Çin, Grevlerle Sarsılırken

(26.06.10)

Uluslararası kapitalizmin son gözdesi Çin, mayıs ayında ardı arkası kesilmeyen grevlerle sarsıldı. Honda işçilerinin öncülüğünü yürüttükleri mücadelelerde işçilerin temel talepleri ücret artışı, kendilerine kötü muamele eden yöneticilerin uzaklaştırılması, çalışma koşullarının iyileştirilmesi ve devlet güdümlü sendikaların yerine kendi sendikalarının tanınması oldu. ÇKP bürokrasisinin güdümündeki devlet sendikasının patronların tarafında olduğunu söyleyen işçiler kendi çıkarlarını savunan bir işçi sendikası istiyorlar.

Grevlerin diğer sektörlere de yayılmasıyla birlikte, ülke çapında bir toplumsal muhalefet dalgasının yükselmesi ihtimali ÇKP liderliğini ve Çin'de büyük çıkarları bulunan uluslararası tekelleri oldukça korkuttu. Çin'in DTÖ'ye girişiyle birlikte Çin'e milyarlarca dolar yatırım yapan büyük şirketlerin elde ettiği büyük karların temelini Çin'deki düşük emek maliyeti oluşturuyor. Çin'in gelişmiş altyapı sistemi ve yabancı kapitalistlerin yatırımlarını ülkeye çekmek amacıyla tanınan imtiyazlar pek çok büyük firmanın üretimlerinin önemli bir kısmını Çin'e kaydırmalarına neden olmuştu. Örneğin Wolkswagen bugün Almanya'da ürettiğinden daha fazla arabayı Çin'de üretiyor. Dolayısıyla Çin'deki işçi mücadeleleri sonucu ücretlerin yükselmesi, kriz döneminde Çin'deki ucuz işgücü sayesinde biraz olsun yüzü gülen tekelci kapitalistleri oldukça zor durumda bırakacak. Ücretlerin yükselmesi durumunda daha şimdiden sermayelerini Vietnam gibi ucuz işgücünün Çin'dekiyle yarıştığı ülkelere kaydırma hesapları yapan patronların bu hesapları da tutmayacak. Çünkü bu ülkelerde ne Çin'deki gibi büyük ulaşım ağları, nakliyat olanağı, hammadde kaynakları var ne de Çin'deki gibi bir iç pazara sahipler. Bir diğer hesapları da üretimde teknoloji kullanımını ve makineleşmeyi artırıp emek yoğunluğunu azaltmak. Bu da birçok işçinin işsiz kalması demek. Bunun yanısıra ücret artışlarının pek çok orta büyüklükteki işletmeyi kapanma noktasına getirebileceği de vurgulanıyor. The Economist'in iddiasına göre dünya piyasalarında en etkili olan fiyat ne petrolün fiyatı ne de dolar kuru. Çin'deki emek maliyeti tüm bunların üstünde geliyor! Bu açıdan baktığımızda Çin işçi sınıfının mücadelesinin uluslararası proletarya açısından taşıdığı hayati önemi tüm netliğiyle görebiliriz.

Mücadeleyi ilk başlatan dünya çapındaki üretiminin beşte birini Çin'de gerçekleştiren Honda işçileri olmuştu. Honda'nın Çin'deki üretimi, ardarda patlak veren üç grevle durma noktasına geldi. Çeşitli fabrikalarda çok yakın aralıklarla meydana gelen grevlerde patronlar işçilerin talep ettiği iki kat ücret artışına çok küçük artış önerileriyle karşılık verdiler ve kabul etmemeleri durumunda işçilerin yerlerine yenilerini almakla tehdit ettiler. Polisin de hapise atma tehditlerine kulak asmayan işçiler eylemlerine devam ettiler.

Bugün bir Honda işçisinin almış olduğu asgari ücret 900 yuan, yani 132 dolar. Üstelik ücret artışları barınma, gıda gibi temel yaşamsal ihtiyaçların fiyatından çok daha düşük bir yüzdeyle artıyor. Bunun yanında iş koşullarındaki vahşilik de cabası. Sürekli olarak güvenlik güçlerinin baskısıyla karşılaşan işçiler tuvalete gitmek ya da birbirleriyle konuşmak için dahi izin istemek zorunda. Sürekli kamerayla takip edilen işçiler çoğu zaman aşırı sıcaktan da rahatsızlık duyuyorlar. Benzer sıkıntılar nedeniyle elektronik devi Foxconn'un Şenzen'deki fabrikalarında çalışan işçilerden 10 tanesi günde zaman zaman 18 saate kadar çıkan çalışma temposuna dayanamayıp intihar etmişlerdi. Artan baskılara dayanamayan Foxconn yönetimi de bu olaylar sonrasında çok büyük ücret artışlarına gitmek zorunda kalmıştı. Çin'in, birer üretim merkezi haline gelen bir çok yerleşkesindeki fabrikalarda bir kışla sistemi kurulup işçilerin her dakikası denetim altına alınıyor.

Mücadelelerinin karşılığında büyük ücret artışları elde eden işçilerin bir kısmı şimdilik işlerine dönmüş olsalar da taleplerinin karşılanmaması durumunda greve devam edeceklerini vurguluyorlar. Honda'daki grev Toyota ve Hyundai gibi şirketlerde de yankısını buldu ve ülke çapındaki grevlerin sayısı 500'ü geçti. Toyota'nın yılda 420 bin üretim kapasitesine sahip olan en büyük fabrikasında üretim işçiler tarafından durduruldu. Bunu takiben Hubei eyaletindeki Vuhan şehrinde de 240 işçi iş bıraktı.

ÇKP'nin grevler karşısındaki ilk tutumu ise ücret artışlarına şimdilik izin verildiğini gösterdi. Kendi siyasal iktidarına tehlike teşkil etmediği ve kontrolden çıkmadığı taktirde ÇKP, muhalefeti arttırmamak ve halihazırda mevcut olan rejim içi çelişkilerin sosyal bir patlamaya evrilmemesi için eylemlere müdahalede bulunmuyor. Bir yandan ücret artışlarıyla Çin'in önemli sıkıntılarından biri olan yurtiçi talep sorununda da ilerleme sağlanacak. Ancak eylemlerin yaygınlaşması ÇKP için çok daha büyük bir tehdit manasına geliyor. Dünya üzerinde gelir dağılımının en eşitsiz olduğu, işçilerin muazzam sömürü koşullarına maruz kaldığı, 150 milyon kadar göçmen işçinin ikinci sınıf insan muamelesi gördüğü, yoğun ulusal çelişkilere sahip Çin'de grevlerin toplumsal bir muhalefetin öncülüğünü üstlenecek şekilde yaygınlaşması ve giderek politik bir karaktere bürünmesi Çin kapitalistlerinin asıl korkusu. Ancak böyle bir mücadele yükseldiği vakit Çin egemenlerinin ne kadar vahşileşebileceğini Tinanenman katliamı örneğinden biliyoruz. İşçilerin politikleşmeye başladığı böyle bir dönemde ÇKP, denetimi altındaki polis devleti uygulamalarıyla bir katliamın yürütücüsü olmuş ve toplumsal hayattaki iktidar tekelini zor yoluyla garantiye almıştı. İşçi mücadeleleri yine dinamik bir şekilde yükseldiğinde de ÇKP'nin vahşileşmekten başka şansı yok. “Çin mucizesini” kendi elleriyle yaratan 600 milyonluk Çin işçi sınıfı ise, kendi yarattığı zenginliğe el koyan asalaklara cevabını günden güne artan eylemleriyle verecektir. Dünyanın en büyük proleter nüfusuna sahip bu coğrafyada işçi sınıfının her türlü baskıcı rejime, kendilerine “komünist” de deseler, karşı yükselttikleri bu mücadele proletaryanın hiçbir engel tanımayan gücünü tekrar bütün dünyaya göstererek umut oluyor.