Boykotla Geçersiz Oyun Farkı Ne?

(8.08.10)

Kürt sorununda halkların birbirlerine boğazlatılması süreci tam gaz devam ederken, içinde bulunduğumuz yaz aylarında bir yandan bu konuda geri dönülmez aşamalar geride bırakılıyorken, egemen sınıf hiçbir şey olmuyormuşçasına kendi iç kavgasına gömülmüş durumda. Nasıl Balyoz operasyonu ve YAŞ sürecinde yaşananlar asker bürokrasinin gardının düşürülmesi (tersinden savunulması) ile ilgiliyse referandum süreci de yüksek yargının düşürülmesi (ve savunulması) sürecidir.
Referandum, sonuçta halkoylaması anlamına geldiği için devrimci sınıf hareketinin sürece farklı kanallarla müdahil olmasına olanak tanıma gibi bir özelliği var. Bu anlamıyla egemen sınıf arasındaki çatışmadan devrimci sınıf hareketinin kendi yolunu çizerek kazançlı çıkması olasılığı var. Bu anlamda izlenecek siyaset önem kazanıyor. 
Egemen sınıfın iki kanadından birini desteklemek durumunda olmayan emek cephesi açısından ilk akla gelen tavrın boykot olması gayet doğal. Bir diğer alternatif de sandığa giderek toplu kasıtlı geçersiz oylarla protesto tavrı ortaya koymak. İlk bakışta ne fark eder ki gibi gözükse de bu iki tavrın taktiksel olarak birbirlerinden önemli farklılıkları bulunmaktadır.
Boykot da geçersiz oy gibi referandumda emekçilerin önüne getirilen dayatmayı protesto etmenin bir yoludur. Bu anlamıyla evet ya da hayır kapanı karşısında genel olarak doğru bir tavırdır ama pratik mücadelede geçersiz oya nazaran bir takım önemli zaafları barındırmaktadır.
Birincisi, boykot aktif bir şekilde örgütlenemediğinde, salt bir çağrı düzeyinde kaldığında ortaya genel pasiflik ve ilgisizlikle harmanlanan bir tablo ortaya çıkar. Lenin’in dediği gibi ancak oy sandıklarını yakacak güçteyseniz boykotun bir anlamı olabilir. Bu anlamıyla Kürt illerinde BDP’nin boykotu gerçek bir boykota dönüşebilir. Bu bölgelerde boykot çalışması referandumun tüm meşruluğunun yıkılması olarak karşımıza çıkacaktır. Diğer taraftan, bu, BDP’nin gücü ve Kürt ulusal hareketinin halk arasındaki otoritesi sayesindedir. Gelgelelim batıda sosyalistlerin böyle bir kitle desteği maalesef henüz yok. Bununla paralel olarak batıda boykot tutumunun kitleleri politikleştirerek militanlaştırması durumu yaşanmayacaktır. Bu durumda boykot, politik bir aktiflik anlamına gelmeyecek salt çağrı düzeyinde kalacaktır.
Diğer taraftan boykot çalışmasını sonuçlarını genel apolitiklik ve ilgisizlikten ayırmak da mümkün olmayacaktır. Zira, son referanduma katılım sadece %56 düzeyinde kalmıştı. Şimdi, bu referandumda katılım %60 - %65 düzeyinde kalsa bu başarı anlamına mı gelecektir? Boykotun başarısını Kürt illerinde anlamak mümkün olacaktır, ama bir İstanbul, Ankara ya da diğer illerde referandum sonuçlarını yorumlamak epey tartışmalı olacaktır. Gerçekçi bir tahminle Kürt illeri hariç hemen her yerde katılımın %56’nın üzerinde olacağını söyleyebiliriz. Bu durumda boykot kampanyasının başarısından söz edilebilir mi? Genel seçime göre katılımda belirli bir miktar düşme gözlemlense bile bundaki etki payı boykot kampanyasına mı bağlanacak yoksa referandumlardaki genel düşüşe mi bağlanacak? Burası epeyce muallaktadır.  

Geçersiz Oy Çalışmasının Potansiyelleri Oldukça Fazladır!

Diğer yandan geçersiz oy, emekçi kitleler açısından gerçek anlamda bir alternatif, 3.bir şık anlamına gelecektir. Sandığa gidip mührü ikisinin birden üstüne basıp geçersiz oy kullanmanın protesto mahiyeti çok daha güçlüdür. Ve aktif katılımın belirli bir düzeyini ifade etmektedir. Üstelik sandıklar açıldığında bu tavrı benimseyenlerin net tutumunu dost da düşman da görmüş olacaktır. Sosyalistler bu şekilde seçimlerde ulaşamadıkları geniş yığınları referandumda kendi saflarına çekme fırsatına sahipler.
Yani, güçlü bir geçersiz oy çalışmasının sonuçları kesin olarak gözlemlenebilir. Çünkü oylamalarda geçersiz oy her daim ihmal edilebilir düzeylerdedir. Bu durumun üstündeki ufak bir artış bile hesaplanabilir. Yerelliklerdeki geçersiz protesto oyları sandıklar açıldığında zaten görünecektir. Yani geçersiz oy çalışmasının sonuçları net olarak ölçülebilir ve %3-%5 gibi gerçekçi düzeyler sosyalistlerin başarısı olarak ülke tarihine geçebilir. Sosyalistlerin genel ve yerel seçimlerde yanına çektiğinden çok daha büyük bir kitle referandumda sosyalistlere katılabilir. Gerçekten de 12 Eylül anayasasına sırf AKP’ye karşı olarak kerhen hayır demek durumunda olan çok geniş emekçi yığınlar geçersiz oy çalışmasına kazanılabilir. Boykotun böyle bir yeteneği yok, zira boykotun sonuçta AKP’nin işine gelme durumu var ve bu durum geniş yığınları hayırcıların kollarına itmektedir. Burada önemli faktör boykotun kendisini solda ifade eden yaygın hayırcı kitleyi yanına çekmekte büyük zorluklar çekeceğidir, zira, boykot tavrı, referandum sonuçlarında genele nispi oranda dağıtıldığından sonuçta yüksek oy oranına yarayacaktır. Evet oyunun daha ağır bastığı düşünüldüğünde ya da genel kanının bu olduğu hesaplandığında kitlelerde “boykot AKP’ye yarar” düşüncesi oluşmaktır ki bu da boykota geniş sol katmanları kazanmanın çok çok zor olacağını göstermektedir. Diğer taraftan geçersiz oy, oylamaya dahil olacağından AKP’nin evet oyunu %49’a bir adım daha yaklaştırması bakımından sol duyusu ağır basan hayırcılara itici gelmeyecektir. Elbette ki bunun için iyi bir çalışma örgütlemek gerekmektedir. Ama görülecektir ki boykota nazaran geçersiz oyu kitlelere açıklamak çok daha kolay olacaktır. Aynı zamanda açılan sandıklarda basılan geçersiz mühürlerin sayısı fazlalaştıkça semtlerdeki hava soldan yana dönüşmüş olacak, yerelde güçlü rüzgârlar estirilecektir. Sonuçta güçlü bir geçersiz oy çalışması, kitlelerle temas kurmak ve onları egemen sınıfın iki kutbundan kurtarmak için boykota nazaran çok daha iyi bir taktiktir.