BİZE YAZIN: marksistbakis@yahoo.com

İngiliz Sömürge Savcılığından İşgal Liderliğine: Rauf Denktaş

(15.01.12)

Rauf Denktaş'ın ölümünün ardından bütün burjuva unsurlar ağız birliği ederek yas havasına girdiler. “Türk milletinin” kahramanı olarak takdim edilen Rauf Denktaş'ın gerçek yüzünü görmek, Kıbrıs sorununun temel taşlarını göz önüne çıkarır.

1924 yılında, günümüzde Güney Kıbrıs'ta bulunan Baf'ta doğan Rauf Denktaş, İngiltere'de hukuk eğitimi aldıktan sonra, Kıbrıs adasında İngiliz sömürgeciliğinin savcılığını yapmıştır. Daha sonra siyasi yaşama atılan Denktaş, o dönemde adada yeni yeni başlayan etnik çatışmada ön planda duruyordu. Denktaş'ın kurucuları arasında olduğu söylenen Türk Mukavemet Teşkilatı, Rum milliyetçisi, Enosis yanlısı EOKA ile birlikte, Kıbrıslı emekçileri günümüze kadar devam eden şovenist bir cenderenin içine sokuyordu.

Kıbrıs, “Milli Dava” Haline Geliyor

Osmanlı döneminde Kıbrıs adası İngiltere’ye devredilmesi ve bu durumun 1923 Lozan anlaşmasıyla resmiyete kavuşmasıyla birlikte Türkiye devleti tarafından ada İngiltere sömürgesi olarak nitelendirmiş ve adaya dair uzun yıllar boyunca hiçbir hak iddiasında bulunulmamıştır. Ancak adanın çoğunluğunu oluşturan Rumlar arasında Kıbrıs’ın Yunanistan’la birleşmesi anlamına gelen Enosis fikri sol ve sağ içinde etkiliydi ve bu çerçevede İngiliz sömürgeciliğine karşı mücadele yürütülüyordu. SSCB’nin direktifleri doğrultusunda hareket eden Kıbrıs Komünist Partisi AKEL; İkinci Dünya Savaşı sonrasında İngiltere ile Rusya arasındaki anlaşma uyarınca İngiliz sömürgeciliğine karşı aktif olarak direnişin parçası olmadığından mücadele faşist EOKA çeteleri tarafından örgütlendi, sürdürüldü. Rumlar cephesindeki bu mücadele karşısında İngiltere adada azınlık konumda bulunan Türklerin desteğini alıp onları ayrıcalıklı bir konuma taşıyarak bir etnik gırtlaklaşmanın zeminini hazırlamak ve bu yolla adadaki varlığını meşrulaştırmak derdindeydi. Bu perspektifle polis gücü, savcılık gibi alanlarda Kıbrıslı Türklere görev vererek hem kendi kuklaları üzerinden pis işlerini yürütüyor hem de EOKA’nın hedefine Kıbrıslı Türkleri çekerek milliyetçiliği güçlendiriyordu. Rauf Denktaş, İngiliz sömürge mahkemelerindeki 1949-57 arasındaki görevi boyunca sömürgeciliğe karşı mücadele yürüten EOKA’cıları yargılayıp idama mahkum eden İngiliz yönetiminin emrinde iş gören bir savcıdan başkası değildi. TMT’nin kuruluşu ise Denktaş’ın İngilizlerin iznini alarak savcılıktan ayrılmasına denk gelir.  

İngiltere’nin adadan çekilmeyi kabul etmesinden önce Türkiye devleti, Kıbrıs’ı İngilizlerin sömürgesi olarak değerlendirip adaya müdahale etmemeye özel önem göstermiştir. Adada Enosis fikrine karşı örgütlenen Kıbrıslı Türk milliyetçileri Türkiye’ye başvurduklarında aldıkları yanıt açıktır: “hem Menderes hem Celal Bayar ile görüştüler. Ve Fuat Köprülü’ynan görüştüler. Menderes ve Bayar söylediği, ‘Gidin İngiltere’ye söyleyin çıkmasın adadan.” Dışişleri Bakanı Fuat Köprülü’ye gittiklerinde, Köprülü hakaret etmiş kendilerine. “Kıbrıs İngilizlerindir. İç işlerine karıştıracaksınız bizi, karışmayık.’”(Arif Hasan Tahsin) Ne zamanki İngiltere adadan çekilme programını kabul etmiş, o zaman Türkiye egemenleri için “Kıbrıs sorunu” diye bir sorun icat olmuştur. 1955 Londra Konferansı ile birlikte Türkiye İngilizlerin desteğiyle Kıbrıs sorununa taraf olmuş ve bu süreçte "adada statükonun yani İngiltere'nin yönetiminin devam etmesi, eğer statüko korunmayacaksa adanın eski sahibi Türkiye'ye geri verilmesi" yönünde bir politika savunulurken, 1956'da İngilizlerle işbirliği halinde "taksim"e, yani adanın bölünmesi doğrultusunda bir çizgiye dönülmüştür. Bu süreçte Özal Harp Dairesi eliyle Türkiye’de 6-7 Eylül olayları örgütlenip Rum düşmanlığı körüklenirken Kıbrıs da milli bir dava statüsüne getirilmiş ve Kıbrıslı Türk milliyetçileri üzerinden paramiliter bir yapılanma olan Türk Mukavemet Teşkilatı (TMT) kurulmuştur. Türkiye devletinin o dönemki tutumu bugünkü bağımsızlık çığırtkanlıklarının aksine adada İngiltere hakimiyetinin devam etmesinden yanaydı. Bu yüzden TMT hem TC'nin hem de İngiltere'nin adadaki taşeronluğunu üstleniyordu.

Gerek TMT gerekse EOKA düşman olarak birbirlerini belirleyip diğer ulusal kimliği yok saymak üzere bir mücadelenin yürütücüsü olduklarını savunsalar da iki örgüt en çok Kıbrıs'ta Rum ve Türk halkları arasındaki gırtlaklaşmaya karşı çıkanlara, adanın bölünmesine karşı çıkarak ortak bir mücadele geleneği oluşturup bunu ilerleten Kıbrıslı solcu ve sendikacılara yönelik saldırılar düzenlediler. TMT’nin hedefinde aslen EOKA değil Kıbrıslı Türk solcuları ve sendikacıları vardı; EOKA içinse hedef ortak mücadelenin örgütleyicisi Rumlardan başkası değildi. EOKA 1940’lı 1950’li yıllarda toplam olarak 265 infaz gerçekleştirmiştir. Bunların 143’ü İngiliz ve Türk iken 131’i Komünist Partisi AKEL ve Türk ve Rum işçilerin birlikte mücadele ettiği PEO (Kıbrıs Emek Federasyonu) sendikası üyeleri olan Rumlardır. 

TMT’nin Kıbrıslı emekçilerin birliği için mücadele edenlere yönelik saldırılarının arasında en çok bilineni AKEL üyesi iki sendikacı Kostas Mişaulis ile Derviş Ali Kavazoğlu'nun öldürülmesidir. Adanın emperyalist çıkarlar doğrultusunda bölünmesine ve Kıbrıslı emekçilerin ortak mücadele geleneğinin yok edilmesine karşı çıkanlara yönelik bu ve benzeri cinayetlerle TMT’nin yaratmak istediği fikir adadaki Rum ve Türk işçilerin birliğini sağlamak isteyenlerin sonunun ölüm olacağıydı. TMT, adanın bölünmesi politikalarına karşı çıkanlara, Rum işçileriyle birlikte PEO sendikasında örgütlenen ve mücadele eden Kıbrıslı Türk işçilere karşı muazzam bir terör politikası yürüttü. PEO üyesi işçiler silah zoruyla milliyetçi Türk sendikalara üye olmaya zorlandı. TMT iki toplum arasındaki çatışmaları tırmandırmak için cami kundaklama dahil her türlü provokasyona da girişti, sonrasında kendilerinin de itiraf ettiği gibi. Günümüzde burjuva basın tarafından methiyeler düzülen, Denktaş'ın kilit isimlerinden biri olduğu TMT böyle bir örgüttü.

Kıbrıs'ın Türkiye tarafından işgalinden sonra kurulan Kıbrıs Türk Federe Devleti'nin ve daha sonra Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin yöneticiliğini yapan Rauf Denktaş, TC'nin Kıbrıs politikası AKP ile birlikte değişince gözden düştü ve yerini Mehmet Ali Talat'a bıraktı.

 

Kıbrıslı Türk ve Rum İşçilerin Ortak Mücadele Tarihi

Kıbrıs’ta İngiliz sömürgeciliğine karşı ilk ayaklanma 1931’de İngiliz Vali Sir Ronald Storrs gümrük vergisini artırdığında patladı. 1930 ve 40’lar boyunca Kıbrıslı Türk ve Rum kökenli işçiler Taşımacılık ve Liman İşçileri Sendikası’nda ortak mücadele yürüttüler. 6 Mart 1939’da Limasol Hamal Sendikası’nın kuruluş toplantısına 40 Kıbrıslı Türk katılırken Magosa Hamal Sendikası komitesinde ise eşit sayıda Türk ve Rum vardı. 1938-48 döneminde Türk ve Rum işçiler sekiz saatlik çalışma günü, çalışma koşullarının iyileştirilmesi, çalışma yasaları, sosyal güvenlik, ücret artışı vs. için ortak bir mücadele yürütürlerken ardarda gelen grevlerde Kıbrıslı Türk ve Rumlar patronlara ve İngiliz sömürgeciliğine karşı omuz omuza kavga verdiler. 1948’de iki bin Türk ve Rum işçisinin, Amerikan Madencilik Şirketi’ne karşı başlattığı grev, 3 Ocak’tan 16 Mayıs’a kadar dört ay sürdü. Polis 3 ve 8 Mart’ta ateş açarak çok sayıda işçiyi yaraladığı grevde 17’si Türk olmak üzere 76 işçi eşleriyle birlikte iki yıla varan hapis cezaları aldılar.  
Ermeni, Rum ve Türklerden oluşan demiryolu çalışanları ise 1941 yılında greve çıktılar ve grevi durdurmayı reddeden grev komitesi (ki onların da üçü Türktür) İngiliz sömürge yönetimi tarafından tutuklanarak hapse atılır. Ermeni, Rum ve Türk işçilerin yaygın protestoları sonucu mahkumlar serbest bırakılırken grevin bütün taleplerini kazandı. Kıbrıslı Türk ve Rum işçiler arasındaki işbirliği, 1944’de ayrı Türk sendikaları kurulmasına rağmen devam etti. Kıbrıslı Türk işçilerin yarıdan fazlası ortak sendikalarda kalmayı tercih ettiler.