Kot Taşlama İşçileriyle Röportaj

(23.06.10)

Kot kumlama atölyelerinde silikozis hastalığına yakalanan kot kumlama işçileri hükümete seslerini duyurmak için aileleriyle birlikte 3 günlüğüne Ankara'ya, Abdi İpekçi Parkı'na geldiler.

Türkiye'deki giyim firmaları kot kumlama işini ucuza mal etmek için taşeron şirketler kullanıyorlar. Bu şirketlerde kayıtsız, sigortasız güvencesiz çalışan işçiler bir yandan da silikozis illetiyle mücadele ediyorlar. Avrupa'da yasaklanan kot kumlama sektöründe Türkiye'de çalışan 10.000 kişi olduğu, bunların tahminen 5000 kadarının silikozis hastası olduğu söyleniyor. Doğrulanan teşhis sayısı ise henüz 600 civarında. Kot kumlama işçileri daha Ankara'ya gelmeden önce bir arkadaşlarını daha silikozis hastalığı yüzünden kaybettiler. İşçiler Ankara'da toplanarak malulen emekli edilmelerini, sağlık güvencesine kavuşmayı talep ediyorlar. İşçiler şimdiye kadar açtıkları tüm davalarda burjuva hukukunun engelleriyle karşılaştılar ve kayıt dışı çalıştırıldıkları için devlet-taşeron işbirliğiyle hakları yok sayıldı. Aşağıda kot kumlama işçileriyle Ankara'ya geldiklerinde yaptığımız bir röportajı yayınlıyoruz:

İşçinin Yolu: Kaç yıldır kot taşlama sektöründe çalışıyorsunuz?

Kot Taşlama İşçisi : Arada memlekete gitmek koşuluyla yaklaşık 10 yıldır çalışıyorum.

İ.Y : İşe başlamadan önce çalışma koşularınız ya da slikozis hastalığı hakkında bir bilginiz var mıydı? Yoksa, nasıl haberiniz oldu?

K.T.İ .: Hayır, en ufak bir bilgimiz dahi yoktu. Geliri iyi diye çalışmaya başladık, ilk senelerde neredeyse bir öğretmen kadar maaş alıyorduk, tabii ki kimse bize hastalık hakkında tek kelime etmedi. Hastalığın belirtileri ilk abimde çıkmaya başladı, kendisi şu an yatalak, o yüzden kendisi benden bu işte çalışmamamı istedi. Ben de en fazla böbrek taşı olur diye düşündüm, o yüzden çalıştım. Bir süre sonra işi bıraksam da bir ay sonra bile gözlerimden kum geliyordu. Askere gittiğimizde hasta olduğumuzu öğrendik. Zaten hastalığın slikozis olduğu da 2004 yılında ortaya çıktı, o zamana kadar slikozisten kimsenin haberi yoktu, o yüzden bu zamana kadar bize hep verem teşhisi konuyordu.

İ.Y: Çalışma koşullarınız hakkında bize bilgi verebilir misiniz?

K.T.İ .: Kumlama da olsa, taşlama da olsa çalıştığımız yerler inanılmaz tozlu. Havalandırma çok az yapılıyor, çalışırken maske de kullanıyoruz, ama yine de slikozis kaçınılmaz. Kot taşlama esnasında tozdan öte havada beyaz kot iplikleri uçuşur, asıl zararı ciğerimize yapışarak onlar veriyor. Zaten bu yöntem yurtdışında çoktan yasaklandı, ama işte Türkiye'de hala uygulanıyor. Bunun dışında tabii ki birçoğumuz kaçak ve sigortasız, robot gibi çalışıyoruz. Aramızda az da olsa sigortalı olanlar da var, ancak bunlar çok az sayıda ve tamamı da göstermelik.

İ.Y.: Kot taşlama işçilerinin genel profili kimlerden oluşuyor: Genellikle kimler bu sektörde çalışıyor?

K.T.İ.: İşçilerin çoğu göçmenlerden oluşuyor. Bizim gibi Doğu'dan göç edenler var, sadece bizim memlekette, Bingöl-Karlıova merkezi ve çevresinde yaklaşık 300 kişi çalışıyor. Toplamda silikozise yakalanan 5000 kot taşlama işçisinden söz edebiliriz. Çalışanlar sadece Doğu'dan değil, Romanya, Azerbaycan gibi ülkelerden göçenler de çok fazla. Büyük bir kısmı kaçak olarak çalıştırılıyor. Yabancı göçmenler kaçak olarak kaldıkları için sağlık hizmetinden de yararlanamıyorlar, zaten çoğunun ciğerleri de patlamış.

İ.Y .: Hastalığınızı öğrendikten sonra ilk tepkiniz ne oldu?

K.T.İ .: Teşhis konduktan, arkadaşımız vefat ettikten sonra elbette hemen işi bıraktık. Hemen sonra da zaten patron direk işletmeyi kapattı. Kimi işletmeler hala çalışmaya devam ediyor. Patron hakkında hiçbir kanuni işlem yapılmadı, hatta kendisinin şu anda Esenyurt Kotçular Çarşısı'nda bir kot yıkama işletmesi bile var.

İ.Y .: Sizin patronun bu tutumuna karşı girişimleriniz oldu mu?

K.T.İ .: Tabii. Dava açmak için hemen girişimlerde bulunduk, ancak patron işletmeyi abisinin üstüne gösterip ceza almadı. Üstüne bir de mahkeme tarafından 570 TL cezaya çarptırıldık. Sonuçta işveren sadece isim değiştirdi, biz de hakkımızı aradığımız için cezalandırıldık.

İ.Y.: Mücadeleye ilk ne zaman ve nasıl karar verdiniz?

K.T.İ.: Arkadaşımız gencecik yaşta ölünce sessiz kalamadık ve birleşip mücadele etmeye karar verdik, ama bugüne kadar sonuç alamadık. Devlet bu mücadelede hep patronların tarafını tuttu, bizim avukat tutacak paramız bile yok. Allah razı olsun, davamızı bedavaya üstlenen avukatlar var, yine de girişimlerimiz hep devletin yanlı tutumu karşısında sonuçsuz kaldı. Daha bugün, meclise giden arkadaşlarımız "herhangi bir eyleme katılanlar meclise giremez" gerekçesi ile içeri bile alınmadılar. Ama bu kadar kişinin ölümüne sebep veren patron elini kolunu sallayarak yeni işletmeler açıyor.

İ.Y.: Son olarak söylemek istedikleriniz nelerdir?

K.T.İ.: Yaptığımız marjinal bir eylem değil. Yaşam hakkımızı gaspediyorlar, biz de buna karşı yaşama hakkımızın peşindeyiz. Bize yaptıkları artık geri gelmez, bizim en fazla 10 yıl ömrümüz var, bizim mücadelemiz bizden sonrakilerin bu duruma düşmemeleri için.