İngiltere'de Seçim: Kapsamlı Saldırılar Kapıda
İngiltere'de genel seçimlerin sonucunda 1997'den beri iktidarda olan İşçi Partisi hükümeti, yerini Muhafazakârların ve Liberal Demokratların koalisyonuna bıraktı. Seçim öncesi anketler Muhafazakârların büyük bir oy farkıyla iktidara geleceğini bildiriyordu ancak beklenen gerçekleşmedi. Muhafazakârların iktidarının getireceklerini kestirebilen işçi sınıfı “kötünün iyisi” diyerek yüzünü tekrar İşçi Partisi'ne döndü. İşçi Partisi, izlediği sermaye yanlısı politikalarla ve Blair dönemiyle azgınlaşan sağa kayışıyla oylarında büyük bir kayıp yaşadı, 30'lu yıllardan beri en büyük seçim felaketi gerçekleşti. Ancak yine de büyük sermaye çevrelerinin beklediği gerçekleşmedi, muhafazakârların tek başına iktidarı mümkün olmadı.
Britanya egemenleri muhafazakârların tek başına hükümeti kuracak güce sahip olmalarını istiyorlardı. Şu an İngiltere'nin bütçe açığı GSMH'nin %11'ine ulaşmış durumda. AB üyesi ülkelerin içine düştükleri kriz göz önüne alındığında İngiltere'nin de bu dalgadan hasarsız çıkması olanaksız. Krizle beraber devlet bütçesinden mali sermayeye aktarılan dev kaynakların faturasını kamu harcamalarını kısarak, işçilerin haklarına saldırarak ödetmeye çalışıyorlar. Sağlık, eğitim, ulaşım gibi sosyal haklarda yapılacak muazzam kesintilerle, kamu çalışanlarının ücretlerinin dondurulması, emeklilik yaşının yükseltilmesi vb. hamlelerle Britanya burjuvazisi kapsamlı bir harekâta hazırlanıyor. Bu harekât için de tüm operasyonu tökezlemeden yürütecek safkan bir sermaye partisinin tek başına iktidarı biçilmiş kaftan olacaktı. Muhafazakârların arkasındaki dev medya desteği, İşçi Partisi'ni katlayan kampanya bütçesi işte bu amaçlar için kullanıldı.
İşçi Partisi İngiliz burjuvazisine onyıllardır sadık bir şekilde hizmet etmiş bir parti. Kitlelerin 1997'de umutla iktidara taşıdığı parti iktidara geldiği günden beri ne yoksulluğu azalttı, ne de işsizlik, açlık gibi en temel sorunlara çare buldu. Tam tersine İşçi Partisi iktidarında yoksullar daha da yoksullaşırken servetin üst tabakalarda birikimi yoğunlaştı. Parti bunu temel tüketim mallarına koyulan yüksek vergilerle, ticaret burjuvazisine sağlanan imtiyazlarla, özelleştirilen işletmelerle, sermayedarlara koyulan vergilerin azaltılması ve yükün emekçilere bindirilmesiyle, sendikasızlaştırmayla başardı. Böylece partinin başına burjuvazinin sözcüleri çöreklenirken, işçiler de yıllar yılı hayal kırıklığına uğradılar. Daha da ötesi Blair döneminde Irak savaşına verilen destek, Brown döneminde Afganistan-Pakistan'daki katliamlar İşçi Partisi'nin asıl kimliğini ortaya seren olaylar. Bu kimlik katliamcı burjuvazinin kimliği ve işçi sınıfının çıkarlarıyla hiç bir alakası yok. Ancak İşçi Partisi sendikalardaki nüfuzu ve medyadaki desteğiyle işçi muhalefetini susturmayı başarmıştı. Tüm bunlardan bıkan işçiler yüzlerini dönecek başka yerler aradılar ancak kimisi muhafazakârların peşine takıldı, kimisi de ehven-i şer deyip İşçi Partisi'ne döndü yüzünü.
İngiliz burjuvazisi, sendikalarda kök salmış İşçi Partisi'nin emek düşmanı politikaları yaşama geçirirken işçilerin toplumsal muhalefetinin önünü keseceğine inandığı için onu desteklemişti. Beklendiği gibi de oldu, ama İşçi Partisi de çok yıprandı. Bu andan itibaren burjuvazi, krizin verili somut çerçevesinde saldırıların daha ağır şekilde yürümesi gerektiği bir dönemde bu işi, İşçi Partisi gibi tabandan basınçla karşılaşma riski olmadan daha iyi becerebilecek muhafazakârlara ve liberal demokratlara havale etti. Seçim sonuçlarıyla beraber burjuva medyanın koalisyona karşı övgüleri başladı. Ancak koparılan tüm fırtınaya rağmen bu koalisyonun da içerisinde onlarca çelişki barındırdığını söylemek gerekiyor. İşçi muhalefeti bir yana kendi içerisinde yaşayacakları çatışmalarla dahi unufak olabilecek bir koalisyon bu. Dolayısıyla patronların “istikrarlı” bir ekonomi için güçlü bir hükümet hayallerinin şimdilik suya düştüğünü söylememiz mümkün. Şu an için patronların elinde olan tek şey koalisyon hükümeti ve koalisyoncu yaygaranın kaynağını bu oluşturuyor. İşçi Partisi ise muhalefette bekliyor, muhaliflerinin yıpranmasını, geçireceği iç değişikleri ve bir sonraki seçimde iktidarı almayı.
Önümüzdeki süreçte burjuvazi işçi haklarına yukarıda saydığımız sebeplerden dolayı var gücüyle saldıracak. Merkez Bankası başkanı Mervin King'in, yeni gelecek hükümetin, kemer sıkma politikaları yüzünden en azından bir dönem iktidardan uzaklaşacağını söylemesi manidar. Muhafazakâr partinin lideri David Cameron'un “Yunanistan'a benzemek istemiyorsak daha önce yapılmamış bir kemer sıkma politikasına imza atmamız şart” deyişi daha da manidar. Bu demek oluyor ki büyük saldırılar kapıda ve İngiliz işçi sınıfının vermesi gereken yanıt da tıpkı sınıf kardeşleri gibi genel grevler ve büyük direnişler örgütlemekten geçiyor.
Var olan politik kargaşa ortamı düşünüldüğünde işçilerin örgütlü bir şekilde burjuvaziye karşı mücadele etmesinin sistem üzerinde çok büyük bir etkisi olacağı gözükecektir. İngiltere'de devrimci görev, kendini yeterince deşifre etmiş İşçi Partisi'nin etkisi altındaki emekçi kitlelerin kendi sınıf mücadelelerini örgütlemelerine önayak olarak sınıfı kargaların liderliğinden kurtarmaktır.