Yunanistan Yerel Seçimlerinin Anlattıkları
(12.11.10)
Yunanistan’da 7 Kasım’da gerçekleşen yerel seçimler, kitlelerde PASOK hükümetinin yaşama geçirmeye çalıştığı emek düşmanı programına yönelik öfke ve hoşnutsuzluğu ortaya koydu. 10 milyona yakın kayıtlı seçmen olan Yunanistan’da seçmenin %40’ı seçimlere katılmadı; yüzde 9’dan fazlası ise geçersiz oy kullandı. Yani kayıtlı seçmen her iki Yunanistan vatandaşından biri yerel seçimlere sırtını döndü. Bu oranlar bazı bölgelerde çok daha büyük rakamlara ulaştı(örneğin Atina’da katılmama oranı yüzde 55’e yakındı).
Haziran 2010’da yapılan bir anket bu seçim sonuçlarına da yansıyan toplumsal ruh halini çarpıcı şekilde yansıtıyordu. Bu ankete göre Yunanistan toplumunun:
- %91’i “kızgın”olarak kendini nitelemekte.
- %80’ı Yunanistan’da bir sosyal patlama bekliyor.
- %51’i bir sosyal patlama olursa içinde yer alırım demekte.
- %50’si(kimi anketlerde bu oran %30-50 arasında değişiyor) ise bizi temsil eden hiçbir parti yok diyor.
Gerçekten de seçimlere katılmayan ya da geçersiz oy veren yüzde 50’lik kitle, bir yandan PASOK hükümetinin uygulamalarından duyduğu rahatsızlığı, diğer yandan Yeni Demokrasi’nin farklı bir şey önermediğinin bilincinde olduğunu gösteriyor. Yunanistan’da iki partili (PASOK ve Yeni Demokrasi) bir sistem döngüsü varken bu konuda da bir zayıflama seçim sonuçlarında göze çarpıyor. Örneğin 2009 genel seçimlerinde PASOK ve Yeni Demokrasi toplam oyların yüzde 80’a yakınını toplarken şimdi bu oran %68’e inmiş durumda. PASOK oyların yüzde 34’ünü alırken, Yeni Demokrasi %32 ile onu yakından takip etti.
Seçimlerin diğer bir dikkat çekici noktası da bir süredir devam eden aşırı sol ve sağda oy oranlardaki büyümenin ciddiye alınır şekilde sürmesi.
Her ne kadar içeriği boş da olsa ve gerektiği her an Yunanistan burjuvazisinin çıkarına kitlelerin devrimci enerjisine ket de vursa radikal söylemler KKE’nin seçimden güçlenerek çıkmasını sağlamış durumda. Seçime katılan kişi sayısındaki düşüklük nedeniyle KKE’nin oylarını %7,5’dan %11’e çıkarması oy sayısında sadece 520 binden 600 bine çıkış getirdi.
PASOK’un solunda duran bir sosyal demokrat yapılanma ve solun geniş birliğinden oluşan Syriza içinse bu seçimler bir fiyasko oldu. Syriza, her ne kadar genel seçimlerdeki gibi oyların %4,5’unu alsa da oyların sayısında 70 binin üzerinde azalma yaşandı. Yerel seçimler öncesinde parti içindeki fraksiyonlar arasında adaylar üzerinden yaşanan bölünme sonrasında Syriza seçim sürecinde kötürümleşmiş, neredeyse bu süreçte hiçbir etki gösterememişti. KKE ve Antarsya’nın güçlenerek çıktığı yerel seçim sürecinden oy artırmayı bırakın oy kaybederek çıkan Syriza’nın kendi iç bunalımlarına daha çok düşeceği ve giderek ölü bir yapılanmaya dönüşeceğini öngörmek zor değil.
Seçimden en büyük başarı ile çıkan aşırı sol güç, radikal bir sol birlik olan Antarsya oldu. Gerek KKE gerekse Syriza’dan daha radikal bir söylemle hareket eden ve canlı bir profil çizen Antarsya sadece oy oranını değil oy sayısını da katladı. 2009 genel seçimlerinde %0,3 oy oranıyla 25 bin oy alan Antarsya bu seçimlerde oy oranını %1,7’ye çıkarırken oy sayısını da dörde katlayarak 100 bine çıkardı. Özellikle Syriza’nın içine düştüğü bunalımlar ve radikal söylem ve politikalar üretememesi nedeniyle sol kanadından Antarsya’ya doğru kayış olduğu düşünülüyor. Antarsya’nın yakaladığı rüzgarla daha da güçlenmesine önümüzdeki süreçlerde tanıklık edeceğiz gibi görünüyor.
Kriz koşullarının merkez güçleri eritip aşırı uçları güçlendirdiğini belirtmiştik. Bu durum ne yazık ki Yunanistan Neo-Nazileri için de geçerli. Altın Şafak isimli faşist örgütlenme ulusal düzeyde zayıflıkları nedeniyle sadece 4 bölgede aday gösterse de toplamda 10 bin oy topladılar. Atina’da %5’in üzerinde oy alıp bazı bölgelerde bu oranı %15 ile 20 arasına çıkardılar.
Sonuç olarak toplumsal hoşnutsuzluk ve öfkenin yüksek olduğu kriz koşullarında sol içinde ortalama söylemlerin kitleleri etkileme şansı olmadığı Syriza örneğinde tekrar kanıtlandı. Syriza için PASOK’un biraz solunda durmanın sadece kısa sürede iflası garantilediği ortaya çıktı. Aynı durumun tersten kanıtı KKE ve Antarsya oldu. KKE, sağcı ve ihanetçi politikalarına rağmen (gençliğin militan eylemliliğini bozgunculuk olarak nitelemekten 1989’da sağcı Yeni Demokrasi hükümetine bir bakanla ortak olmaya kadar) radikal söylemleriyle kitle desteğini artırmayı başardı. Daha da radikal bir söylemle duran ancak pratikte bunun hakkını vermeyen Antarsya da bu sürecin kazananı oldu. Antarsya hele ki bu söylemini pratikte mücadeleci unsurlara yol açıp önderlik edecek şekilde kullansa çok daha güçleneceği ve toplumsal etkisinin artacağı aşikardır. Seçimlerden faşistlerin de güçlenerek ve desteklerini artırarak çıkmaları, böylesi olağanüstü koşullarda devrimcilerin faşist örgütlenmelere karşı mücadelesinin daha kararlı şekilde ciddiyetle örülmesi gerekliliğini tekrardan ortaya çıkarmıştır.
Kriz koşulları olanaklar ve tehlikeleri birlikte yaratmaktadır. Sürecin hangi rotada ilerleyeceği mücadele azim ve kararlılığındaki kitlelerin devrimci bir önderlikle buluşup buluşamamasına bağlıdır. Bu gerçek bugün kendini Yunanistan’dan Fransa’ya kadar kitlenin bir kıpırdanma içinde olduğu Avrupa’da daha da net şekilde ortaya koymaktadır.