Katledilen Kültür Mirası: Allianoi

(29.09.10)

İzmir’in Bergama sınırları içerisinde yer alan antik kent Allianoi sular altında kalıyor. 1998’de keşfedilen ve o günden beri yapılan kazılarla birçok köprü, cadde, kiliseye sahip olduğu anlaşılan Allianoi 2001’de 1. derecede arkeolojik sit alanı ilan edilmişti. Bugüne kadar ancak %20’si ortaya çıkarılabilen antik kent bir sağlık yurdu olarak da biliniyor. Allianoi’nin son günlerde başına gelenler ise pişmiş tavuğun başına gelmeyen cinsten. 90’lı yıllarda henüz daha kent gün ışığına çıkmamışken ihaleyle Koçoğlu firmasına verilen baraj yapımı kararı Allianoi’nin 12 yıllık serüveninin sonu oldu.

Devlet Su İşleri’nin baraj yapımı hususundaki ısrarları en sonunda sonuç verdi. Tarihi ve kültürel bir değer olan antik kent konusunda Kültür Bakanlığı utangaç cevaplarla geçiştirmeci bir tavır izlerken, böylesine hassas bir konuda DSİ’nin yer yer tehditlere varan ifadelerle inisiyatifi üzerine alması dikkat çekti. Sistemin mantığı öyle bir işliyor ki en derin kültürel meselede bile “Devlet Su İşleri” tek yetkili merci olabiliyor.

DSİ’nin iddiaları ve amaçları sistemin doğasını teşhir açısından bize tipik bir örnek sunuyor. DSİ’ye göre kent halihazırda 2000 yıldır yerin altında kalmaya alışıktı ve bölgede azami 50 yıl sürecek bir baraj kullanımı çok önem teşkil etmezdi. DSİ’nin algısına göre Bergamalı yurttaşlar 2060 civarlarında çok sevdikleri antik kentlerine kavuşabilirlerdi. 2060’a kadar kapitalizm genel anlamda yaşanabilir bir dünya bırakırsa tabi.

DSİ’yi bir kenara bıraktığımızda Allianoi’yi sular altında bırakmak için kenetlenmiş bir kurumlar silsilesi görüyoruz: Kültür Bakanlığı, Çevre Bakanlığı, ihaleyi alan firma… Bu eksenin çabalarıyla geçtiğimiz dönemde kentin üzerinin kille kaplanarak “korunmasını” öngören kararı Danıştay iptal etmişti. Bugün ise ufacık bir kelime oyunuyla “kil”i “kum” yaptılar ve Allianoi’nin üzerinin kumla kaplanmasına karar verildi. Böylece en eski sağlık yurtlarından biri olan kentin Yortanlı Barajı’nın sularının altında istirahat etmesinin yolu açıldı. İzmir 2 No'lu Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu’nun kararına göre kentin üzeri kumla örtülecek ve derhal baraj yapımına başlanacaktı.

Kapitalist sistemde istisnasız tüm çevre bakanlarının Erdoğan’ın özdeyişiyle tam da “çevrecinin daniskası” olmaları alışıldık bir durum. Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu da Allianoi’yle ilgili açıklamalar yapan Tarkan’a saldırarak tipik bir “çevrecinin daniskası” olduğunu kanıtladı. Veysel Eroğlu 1998’den beri bölgede kazı yapan araştırmacıları suçladı. İhaleler verilmiş, rantlar çoktan pay edilmişken hesapta olmayan küçük bir “çevresel” olayın sermayedarların işini bozması Eroğlu’nu isyan ettirmişe benziyor. Bakana göre “Allianoi diye bir  yer yok, orası Paşa Ilıcası”. Birkaç inci daha: “Oraya biz 60 milyon lira para harcadık. Bir takım cahil insanlar yüzünden, bazı art niyetli kişiler yüzünden orada su tutulamadı çiftçiler mağdur oldu. 2 senedir bekliyor, neticede artık tahammülümüz de yoktur. Bu tamamen Paşa Ilıcası adıyla bilinen ve zaman içinde tadilatı yapılmış olan bir kaplıcadır. Allianoi diye bir şey yoktur. O kişinin uydurduğu bir şeydir.” Her zamanki gibi… Yine yalanın biri bin para.

Şimdi bir diğer bakana dönelim. Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay da çaresizlikten dem vurmuş: “Ortada trilyonlara mal olmuş, bitmiş bir baraj var. Çevredeki köy ve kasabaların sulama ihtiyaçları var. Biz burada koruma-kullanma dengesi kullanmaya çalışıyoruz. Allianoi ile ilgili duyarlılığı tüm kalbimle paylaşıyorum ama baraj yapıldıktan sonra bir koruma önlemi alarak birlikte taşımak konusunda yöntem bulmak gerekiyor. İçinde bulduğumuz açmazı, çaresizliği de herkesin anlamasını rica ediyorum.” Pek duyarlı kültür bakanının söylediklerini sınıfının dilinde şöyle tercüme edelim: “Dün Hasankeyf olur bugün Allianoi, kültürel değerler, para getirdiği ölçüde yaşama hakkına sahiptirler. Allianoi ile ilgili duyarlılığımın sınırı budur.” İşte Günay’ın bahsettiği çaresizlik tam da burjuvazinin içinde bulunduğu tarihsel açmazı simgeliyor. Dolaylı ya da dolaysız, kar getirmeyen şey, niteliği her ne olursa olsun, varolma hakkına haiz değil.

İhaleyi alan firma ise gelişmelerden doğan fırsatı hiç kaçırmadı ve hukuki süreç henüz devam ederken emrivaki hamlelerle bölgeye 120 işçi göndererek kumlama işlemlerine başladı. Üstelik kullanılan maddede dahi sahtekarlığa başvurdular. Kentin üzerine Horasanharcı denen bir madde dökecekleri yerde düpedüz beton harcı kullandılar.

1. derecede sit alanlarına yapılan barajlar bitmedi ve bitmeyecek de. Dün Hasankeyf, bugün Allianois, yarın bir başkası… Hidroelektrik santrallerle yok edilen tarihi ve kültürel değerler, doğayı şiddetle tehdit eden nükleer santraller, çevre katliamları bu sistemin doğasına özgü. Daha geçen aylarda BP çok büyük bir çevre felaketine imza atmıştı. Benzer şekilde Çin’de de bir petrol faciası meydana gelmiş ve bölgedeki doğal işleyişin canına okumuştu. Kar etmekten başka hiçbir dürtü tanımayan bir üretim sisteminin sonucu tüm bunlar. Dolayısıyla doğayı ve bir bütün olarak dünyayı kapitalizm canavarının elinden kurtarmanın yolu doğrudan sistemin kalbine gerçekleştirilecek öldürücü vuruştan geçiyor. Kapitalizm insanlığa barbarlıktan başka yol vadetmiyor.