Referandumda Sosyalist Sol Çok Önemli bir Fırsatı Kaçırıyor!

(20.08.10)

Referandum egemen sınıfın iki kanadının önemli bir çarpışmasına daha sahne oluyor. Son süreçte çok önemli mevzilerinden çekilmek zorunda kalan askeri ve sivil bürokrasi şimdi de yüksek yargının kontrolünü elinden kaçırmak üzere ve bunun gerçekleşmemesi için var gücüyle mücadelesini sürdürüyor. Gerçekten de referandumu referandum yapan kızılca kıyametin koptuğu nokta, yüksek yargı organları üzerinde denetimi kimin elinde tutacağının oylanacak olmasıdır. Sol liberaller ya da ulusalcı solcular ne derse desin gerisi hikayedir.    
Egemen sınıfın çatışan kanatları her seferinde olduğu gibi bu sefer de emekçileri çeşitli ayak oyunlarıyla kendi arkalarına yedeklemeye çalışıyor. Ve yine her seferinde olduğu gibi devrimci Marksistlerin görevi, işçi sınıfının bağımsız sınıf çizgisini ifadelendiren politik alternatifler üretmek ve bunu da mümkün mertebede tatbik etmeye çalışmaktır.
Elbette ki farklı sınıf çıkarlarını ifade eden politik hatlar bunların taşıyıcısı olan politik güçlerle kavgasını yürütür. Nasıl AKP ve CHP farklı sınıf çıkarlarının güçlü birer taşıyıcılarıysa tarihsel olarak hayati önemde olan olgu da işçi sınıfının tarihsel çıkarlarının savunucusu bir politik partinin ortaya çıkmasıdır. Bu görev doğaldır ki sosyalistlere düşmektedir. Gelgelelim Türkiye’de kendini sosyalist gören oluşumların çoğu ya doğrudan burjuva kanatların bastırdığı taraflara doğru meyletmektedir ya da işçi sınıfı merkezli olmadıklarından bu tarihsel rolü oynayamazlar. Sınıf mücadelesinin gidişatını değiştirecek olan tarihsel gelişme, işçi sınıfının çıkarlarının taşıyıcısı olacak bir öncünün gelişmesi ve bu hayati boşluğu doldurmasıdır.
Bu boşluğun nasıl ciddi sonuçlara yol açtığını referandum sürecinde de gözlemliyoruz. Kendisini sosyalist olarak adlandıran cenahın ana gövdesi, çoğunluğu hayırcı kanat olmak üzere, egemen sınıfın politikalarına eklemlendi. Diğer taraftan referandumdaki evet ya da hayır dayatmasını protesto etmek isteyenlerin aklına ilk gelen protesto biçimi boykot oldu. Gelgelelim protesto biçimi olarak boykotun (kürt illeri dışında) asıl amaç için yani emekçileri egemen sınıfın politikalarından koparmak ve sosyalistlerin emekçiler nezdindeki etkisini artırarak ve bunu da tüm Türkiye’de göstererek politik bir atılım yapmak için pek de etkili bir yöntem olmadığı ortadadır.
İlk olarak boykot çalışmasının etkisini Kürt illeri dışında ölçmek pek mümkün değildir. Dolayısıyla sonuçlarını ölçemediğiniz etkisi arada kaynayacak olan bir çalışmanın meyvelerin toplayamazsınız. Kaldı ki kitleler de tavırlarının etkilerini ve sonuçlarını hiçbir zaman göremeyecekleri ve test edemeyecekleri böyle bir çalışmadan etkilenmeyeceklerdir. Sonuçta boykot tavrını gidin evinizde oturun pasif tavrı olarak algılanması gayet doğal olacaktır. Boykot tavrı Kürt illerinde BDP’nin gücü olarak kendisini ortaya koyacaktır ama boykot tavrı geliştirecek sosyalistlerin tavrı silikleşmek zorunda kalacaktır. Ayrıca sol eğilimleri güçlü geniş emekçi yığınlarda boykot tavrı AKP’ye yarar düşüncesini bulunmaktadır. Bunun bir gerçeklik payı vardır zira hayır oyları boykota dönüştüğünde bundan karlı çıkacak olan AKP olacaktır. Bu durumda hedef kitlenin ana gövdesini oluşturan bu katmanı boykot tutumu ile egemen sınıf siyasetinden koparmak oldukça zorlaşmaktadır.
Peki, alternatif nedir? Evet ya da hayır dayatmasını protesto etmenin bir diğer yolu daha var o da geçersiz oy tavrıdır. Yani kitleleri sandığa davet edip orada mührü protestoya basmaya çağırmaktır. Geçersiz oylar hesaplamaya katıldığından hayırdan geçersize dönüşen oylar yüksek oy alan tarafa yaramayacaktır, AKP’nin oylarının %49.9’a yaklaşmasına hizmet edecektir. Bu durumda sol yanı ağır basan geniş yığınları hayırdan vazgeçirmek daha kolay olacaktır. Geçersiz oy çalışması ülke çapında ses getirecek şekilde örgütlendiğinde ki sosyalist solun birleşik çalışması bunu başarabilirdi, bir yandan 12 Eylül anayasası protesto edilecek bir yandan AKP’nin işine yarayacak bir duruş ortaya konmayacak bir yandan hayırcı kanattan insanları koparmak çok daha kolay olacak ve bütün bunların neticesinde sandıktan çıkacak mütevazi miktarlar bile sosyalist solun başarısı olarak ülke gündemine düşecektir. Normal şartlarda seçimlerde sosyalist kanata emekçileri kazanmak çok zor iken referandumda sosyalistler farklı bir parti gibi seçimlere katılabilir ve her geçersiz oy sosyalistlere yazılabilirdi. Yüzde birkaçlık oy dilimleri sosyalistler için büyük bir zafer anlamına gelebilirdi. Özellikle sosyalist solun etkili olduğu lokal alanlardaki yüksek miktarlardaki geçersiz oylar o bölgelerin havasını ciddi bir şekilde değiştirebilirdi. Bunun için evvela güçlü bir şekilde ortak bir duruşla örgütlenmiş bir kampanya ile ülke gündemine taşınmak ve emekçi kamuoyuna derdimizi tüm açıklığıyla anlatabilmek gerekmektedir.
Böyle bir çalışmayı örgütlemek, yani referanduma geçersiz oyla ayrı bir parti olarak katılmak ve emekçiler içinde yankı uyandırmak gayet de mümkünken görünen o ki sosyalist sol bu treni kaçırıyor. Gerek egemen sınıf siyasetine uyarlanma eğilimleri gerekse de politik kafa karışıklığı ve genel siyasetsizlik ve uyuşukluk kendini sosyalist olarak gören sol unsurları teslim almış durumda. Bu haliyle referandumun sunduğu önemli fırsatlardan sosyalist solun yararlanması ve buradan da büyük prestij sahibi olarak yükselmesi ihtimali şimdilerde ortadan kalkmış gibi gözüküyor.