Rosa Lüksemburg ve 1918-9 Alman Devrimi-II
Aynur Akman-(22.01.12)
1918 Kasım Ayaklanması
1918 yılının sonbaharına gelindiğinde Almanya’nın savaşı kaybettiği açık hale gelmişti. Savaşın yarattığı açlık, sefalet ve ölümler karşısında toplumdaki hoşnutsuzluğun önünü almak, kitleleri pasifize etmek adına Ekim 1918’de bir hükümet değişikliğine gidildi ve içinde SPD’nin de yer aldığı liberal bir hükümet kuruldu. SPD savaşın başından itibaren bırakalım savaş karşıtı muhalefeti, kitleleri artan tepkisini dizginlemenin bir aracı olarak hizmet görmüş olmasının meyvelerini hükümete girerek alıyordu. Ancak SPD’nin hükümete dahil edilmesi de kitlelerin devrimci patlayışını engellemeye yetmeyecekti.
Yenilginin kaçınılmazlığına rağmen Alman kapitalistleri, Müttefiklerin koşullarını kabul ederek barış imzalamaktansa askerleri kaybedildiği aşikar bir savaşta ölüme göndermeye devam ediyordu. Bu girişimlerin en çarpıcısı Ekim sonunda deniz kuvvetlerinde yaşandı ki 1918-9 Alman Devrimi’nin de ateşleyicisi oldu. Donanma İngilizlere karşı “kahramanca” bir hücumla son hamlesini yaparak savaşı kapatmak istiyordu. Bu çıkarmanın deniz erlerine ölümü garantilemekten başka bir anlamı yoktu; hem de kendilerinin olmayan bir savaşta. Kiel’de donanma erleri bu saldırı emrini kabul etmeyerek ayaklandıklarında liman işçileri de onlara katıldı ve hükümete bağlı kuvvetlerin bu isyanı durdurmaya gücü yetmedi. Kiel’deki isyan Kasım başında hızla tüm Almanya’ya yayıldı. Tüm ülke çapında işçi ve asker konseyleri kuruluyordu; artık Alman devrimi başlamıştı. Konseyler birçok şehirde yönetimi ele almış durumdayken SPD Başkanı Ebert devrimi durdurmak için İmparatoru görevden çekilmeye ikna ile meşguldü. 8 Kasım günü Berlin’de kitleler kendiliğinden bir şekilde sokaklara döküldüler. 9 Kasım’da ise seçkin işçi önderlerinden oluşan Devrimci İşyeri Temsilcileri (USPD içinde) ve Spartakistlerin genel grev çağrısı yapan bildirileri kitlelerde gerekli karşılığı buldu. İşçi sınıfını örgütlemiş büyük bir güç olarak SPD, ayaklanmanın kontrolünü kaybetmenin meydanı Spartakistlere (ve sosyalist devrime) bırakacağının bilinciyle liberal hükümetten çekilip proleter cumhuriyet şiarları kitleler tarafından sahiplenilmeden bir hamleyle “Yaşasın Toplumsal Cumhuriyet!” söylemini yükseltti. Berlin’de ayaklanmış kitlelere Karl Liebknecht’in sosyalist cumhuriyetin kurulduğunu ilan etmesi de SPD’nin çağrısının ardından boşa düşmüş oluyordu. 10 Kasım’da imparator II. Wilhelm ülkeden kaçarak Hollanda’ya sığındı; Nazi iktidarına kadar sürecek Weimer Cumhuriyeti de böylece başlamış oldu. 10 Kasım’da üç SPD’li ve 2 USPD’liden oluşan Halk Temsilcileri Konseyi artık yeni egemen iktidar aygıtıydı. Ancak bu Konsey Berlin’de iktidarı başka bir güçle paylaşmak zorunda kalmıştı: Berlin İşçi ve Asker Konseyleri. 10 Kasım’da Tüm Berlin İşçi ve Asker Konseyleri Kongresi de toplanmış kendi içinden işlerin yürütülmesi ve denetlenmesi için bir Yürütme Konseyi seçme kararı almıştı. Bu Yürütme Konseyi, 14 asker(tamamı SPD’li) ve 14 işçiden(yarısı SPD’li yarısı USPD’li) oluşuyordu.
Spartakistler, Kasım ayaklanması sürecinde yarısı savaş karşıtı pasifistlerden oluşan 3 bin civarı üyeye sahipti. 16 Aralık’taki Almanya I. İşçi ve Asker Konseyleri Genel Kongresi’ne katılan 489 delegeden 289’unun SPD’li, 90’nın USPD’li ve sadece 10’unun Spartakistlerden olması da Spartakistlerin sınıf içindeki etki ve güçlerini göstermekteydi. SPD’nin devasa güçlerine ve Spartakistlerin zayıflığına rağmen işler çok kısa süre içinde tersine dönebilecek durumdaydı. Temel derdi işçi ve asker konseylerinin gücünü kırmak olan SPD’nin gerçek yüzü Kasım ayaklanmasının ilerlemesinden itibaren görünmeye başlamış, ipleri tamamen eline geçiren SPD konseylere yönelik saldırılara girişmişti, bu durumda kitlelerde hoşnutsuz yaratmıştı. Devrimi ilerletmek peşindeki Spartakistler ise işçi sınıfının güvenebileceği gerçek önderliği olduğunu meydanlarda, grevlerde birlikte mücadele ettiği (hatta SPD’nin kullandığı güvenlik kuvvetlerine karşı da) işçilere gün be gün kanıtlıyordu. Ancak Spartakistler çok genç ve deneyimsiz bir siyasal yapılanmaydı. Kadroları mücadele içinde eğitilip çelikleşmemiş ve örgütsel disiplinle biraraya gelmemiş bir hareket görünümündeki Spartakistlerin USPD’den ayrılarak Komünist Partisi’ni(KPD) kurmaları ancak 30 Aralık’ta mümkün olmuştu. Kurulan örgüt de kendi liderliğinden Frölich’in dediği gibi “devrim geldiğinde, Spartakusbund henüz yalnızca büyük kentlerin hemen hepsinde kurulu yerel grupların bir federasyonu durumundaydı, siyasi bir parti değil”di. KPD’nin kuruluşuna ne yazık ki deneyimli bir Marksist Rosa Lüksemburg değil, aşırı solcu eğilimler damgasını vurmuştu. Kadroların devrimi gerçekleştirmekteki aceleciliği hem bu hareketin en seçkin militanlarının kaybına hem de devrimci fırsatın başarıya taşınamamasına mal olacaktı. KPD’nin kuruluş kongresinde alınan kararlar; Ulusal Meclis seçimlerinin boykotu, sendikalarda çalışmanın reddi Lenin’in mahkum ettiği sol komünizmin tipik hastalık belirtileriydi. Rosa kongrede yaptığı tartışmalarda kendi partisinin kadrolarını ikna etmeyi bile başaramamıştı; işte Bolşevik tarzda bir örgütlenmenin gereği nasıl da kendini dayatıyordu. KPD’deki bu sabırsızlık, en parlak işçi önderlerini biraraya getiren Devrimci İşyeri Temsilcileri’nin partiye kuşkuyla yaklaşmasına neden olmuş ve onlar partinin kuruluşunda yer almaya yanaşmamışlardı. KPD önemli bir savaşa en etkili müfrezeler olmadan girmek zorunda kalmıştı; hem de çok deneyimsiz ve sabırsız bir kadroyla.
Kasım ayaklanması Rusya’daki Şubat 1917 ayaklanmasına çok benziyordu. Kitlelerin kendiliğinden kalkışması imparatorluğu devirmiş, yerine burjuva cumhuriyeti yükselirken ikinci bir iktidar organı olarak İşçi ve Asker Konseyleri de belirmişti. Öncelikle ılımlı, saygın ve güçlü sosyal demokratlar (Menşevikler) en etkili parti olarak belirirken devrim ilerledikçe reformistlerin etkileri kırılıp radikal, devrimci unsurlar işçi sınıfının güvenini ve önderliğini kazanacaktı. Sürecin bu gidişine engel olmak, devrimci güçleri bertaraf etmek adına Rusya’da olduğu gibi Almanya’da da sosyal demokratlar ellerinden geleni -provokasyonlar, ihanet de dahil- ardlarına koymayacaklardı. Bolşevikler bu hamleleri başarıyla göğüslerken deneyimsiz KPD bu başarıyı ne yazık ki gösteremeyecekti.
Ocak 1919 Ayaklanması
Aralık, Almanya’da sınıf mücadelesinin yoğunlaştığı ay oldu. Sınıf savaşı keskinleşirken Kasım ayaklanması sırasında kitlelerdeki SPD’ye ve burjuva cumhuriyetin niteliğine dair illüzyonlar yavaş yavaş silinmekteydi. İmparator kaçmış, cumhuriyet kurulmuştu kurulmasına da bütün devlet kurumları eskisi gibi işlemeye devam ediyor; bakanlıklarda, devletin üst düzey bürokrasisinde eski rejim artıkları görevlerine devam ediyordu. Ordu içinde de aynı subaylar konuta etmeyi sürdürüyordu. Aralık ayı ve onu takip eden dönem boyunca devrim ve karşı devrimin çarpışması giderek sertleşmeye ve açıktan yaşanmaya başladı. Örneğin 6 Aralık’ta bazı subaylar toplantı halindeki Berlin İşçi ve Asker Konseyleri Yürütmesi’ni tutuklamaya kalkışabiliyordu. Karşı devrimin yürütücüsü haline gelen SPD, Almanya’yı Kasım ayaklanması öncesine döndürmek, İşçi ve Asker Konseyleri’nin güç ve iktidarını kırmak ve en önemlisi de Spartakistler ve USPD’nin içindeki devrim yanlısı güçleri yok etmek istiyordu.
Almanya I. İşçi ve Asker Konseyleri Genel Kongresi 16 Aralık’ta toplanmıştı ve temel tartışma konusu iktidarın kimin elinde olacağı; “konsey sistemi mi parlamento mu” üzerine yoğunlaşmıştı. Ancak bu kongrede burjuva düzenin savunucusu SPD delegelerin çoğunluğuna sahipti, konsey sisteminin savunucusu Spartakistler ise çok küçük bir azınlıktı. Kongrede SPD’nin ağırlığıyla şimdilik tercih burjuva parlamentodan yana konmuş ve kongre konseylere ait tüm yetkileri ve yürütme gücünü Halk Temsilcileri Konseyi’ne devrederken en üst organı olarak belirlediği Yürütme Konseyi’ni de onu denetleme göreviyle sınırlamıştı. Bu karar üzerine USPD, Yürütme Konseyi’nden çekilip alanı tamamen SPD’ye bırakıyordu.
SPD, devrime saldırmaya hazırlanırken burjuvazinin desteğiyle arkasına kendisine bağlı askeri güçleri toplamaktan da geri durmuyordu. 24 Aralık’ta SPD, Berlin’i korumakla görevli devrime bağlı Halk Donanma Birliği’ne saldırdığında derdi Berlin’deki kontrolünü sağlamlaştırmaktı. Ancak işler beklendiği gibi gitmedi ve işçiler saraya giderek askerlere sahip çıktılar ve karşı devrimin bu saldırısı kitlelerce püskürtüldü. Bu saldırı sonrasında USPD tabanının basıncıyla Halk Temsilcileri Konseyi’nden de çekildi; böylece Berlin’deki iki iktidar organı(Halk Temsilcileri Konseyi-Berlin İşçi ve Asker Konseyleri Yürütme Konseyi) da SPD’nin eline geçti.
SPD tüm ipleri eline topladıktan sonra devrimcilere yönelik saldırıya geçti. SPD liderliği bir provokasyon örgütleyerek Spartakistleri ve USPD’nin sol kanadını henüz erken bir savaşın içine çekerek bertaraf etmek niyetindeydi. Bu amaçla 4 Ocak’ta Kasım devriminde Berlin polis şefi olan USPD’li Emile Eichhorn’un hükümet tarafından görevden alındı. USPD ve KPD’ni cevabı 5 Ocak’ta kitlelere yönelik bir eylem çağrısı oldu. Yüzbinlerce emekçinin sokaklara döküldüğü 5 Ocak günü KPD, USPD’nin yerel gruplarının desteğiyle Berlin’de iktidarı ele geçirmek için harekete geçti. Emniyet ve SPD’nin merkezi yayın organı Vorwarts(İleri) binası işgal edildi. Ancak İşçi ve Asker Konseyleri’nin çoğunluğunu kazanmak, ayaklanmanın nasıl ilerleyeceğini belirlemek gibi kritik önemdeki görevleri bile yerine getirmeden başlayan ayaklanmanın başarı şansı yoktu. Ayaklanmanın başlamasından birkaç gü
n sonra, 10 Ocak’ta kitle hareketi enerjisini yitirmişti. SPD ise Freikorps(Gönüllü Birlikler) denilen imparatorluk yanlısı askerler, işsizler, lümpenlerden oluşan silahlı paramiliter güçleri saldırı için hazırlıyordu. Freikorpsların Berlin’de 80 bin üyesi vardı. Güçler arasında çok büyük eşitsizliğin varlığında, hele ki Berlin’de dahi işçilerin çoğunluğunun desteğinin kazanılmadığı koşullarda SPD’ye bağlı birliklerin saldırısıyla ayaklanma bastırıldı, KPD merkezi yerle bir edildi. 15 Ocak’ta SPD’li İçişleri Bakanı Noske’nin emrindeki polis kuvvetleri tarafından Karl ile Rosa tutuklandı ve katledildi.
Ocak 1919’daki Spartakist ayaklanması Rusya’daki Temmuz günlerini andırıyordu. Rusya’da öncü işçiler Temmuz ayında Menşeviklerin hükümetini devirerek iktidarı ele geçirmek için sabırsızlık içinde silahlı bir ayaklanma örgütlediler. Bolşevikler bu kalkışmanın erken bir adım olduğunu, umutsuz bir girişim olacağının bilincindeydiler. Ancak Menşeviklerle bağlarını koparmış kitleleri sokakta kendi başlarına bırakmak siyasi olarak intihar demekti. Kitlelerle sokakta birlikte mücadele ederken silahlı bir ayaklanmaya, iktidarı ele geçirme girişimine engel olmak gerekiyordu ki Bolşevikler bunu başardı. Temmuz günleri Rus devrimi için dönüm noktası oldu. Bu tarihten sonra dostunu düşmanını mücadele içinde tanımış geniş işçi kitleleri yüzlerini Bolşeviklere döndü ve böylece Sovyetlerde çoğunluk elde edildi. Ocak ayaklanmasında SPD, Spartakistler umutsuz bir ayaklanmaya zorlayarak yok etmek derdindeydi. Deneyimsiz KPD kadroları, öncü işçiler kendilerinin dışında kalan işçi kitlelerinin iktidarı almaktan hala uzak olan bilinç ve kararlılıklarını doğru tespit edemiyor ve sabırsız içinde devrimi gerçekleştirmek istiyorlardı. Rosa Lüksemburg ayaklanmanın zamansız ve şansı olmayan bir girişim olduğunun bilincindeydi ancak ne diğer KPD kadrolarını ikna edebiliyor ne de kendisi geçici bir geri çekilmenin gerekliliğini kavrayabiliyordu. Mevcut güç dengelerinde SPD’nin provokasyonuna karşı devrimlerine sahip çıkan kitlelerle birlikte sokakta olmak bir zorunluluktu; ancak öncü güçlerin iktidarı almaya kalkışmasını da engellemek gerekiyordu. KPD’nin bu zor işi başarabilmesi için de hem sistematik bir kadro eğitimiyle (ideolojik ve pratik) şekillenmiş disiplinli bir örgütsel yapıya hem de emekçi kitleler açısından mücadele içinde kazanılmış liderliğe sahip olması gerekiyordu. Bolşevik bir tarzda örgütlenmemiş genç KPD ise bu gerekliliklerin çok uzağındaydı. Rosa Lüksemburg SPD içinde reformizme karşı bayrak açtığı dönemden başlayarak kendisini propaganda grubuyla sınırlamış, örgütsel bir birlik yaratmamıştı. Partinin, siyasal hareketlerin asıl gücünün fikirsel olduğunu düşünen Rosa, Lenin’in kavradığı şu bilince sahip değildi; partinin gücünü oluşturan fikirlerin yanı sıra örgütsel güç ile parti faaliyetlerinin proletarya üzerindeki etkisidir. Fikirler ile güçlü, disiplinli bir örgütsel yapının birliğinin devrimci bir partiyi başarıya taşıyabileceğini Ekim Devrimi olduğu kadar 1918-9 Alman Devrimi de kanıtladı. Bu dersin bedeli ise ne yazık ki çok acı oldu. Rosa Lüksemburg’un tarihsel hatası da Almanya'da Bolşevik tarzda bir devrimci parti yaratmaması oldu.
Rosa mücadele hayatı boyunca çeşitli konularda hatalar (küçük ya da büyük) yapsa da Lenin’in ifade ettiği gibi “o bir kartaldı ve kartal olarak kalacaktır; ve anısı bütün dünya komünistleri için daima değerli olmakla kalmayacak, aynı zamanda biyografisi ve bütün eserlerinin yayınlanması (...) tüm dünyada pek çok komünist kuşağın eğitilmesinde son derece yararlı kılavuzlar olarak hizmet edecektir. ‘Alman sosyal-demokrasisi 4 Ağustos 1914'ten sonra kokuşmuş bir cesettir,’ bu sözlerle Rosa Lüksemburg'un adı tüm dünya işçi hareketinin tarihine geçecektir.”