UPS Direnişinde Sendika İkilemi

(10.07.10)

Her geçen gün daha da derinleşen ekonomik kriz, hakları gasp edilen milyonlarca işçi ve emekçi halkın sınıf mücadelesine zemin hazırlıyor. İşyerlerinde çalışma saatlerinin uzatılışı, bununla ters orantılı olarak da ücretlerin düşürülüşü ve sigortasız, güvencesiz çalışma koşullarıyla birlikte örgütsüzleştirme, yani köleleştirme politikaları, karşısında elbet emeğine sahip çıkanların mücadelesini buluyor ve bulacaktır da…

2008'lerin başından bu yana emekçiler, kendi yerelinde kimi zaman cılız, kimi zamansa TEKEL'de olduğu gibi gürleşen sesiyle kölelik koşullarına dur dedi ve demeye de devam ediyor.

Ve şimdi de UPS kargo işçilerinin giriştikleri sendikal mücadele, sınıf kavgasında yerini alıyor. Bundan 2 ay önce başlattıkları direniş, yakınında uzağında tüm emekçilerin yaşadığı ortak problemin, örgütsüzlüğün esaretine karşı başlatıldı.

Sermayenin, krizi bahane ederek sömürüyü katmerlemesine karşı UPS kargo çalışanları önceden hazırlıklıydı; sendikalılaşma çalışmasına başlamışlardı. Ve tanıdık bir senaryo burada da tekrarlandı. Sendikalı oldukları için 86 işçi kapının önüne kondu ve konduğu gibi işçiler işyeri içerisinde çadırlar kurarak direnişe geçtiler.

UPS patronları direnişteki işçilerin direncini ve mücadelesini geriletmek için polis zoruyla defalarca içeri yeni taşeron işçileri sokmaya çalıştı. Direnen kargo işçileri sabahın erken saatlerinde içeri giriş çıkış noktalarında oluşturdukları barikatlarla yeni işçilerin işe başlamasını engellediler. Bunun üzerine direnen işçilerden 5'i gözaltına alındı, fakat diğer işçilerin karakola akın etmeleri üzerine serbest bırakıldılar.

UPS kargonun uluslararası bir dağıtım şirketi olması dolayısıyla farklı ülkelerdeki UPS çalışanlarının ortaya koyacakları uluslararası dayanışma, direnişteki işçilerin mücadelesini büyütecek bir faktör. Ancak bu faktör UPS'yi örgütlemeye çalışan TÜMTİS sendika yönetimi tarafından hala devreye sokulmuyor. İşin ilginci, içeride sendikalı olduğu halde çalışmayı sürdüren ve hala direnişe dahil edilmeyen işçiler var. Peki bu koşullar altında UPS işçilerinin direnişi patronlar açısından ne kadar caydırıcı olabilir?

Bir yandan sendikalı olmaya, işyerinde örgütlülük sağlamaya çalışırlarken, diğer yandan eylemde birliğin olmayışı nasıl açıklanır? Tabii ki sorumuzu mücadeleye yeni başlamış sınıf kardeşlerimize değil, bu mücadeleyi yönlendiren sendika yönetimine yöneltiyoruz.

Sendikanın anlamı, patronun saldırıları karşısında ortak bir tavır üretmek ve müdahale etmek iken ne yazık ki bu direnişte bu hayata geçirilmiyor.

Mücadelelerin kazanılmasında en önemli adım, sendikal yapı içerisinde taban insiyatifini oluşturacak işçi komitelerinin yaratılması olmalıdır. Ancak karşılaşılan durum, işçilerin insiyatif dışı bırakılması ve kontrol merkezinde sendika bürokrasisinin yer almasıdır. İşçiler, mücadelenin fügüranları değil, aktörleridir. İşçiler, mücadelenin seyri konusunda belirleyici olmalı, perspektif ve doğrultu konusunda kendi sınıf refleksleriyle tavır geliştirmelerinin yolu açılmalı ve işçiler bu konuda teşvik edilmelidir.

UPS işçilerinin daha önce mücadele deneyimlerinin olmayışı sendika bürokratlarının; “Biz her şeyin en iyisini biliriz; bizden başka kimseyi dinlemeyin” tavrını sergilemelerinin bahanesini oluşturmuş durumdadır.

İşçilerin mücadele sürecini belirlemede insiyatifi sendika yönetimlerine bırakmayarak ele alması tüm işçi ve emekçilerin içinde bulunduğu çıkmazı aydınlatıcı olacaktır.

Dünden bugüne nasıl ki bizim örgütsüzlüğümüzden çıkar sağlayan sermaye sınıfına karşı savaşmak zorundaysak; aynı zamanda işçilerin safında görünen sınıf uzlaşmacılara ve ihanetçilere karşı da savaşmak zorundayız. İşte o zaman sınıf kavgamızı doğru bir rotada ilerletiriz.