Kasetlerle Dizayn

V. Umut Arslan - (25.05.11)

Geçen yıl bu sıralarda Deniz Baykal'ın özel yaşantısına ait görüntüler internete düştüğünde Baykal CHP genel başkanlığından ayrılmak zorunda kalmıştı. Baykal'a yapılan operasyonla sadece CHP'nin başkanı değişmedi, Türkiye'de burjuva siyasetin taşları yerinden oynatıldı. Şimdilerdeyse tam da seçim arifesinde MHP üst düzey kadrolarının kasetleri piyasaya sürülüyor ve böylece bu kişiler istifaya zorlanıyor. Burjuva siyaset arenası bir kez daha kasetlerle yeniden şekillendirilmek isteniyor.

Son kaset furyasının MHP'yi baraj altına itme operasyonunun bir parçası olduğunu bilmeyen yok. AKP'nin seçimler sonrası için kafasına koyduğu, köklü değişiklikler içeren yeni anayasanın mümkün olabilmesi için en azından 330 milletvekiline ihtiyacı var. Referandumu ancak bu sayı mümkün kılacak. Ne var ki CHP ve BDP'nin mevcut vekillik sayılarını arttıracağına kesin gözüyle bakılıyor, bu durumda eğer MHP barajı geçerse AKP'nin yeni anayasa hayalleri suya düşmüş olur. Bu yüzden AKP'nin gelecek projeksiyonu için MHP'nin baraj altına düşmesi şart. MHP'nin barajı geçememesi durumunda AKP'nin 367 sayısına ulaşarak referanduma bile gerek kalmadan yeni anayasayı hazırlayabilme imkanına erişmesi ihtimali de mevcuttur. Zaten Tayyip Erdoğan da 12 Eylül referandumundan beri çalışmalarının merkezine MHP'yi koymuş durumda. MHP'nin alanını daraltmak için bu seçimlerde hiç olmadığı kadar şoven bir dil tutturmuş gidiyor. Kürt illerindeki seçim mitinglerinde bile “tek millet tek bayrak” edebiyatı yapmaktan geri durmuyor Tayyip Erdoğan. Zira BDP ya da CHP'nin oylarındaki yüzde bir ikilik artışı gözü görmüyor. O'nun asıl kilitlendiği hedef MHP oylarının yüzde onun altına düşmesi. AKP cephesi Kürt coğrafyasındaki canlılığın kaçınılmaz kıldığı çatışmalardan da oldukça rahatsız durumda. Bu çatışmaların MHP'ye yaradığı hesabından yola çıkarak AKP destekçisi İslamcılar ve liberaller TSK ve PKK'de yuvalanmış Ergenekoncuların seçim öncesinde düğmeye bastığı temasını güçlü bir şekilde işliyor.

MHP'nin güçlü olduğu iki farklı sosyolojik taban var. Bunlardan birincisi MHP'nin geleneksel olarak güçlü olduğu iç ve doğu illerindeki küçük burjuvazi. Yozgat, Kayseri, Afyon, Erzurum, Elazığ, Malatya, Çorum, Kars, Nevşehir vb illerdeki aşırı sağın güçlü bir İslami tonu da bulunur. Bu bölgeler zaten İslami hareketle faşist hareketin öteden beri rekabet içinde olduğu alanlardır. MHP üst kadrosunun kasetleri özellikle bu bölgedeki milliyetçiliğin muhafazakar tonlarını hedefliyor şüphesiz. Zaten 12 Eylül'deki anayasa referandumunda AKP, MHP tabanını büyük ölçüde kendisine eklemlemeyi başarmıştı.

Tayyip Erdoğan'ın bu bölgedeki en büyük kozlarından birisi Kılıçdaroğlu'nun Alevi kimliği. Temel karşıtlığı AKP- CHP üzerinden kuran Tayyip Erdoğan bir yandan CHP'nin 1930'lu yıllarda camileri ahıra çevirdiğinden dem vuruyor bir yandan da her vesileyle Kılıçdaroğlu'nun Alevi kimliğini adeta teşhir ediyor. Böylece Tayyip Erdoğan bu bölgelerdeki Alevi karşıtlığına oynuyor. Tayyip Erdoğan Alevi karşıtlığını bile alenen kullanırken sol liberaller hala AKP'yi cilalama peşinde, burası da ayrı bir konu.

MHP'nin güçlü olduğu diğer bölge, Kürdistan'dan yoğun göç alan güney ve batıdaki iller. Bu bölgelerdeki MHP tabanının daha laik bir kesim olduğu şüphesiz. Bu kesimin yoğun bir Kürt düşmanlığıyla beslendiği de ortada. Dolayısıyla bu bölgelerdeki MHP desteğinin azalması mümkün gözükmüyor. Etnik tansiyon bu bölgelerde büyük bir enerji birikimine neden olurken potansiyel patlamalar adeta hazırda beklemekte. Geçtiğimiz yıl yaşanan İnegöl olayları nasıl bir manzarayla karşılaşabileceğimizin sadece küçük bir göstergesi. Etnik Kürt düşmanlığı bahsi geçen bölgelerde geniş bir kesimi MHP'de kutuplaştırırken MHP'nin seçimlerde barajı geçemeyerek yüksek siyasetin dışında kalması durumunda faşist çetelerin etnik çatışmaları körüklemekte daha aktif olabilecekleri ihtimali burjuva medyada ciddi olarak tartışılıyor. Ayrıca BDP güçlü bir şekilde mecliste temsil edilirken Türk milliyetçiliğinin sesi olan MHP'nin meclis dışında kalmasının (üstelik kaset vb operasyonların etkisiyle) sistemin meşruluğu adına ciddi sıkıntı kaynağı oluşturacağı düşünülebilir.

Gelelim kaset operasyonlarının ayrıntısına. Skandalları patlatan ekibin son derece profesyonel olduğu kesin. Her ne kadar internetten yayın yapanlar kendilerini faşist hareketin içinden bir unsurmuş gibi (farklı ülkücüler) gösterse de yürütülen operasyonun Bahçeli'ye kızan kimi eski ülkücünün altından kalkamayacağı kadar karmaşık ve profesyonel olduğu ortada. Uzun zamana yayılan, sistematik, teknik yönü derinlik isteyen ve belli ki istihbarat işi olan bu operasyonu “derin” ellerin yönettiği gözüküyor. Öyleyse devlet içerisindeki bir takım güçlerin yasadışı uygulamaları olarak tanımlanan derin devletin AKP iktidarında tasfiye edilmediği ama şekil değiştirdiği sonucuna ulaşmak çok zor olmasa gerek. Zaten söz konusu organize şebekeye ulaşmak için Emniyet teşkilatının pek bir çaba sarf ettiği de yok.

Öte yandan sürecin daha geniş bir okumasını yapmamız gerekiyor. MHP'ye yapılan operasyon da ortaya koyuyor ki AKP'nin ortasında olduğu, sınırları zorlayan, son derece pervasız kimi süreçlerin hızlandığı bir dönemden geçiyoruz. KPSS skandalı, sınavlara yaygın bir şekilde usulsüzlük yapıldığı gerçeğini ortaya koymuştu ama bir o kadar daha çarpıcı olan meselenin üstünün kapatılmasıydı. YGS'nin şifrelenmesi ve olayın herkesin gözünün içine bakarak örtbas edilmesi ise pervasızlığın ne boyutlara ulaştığını ortaya koydu. Hayatını sol örgütlerle mücadeleye adamış bir polis müdürü olan Hanefi Avcı yazdığı kitapla Fethullah Gülen'i hedefleyince hemencecik Devrimci Karargah üyesi oluverdi. Aralarında SDP genel başkanını da olduğu bir grup sosyalist de aynı tezgahın kurbanı olurken bütün bu süreçleri eleştiren gazeteciler Nedim Şener ve Ahmet Şık da Ergenekoncu ilan edildi, tutuklandı. Ahmet Şık'ın daha yayınlanmamış olan bilgisayardaki kitabının yasaklanması da pervasızlığın boyutlarını ortaya koyuyor. Baykal'a yapılan operasyon karanlıkta kalmaya devam ederken şimdi de kimi güçler göz göre göre kasetler vasıtasıyla burjuva siyaseti baştan dizayn etmeye koyuluyor. Ve yine bu organize işi kimin yaptığı ortaya çıkmazsa kimse şaşırmayacak. İşin diğer çarpıcı boyutu da T.Erdoğan'ın bu “organize suç”un getirilerini hiç çekinmeden kullanarak, kaset operasyonunu cesaretlendirmesi ve MHP'yi kasetten doğru vurabilmesiydi. Şimdilerde T.Erdoğan bu işi terk ettiyse o da MHP'yi mağdur durumuna düşürmemek ve operasyonun sorumluluğunun üzerine kalmaması içindir.