belediyelerde işçiler kaderlerine terk ediliyor, genel işçi sınıfının bu hayati sorununa tam bir kayıtsızlıkla yaklaşılıyor.

İktidarın güdümündeki sendikaların üye sayıları patlama yaparken, DİSK bu süreci sadece seyretmekle yetiniyor. DİSK’in işçi sınıfı içerisinde iktidar yandaşı sendikalara karşı tutunmak istiyorsa yapacağı tek şey işçi sınıfına yönelik saldırılara güçlü bir mücadeleyle yanıt vermek olmalıydı. Dev Sağlık İş örneği göz önüne alınmalıdır. Dev Sağlık İş 4 yılda 20 kat büyürken bunun en önemli sebebi taşeron işçilerin sorunlarını dikkate almalarıydı. Fakat yakın geçmişte DİSK için bunun pek örneğine rastlayamadık. Örneğin, TEKEL Direnişi’nde Türk-İş bürokrasisi açık bir ihanet sergilerken DİSK Türk-İş kuyruğundan ayrılmadı, işçi sınıfının son yıllardaki bu en militan mücadele örneğinin ihanete uğramasına seyirci kaldı. Yine sosyal güvenlik reformu gibi geniş çaplı saldırılar göstermelik eylemlerle geçiştirildi. DİSK bürokrasisi Taksim’in hedef olarak konulduğu 1 Mayıs’lar dışında sokak mücadelesini unuttu(ki 1 Mayıs’ın da ne kadar işçi sınıfının mücadele günü ne kadar tarih mal olmuş bir protesto eylemi olarak algılandığı belirsiz).

DİSK yönetimi bu süreçte bir işçi örgütünden ziyade bir sivil toplum kuruluşuna dönüştü, solu birleştirme iddiasıyla yola çıkan 10 Aralık Hareketi örneğinde olduğu gibi bürokratik siyaset araçlarını işçi sınıfının ihtiyaçlarının önüne yerleştirdi. Bu süreçte DİSK’in tepe yönetiminin büyük oranda işçi sınıfıyla arasındaki bağı yitirdiğini söylemek gerek.

Bugün AKP’nin sendika yasasıyla birlikte DİSK yönetimi bunun sendikalara yönelik bir saldırı olduğunu söylüyor. Haklıdır da, AKP özellikle DİSK gibi sol sendikaları bütün hareketsizliğine rağmen kötürüm kılma peşindedir. Ancak DİSK yönetimi burada kendi hatalarını görmelidir. İşçi sınıfının ihtiyaçlarına cevap veremeyen, onları mücadele alanlarında yalnız bırakan bir sendika, karşısına er ya da geç baraj sorununun çıkacağını düşünmeli ve işçi sınıfı içerisinde örgütlenme olanaklarını genişletmeliydi. Bunun yapılmadığı ortamda DİSK yönetiminin sadece AKP’nin saldırılarına veryansın etmesi kendi hatalarından kaçışı, bir kolaycılığı ifade etmektedir.

Yeni yönetimle birlikte DİSK’te mücadeleye yaklaşımın değişmeyecek olduğunu, DİSK’in CHP’nin arka bahçesi olmaya devam edeceğini kongre sürecinde yakından gördük. Kılıçdaroğlu’nun adeta el üstünde tutulması ve yalakalıkla karışık bir üslupla gördüğü muamele, CHP’li Maltepe Beledeiyesi’nde işten atılan taşeron işçilerinin Kılıçdaroğlu’na yönelik protestolarına DİSK bürokrasisinin verdiği tepki, Devrimci Yapı İş Başkanının protestocu işçileri provokatör ilan etmesi DİSK’in geleceğini umutsuz kılan belli başlı olaylardı.

Sendikalar tarihsel olarak bu düzeni değiştirecek, işçi sınıfına siyasal bir önderlik yaratabilecek yapılar değildir. Ancak yine de sendikaların varlığı işçi sınıfının örgütlülüğü açısından bir önem taşımaktadır. DİSK’in tepesinde sadece koltuklarla çevrili bir dünyada yaşayan bürokrasinin rahatını bozmak tabandaki işçilerin yaratacağı baskıya, onların mücadelesine bakmaktadır. Bu olmadığı takdirde DİSK gibi sol sendikaları mücadele alanlarına çekebilmek mümkün görünmemektedir.