CHP'de Kılıçdaroğlu Rüzgarı
Evrim Sürer
Ve CHP'de Deniz Baykal dönemi kapandı… Mahrem görüntülerin yer aldığı bir kasetin internette yayımlanmasıyla birlikte parti başkanlığından istifa eden CHP' nin 17 yıllık genel başkanı siyaset hayatına milletvekili olarak devam ediyor. Bu süreç elbette bir cümlede özetlediğimiz gibi sessiz sakin geçmedi. Kasetin ortaya çıkmasıyla birlikte parti içerisinde büyük bir hareketlilik başladı. Bir grup partili Baykal'ın evinin önünde nöbet tutup açlık grevine başlarken videoların AKP'nin işi olduğunu savundu. Partinin bir başka kanadı ise Baykal'ın gidiş şeklinden değil belki ama nihai olarak parti başkanının değişmesinden memnundu. Böylece parti içerisindeki saflar keskinleşmiş oldu.
İşte böyle bir hava içerisinde, geçtiğimiz yerel seçimlerde İstanbul Büyükşehir Belediyesi Başkanlığı'na adaylığını koyan, varoşları gezen, canlı yayında Melih Gökçek ile aşık atabilen ve İstanbul' da CHP' nin oylarını hayli arttıran Kemal Kılıçdaroğlu sahneye çıktı. ‘Temiz siyaset', ‘dürüst kişilik' imajıyla yürüyen Kılıçdaroğlu, parti içerisinde Baykal yönetiminden hoşnut olmayanlar için yeni bir alternatif haline geldi. Beklenen oldu ve CHP, tek aday olan Kılıçdaroğlu'yla kurultayını yaptı.
Video görüntülerinin kurultaydan hemen önce ortaya çıkmış olması ve sürecin ‘olağan' kurultaya kadar hızlı bir şekilde cereyan etmesi her şeyin planlı yürüdüğünü de gösterdi aslında. ABD'nin stratejik müttefiki çizgisinden İslami bir renk almış dış politikaya kayan ve ABD'ye alternatif emperyalist bir blok oluşturma gayesiyle hareket eden ülkelerle sıcak ilişkiler geliştiren AKP iktidarının, özellikle de dünya ekonomik krizinin Ortadoğu'da yeni bir dönemin kapısını araladığı şu günlerde yerini bilmesi ve kendisine çeki düzen vermesi gerekiyordu. Bu bağlamda CHP'de lider ve retorik değişimiyle AKP'nin bir alternatifinin yaratılarak AKP'ye yerinin doldurulmaz olmadığı mesajı verilmiş oldu. Öyle ki AKP hükümetleri boyunca Baykal her zaman elitist söylemi üzerinden yarattığı kutuplaşmayla AKP'nin elini güçlendiren bir figürdü. Yerine Kılıçdaroğlu' nun geçmiş olması AKP' nin şüphesiz hiç hoşuna gitmeyecektir.
Görev sırası şimdi Kılıçdaroğlu' nda; laiklik, ulusalcılık, yargı, türban gibi konularla bunca zaman orta sınıfa hitap etmiş olan CHP şimdi demokrasi, sosyal devlet, yoksulluk, işsizlik gibi söylemleriyle ve desteğini alamadığı yoksulların, varoşların üzerine gözlerini dikti. Daha önce sosyal devlet söylemini dahi kullanmayan CHP, Kılıçdaroğlu' yla emekçi sınıflara artık bu söylemlerle gidiyor; hiçbir zaman gerçekleşmeyecek söylemler... Taşeronlaşma, işsizlik, iş cinayetleri gibi konularda çalışmalar yapacağından bahseden Kılıçdaroğlu bir noktayı kaçırıyor: dünya çapında kapitalistlerin krizi derinleşirken, emek düşmanı politikaları daha katı uygulayacak sağcı hükümetler işbaşına getirilip, sosyal haklar kırıntısı bile bırakılmadan budanırken, Kılıçdaroğlu iktidara gelse dahi sosyal devlet adına en ufak reform yapamaz.
Kurultayda yaptığı konuşmasında bolca açlıktan, yoksulluktan, işsizlikten ve hem ülke içinde hem de parti içinde demokrasiden bahseden Gandi Kemal Kürt sorununu ağzına almadı. Kürt sözcüğünü bile kullanmayan Kılıçdaroğlu' na sebebi sorulduğunda “Türk de demedim” diyerek güzel bir ayak oyunu yapmış oldu. Kürt sorunun çözümünün ‘Güneydoğu'nun bölgesel kalkınmasından geçtiği geleneksel söylemi devam ettiren Kılıçdaroğlu hatırlarsak, Dersim katliamını onaylayan sözler eden Onur Öymen'in istifasını istemiş, daha sonra da geri adım atmıştı. Ancak, ilerleyen dönemlerde Kılıçdaroğlu'ndan daha cesur çıkışlar beklenebilecek olsa da nihayetinde çizgisi AKP'nin Kürt açılımından öte olamaz.
CHP'nin uzun yıllar önce kaybettiği itibarını yeniden sağlamak ve kitlesini genişletmek amacıyla geleneksel politikaların dışında partiye sosyal-demokrat bir retorik vermeyi hedefleyen Kılıçdaroğlu, %10 seçim barajını düşürmeyi bile dillendirdi. Bu yolla Kürtlerin desteğini sağlamayı hedeflerken; partinin herkese açık olduğunun altını defalarca kez çizdi. Gandi Kemal bu konuda daha şimdiden bir hava estirmiş gibi görünüyor. Rahşan Ecevit'in kurultaya katılması, TDH'nin Muğla teşkilatının CHP'ye kitlesel olarak katılması, CHP üyelik başvurularının bir anda artması ve Kamer Genç'in CHP ‘ye geçişi… Daha sol kesime hitap etmek için de Nazım Hikmet ve Ahmed Arif'ten şiirler okumuş olmasını hatta ‘Faşizme geçit yok!' sloganını kullanmasını da aynı şekilde yorumlayabiliriz.
Kemal Kılıçdaroğlu yaratığı heyecanla emekçiler cephesinde umut olacağı iddiasında bulunsa da biz devrimci Marksistler emekçilere sesleniyoruz: umutlarınızın gerçekleşeceği yer bunca zaman emek düşmanlığı yapan CHP olamaz! CHP en nihayetinde bir burjuva partisidir. Hatırlayalım, 89 yerel seçimlerinde yükselen sınıf hareketini de arkasına alarak, çok büyük bir destekle seçimlerden birinci çıkan SHP, içinde bulunduğu koalisyon hükümeti döneminde, bugünkü gibi derin bir krizin olmamasına rağmen, emekçilere ne verebilmişti? Hele bir de sermayenin emeğe yönelik saldırılarını sürekli artırmak istediği bugünkü kriz döneminde Kılıçdaroğlu, söylemlerine nasıl gerçeklik kazandıracaktır?
Kısacası Kılıçdaroğlu'nun CHP genel başkanlığı koltuğuna oturmuş olması CHP'nin gündemini açlık, yoksulluk ve işsizlik olarak değiştirse de bu sorunların CHP tarafından çözülmesi asla mümkün değildir. Patronların ayakta kalmak için ölüm kalım savaşı verdiği kriz koşullarında, bu sorunların sistem içi çözümü mümkün de değildir. Yanıbaşımızda Yunanistan'da yaşananlar yeterince aydınlatıcıdır. Bu nedenle işçiler, emekçiler burjuva siyasetçilerin bin yıllık yalanlarına kanmamalı ve kendi bağımsız sınıf mücadelesini yükseltmelidir. Kapitalizmin sefaletini aşabilecek olan tek güç işçi sınıfının, emekçilerin yine kendisidir; çünkü sistemin devamlılığından çıkarı olanlar sistemin devamı için her şeyi yapacaklarıdır. Bu sebeple, emekçiler kendi sınıf güçlerinden başka bir arayış içerisinde olmamalı, burjuva siyasetçilerine bel bağlamamalıdır; yoksa şimdiden çok rahatça söyleyebiliriz ki sonuç hüsran olacaktır.