Sistemin Çürümüşlüğü Her Yerden Fışkırıyor!
Emekçiler Kopyanın Değil, Asıl KPSS’nin Mağduru!

(26.08.10)

10 Temmuz’da yapılan KPSS (Kamu Personeli Seçme Sınavı) bu sene de kopya ile ülke gündemine girdi. Sınavın Eğitim Bilimleri kısmına giren adayların 350 tanesinin sınavda 120 soruyu birden doğru cevaplandırması ve 2600 kişinin 95 ve üstü; 1200 kişinin ise 98 ve üzeri puan alması ile bu yüksek puanları alanların çoğunun önceki sınavda 40 puanı aşamamış olması ülkeyi karıştırdı. Aslında haftalardır bilinen durumun referandum arasında gündeme girmesi için epey bir patırtı kopması gerekti. Bu adaylardan 20 çiftin bazılarının evli, bazılarının kardeş ve akraba olması ise sınav sorularının daha organize bir güç tarafından özellikle dağıtıldığının göstergesi kabul ediliyor. 1999’dan beri yapılan sınav, üniversitelerin bölümlerinde öğretmen olmak için okuyan yüzbinlerce insanın hayatını belirliyor. Şimdiye kadar 13 öğretmen sınavda atanacak puanı alamadığı için bunalıma girerek intihar etti. Daha ortaokulda sınavlarla eleme yarışına girilen ülkemizde, üniversiteden mezun olanlar için bile eleme çilesinin bitmediğinin en açık göstergesi bu sınav. SBS, LYS, ALES, TUS, KPSS derken geleciğimiz sınavlara kalmış durumda.
Milli Eğitim Bakanlığı’nın verilerine göre ülkede 180 bin öğretmen açığı bulunmakta, Eğitim-Sen ise bu rakamın gerçeğin çok altında olduğunu sürekli dillendiriyor. Bu sene sınava giren öğretmen sayısı 280 bin olarak kayıtlara geçti. Bu öğretmenlerin onbinlercesi özel sektöre bağlı okullarda ve dershaneler de üç kuruş paraya öldürülesiye çalıştırılıyor. Bir o kadarı da MEB’e bağlı okullarda ders saati üzerinden ayda 700 liraya ücretli öğretmenlik yapıyor. Üniversitelerdeki eğitim fakülteleri özel sektöre ucuz emek üretmek için canla başla mezun veriyor. KPSS gibi bir sınavın varolmasının temel nedenini sömürü sisteminin doğasında aramak gerek. Eğitim sektörünü her geçen gün daha fazla özelleştiren, devlet okullarını hizmetin yüzkarası haline getiren, emekçi çocuklarına üniversitelerin kapılarını kapatmaya çalışan sistemin mantığı; eğitim emekçilerini de diplomalı işsiz konumuna getirerek ücretli kölelik düzenine su taşımaktır. KPSS gibi bir sınavın hiçbir meşruiyeti olmadığını konuşmamız gerekirken, sınavdaki kopya meselesinin nasıl ispat edileceğini tartışır duruma geldik.
Sınavda birinci olan 350 kişinin T.C. kimlik numaralarının basına sızmasıyla aslında ruhumuz bile duymadan gerçekleşecek bu kadrolaşma hikâyesinin şahidi olduk. İki dönemdir iktidarda olan AKP’nin kamu kesimlerinde nasıl kadrolaştığı herkes tarafından bilinen bir gerçek. Kopya meselesi, sömürü sisteminden adalet bekleyen yüzbinlerce insanın bir tokat gibi suratında patladı. Asıl mesele bu olayın devletin çeşitli organlarının işbirliği ile ne kadar sürede örtbas edileceğinin izlenmesi olmamalıdır. Egemen sınıfın iki kanadının arasındaki kavgada bunun gibi su götürmez malzemelerin kullanıldığını biliyoruz. Ama savcılardan veya hakimlerden adalet beklemek bizim işimiz olamaz. TEKEL direnişinde sanki işçilerin hakkını düşünüyormuş gibi gürleyen CHP’nin, Danıştay kararıyla çadırlar dağıtılırken sesinin soluğunun çıkmadığı ortadadır. AKP’nin elini sıkıştıracak diye sınav mağdurlarının avukatı kesilenler, referandum sonrası bu olayın adını bile hatırlamayacaklar. Onun için güvenceli çalışma hakkı ellerinden alınan yüzbinlerce öğretmenin sesini duyurmak için meydanlara inmesinden başka kurtuluşu yok. Böyle bir mücadele torpilsiz iş bulmanın neredeyse imkânsız hale geldiği koşullarda kitlelerde adil olarak bel bağlanan KPSS sınavını da deşifre ederken sistemin çürümüşlüğünü tekrar gözler önüne serecektir.
Eğitim-Sen’in kopya meselesindeki tavrına da değinmek gerekiyor. Televizyon ekranlarında yüksek siyaset yapmak, emekçilerin hakkını aramak için kurulmuş bir sendikaya yakışmaz. Olayın başından beri sınav sorularını incelemek için bir komisyon kurduğunu duyuran, dava açmak için yeterli veri topluyoruz diyen Eğitim-Sen, emekçinin asıl silahının ne olduğunu unutmuş görünüyor. Açıklamalarının hiçbirinde bir eylem takviminden bahsetmeyen sendikanın, KPSS’nin meşruiyetinin kopya meselesiyle sınırlandıranların ekmeğine bal sürdüğü çok açık değil mi? İki dönemdir eğitim sektöründeki yetkiyi Eğitim Bir-Sen’e kaptıran Eğitim-Sen için böylesi bir direnişin örgütlenmesi önemli bir güven tazeleme anlamına gelecektir. Kamuda sendikalaşmanın yasak olduğu bir ülkede yıllarca sokakta direnerek KESK’in varlığını kabul ettirmiş bir harekete de yakışan bu olur. Eğitim-Sen, hızla ‘Emekçiler kopyanın değil, asıl KPSS’nin mağduru!’ sloganıyla ülkenin her tarafında mitingler örgütlemeli, eğitim emekçilerinin içinde kaybettiği prestijini yine alanlardaki tavrıyla kazanmalıdır. Biz KESK’i sokakta kurduk, diyen bir geleneğin yeni kuşaklara mirası da işte böyle olacaktır.