27 Mayıs 1960 Darbesi

Cihan Esmersoy

27 Mayıs darbesi, Türkiye tarihinin en çok tartışılan dönemeçlerinden bir tanesi. Tartışma genelde iki bakış açısına indirgenmiş durumda. Bir tarafta Demokrat Parti'yi (DP) ABD işbirlikçisi, cumhuriyet ve laiklik düşmanı olarak tanımlayıp, 27 Mayıs'ı bağımsızlıkçı, devrimci, ilerici ilan edenler var. Diğer tarafta darbenin “demokrasiye” indirilmiş bir balta olduğunu savunanlar. Neydi 27 Mayıs? Neye karşı ve niçin yapıldı? Sonuçları ne oldu? Bu ve benzeri pek çok önemli soru irdelenmeyi hak ediyor.

İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra Türkiye'de yalnızca çok partili hayata geçilmekle kalınmadı. Türkiye egemenleri yeni oluşan Soğuk Savaş denkleminde “ABD'nin Ortadoğu'daki jandarması rolüne” de soyunarak, kendi kapitalist gelişim (sermaye birikimi) stratejilerini yeniden şekillendirdiler. Tarıma ve ihracata ağırlık veren bir çizgi benimsendi, NATO'ya girildi, Kore Savaşı'na katılındı. Bu noktalar çok önemlidir. Bu tercihler DP'ye atfedilmişse de, Türkiye egemenleri bu konularda hemfikirdiler.

1950'de DP'nin iktidara gelmesi, Türkiye'de gerçek anlamda ilk defa uygulanan seçimlerin ürünüydü. Tek parti dönemi CHP'sinin uygulamalarından, devrim adı altında yapılan reformların köylülüğü boğazlamış olmasından ötürüdür ki DP seçimlerde büyük bir zafer kazandı. Dönemin az sayıdaki sosyalistleri bile DP'yi desteklediler. Mustafa Kemal döneminde kurulan Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası, Serbest Fırka gibi partilere akın eden kitlelerin DP'ye de akın etmesinde benzer etkenler söz konusudur. Öte yandan şu nokta vurgulanmalıdır ki, Türkiye'de siyasetin alanı 1960'ların başına kadar hep dar kalmaya devam etmiştir. Yani, DP'nin seçilmesi çelişkili bir durumdur. DP halkın geniş kesimlerinin onay verdiği ilk seçilmiş hükümet olarak adlandırılabilir; ancak Türkiye'de siyaset 60'lara kadar hep bir azınlığın elinde kalmaya devam etmiştir. DP de bu azınlığın bir parçasıdır; ama aynı zamanda bir tepkiselliğin ürünü olarak seçilmiş bir partidir. Bu arada, seçim sistemi her ilde en yüksek oyu alan partinin o ildeki bütün vekillikleri kazanmasını sağlıyordu. Ki köylü nüfusun toplumun büyük çoğunluğunu oluşturduğu düşünülünce seçim sisteminin daha sonraki yıllarda da DP'nin iktidar olmasında payı büyüktü. Yine de tekrar vurgulayalım, 60'ların başına kadar siyaset dar bir grup azınlığın elindeydi. Toplumun siyasallaşması 60'lara ait bir olgudur.

DP iktidarının ilk yıllarında ülke çapında herkes için gözle görülür bir ekonomik gelişme ve iyileşme yaşandı. Tarımda makineleşmenin etkileriyle, ABD'den sağlanan Marshall yardımlarıyla, dünyadaki piyasaların olumlu işleyişiyle ilk yıllar oldukça iyiydi. Ancak 1953'te düşen tahıl fiyatları dış ticarette tıkanıklığa ve gerilemeye neden oldu. 1945 sonrasının tarımsal ürünlerin ihracına ve yatırım ile sanayi mallarının ithaline dayanan programı çıkmaza girdi. Bu da ekonomi politikasının temelini tarımsal ve ticari sermayenin gelişimine dayayan DP'nin mecburi yön değiştirmesine neden oldu. İhracatta ve ithalatta düşme kentlerde mamul mal yokluğuna, kıtlığa ve karaborsaya neden oldu. “Kamu yatırımlarını özelleştirme” sloganlarıyla iktidara gelen DP, böylece kamu yatırımlarını arttırarak Türkiye'de 60'larla anılacak sanayileşmenin startını verdi. Bu yıllarda gelişmiş kapitalist ülkelerde de hızlı sanayileşmenin ve devlet planlamasının revaçta olduğunu akıldan çıkarmamak gerekir. DP döneminin sonuna doğru devlet planlaması ile ilgili atılımlar yapılmaya başlanmıştı bile. Ancak, DP kendini pazar ekonomisinin serbestliğine adamış bir organizmaydı.

Burada Demokrat Parti'yle ilgili bir iki not düşelim. DP, ne müthiş demokratikleşme yanlısıydı, ne de mesele onun ABD işbirlikçisi, gerici, karşı-devrimci olması idi. Sorunu ilerici-gerici, demokratik-darbeci, devrimci-karşı devrimci, işbirlikçi-bağımsızlıkçı ikilikleriyle düşünmek çoğu zaman yanıltıcı olmaktadır. DP iktidarı, muhaliflerine karşı amansız otoriter, baskıcı, yasakçı, sansürcü bir tutum sergiledi; onun demokrasisi yeni gelişen kapitalist bir ülkenin demokrasisiydi, güdüktü. Öte yandan ekonomi politikalarında Türkiye'de kapitalizmin gelişmesi için elinden ne geliyorsa yaptı DP. Kısaca, tarihsel bir dönemeçte Türkiye'de kapitalist gelişimin taşıyıcısıydı. DP'nin sorunu çoğunlukla ticaret ve tarım burjuvazisini içeriyor olması, bu yüzden de sanayi odaklı birikimi zorla geliştirmiş olsa da bu gelişmelere mesafeli durması ya da onun önünde zamanla engel haline gelmesiydi. Nitekim 1957'den sonra sanayi burjuvazisi muhalefet saflarına geçecek, DP içindeki teknokratlardan ve sanayicilerden kopanlar olacaktı.

1953'te yaşanan dış ticaret kriziyle birlikte, yerli malları koruma arzusu güçlendi, yerli yatırımcılara sanayi yatırımı yapmaları için teşvikler verildi, Türkiye'nin alacaklılarının dayattığı bir planlama benimsenerek kamu yatırımlarına öncelik tanındı. Biraz önce bahsettiğimiz sanayileşmenin startı böylece verilmişti. Ancak, hükümet ekonomi politikaları ve sanayi yatırımları üzerinde ayrıcalık tanıyacaklarını belirleyebileceği güçlü bir otoriteye sahipti. Bu yüzden de yeni gelişen sanayi burjuvazisinin çıkarları zamanla DP'yle ters düşmeye başladı.

DP döneminde hem kamuda hem de özel yatırımlarda yaşanan artış ve tarımda makineleşmenin sonucu olarak köylerden kentlere göç dalgası yaşandı. İşçi nüfusu bu dönemde önemli ölçüde arttı. 60'lara doğru işçi sayısı 1 milyonu buldu. Türkiye'de kentleşmenin ve sanayileşmenin ciddi anlamda ilk başladığı dönem 1954'ten sonradır. 53'teki krizden sonra DP bir tür bocalama evresine girdi. Hep bir şeyler ters gitti. Enflasyon fırladı, %25'leri gördü. Sabit maşlı devlet memurlarının, küçük ve orta düzey subayların durumu kötüleşti. Üniversitelerde hem öğrenciler, hem öğretim görevlileri DP'nin baskıcı tutumlarından rahatsızdılar. Uluslararası koşulların da darbeye müsait olması neticesinde, albaylardan ve daha alt rütbeli subaylardan oluşan bir cunta Milli Birlik Komitesi (MBK) adıyla iktidara el koydu.

Darbeci subaylar, Irak, Mısır gibi ülkelerde darbe yapan sol milliyetçi darbeci subaylardan etkilenmişlerdi besbelli; ama darbe sabahı bildiriyi okuyan Alparslan Türkeş gibi aşırı sağcılar da vardı içlerinde. Bildiride NATO'ya bağlılığa vurgu yapılması, ABD'yle ilişkilerde değişme olmayacağını gösteriyordu. Darbeciler programsızdı, yalnızca DP'yi dağıtma planları vardı. Belki bir de içeriği belirsiz de olsa ulusal kalkınmacı bir anlayışta ortaklaşma vardı. Bu dönemde Menderes'in idamı gibi şaşırtıcı gelişmeler, pek çok belirsizlikler de yaşandı. Yine de MBK'nin başına Genelkurmay başkanı Cemal Gürsel'in geçirilip, dümenin İsmet Paşa'ya verilmesiyle her şey rayına oturmaya başladı.

Darbecilerin programlarının olmayışı ve kendi aralarındaki çatışmalar sonucu 13 Kasım 1960 gibi erken bir tarihte pek çoğu tasfiye edildi. Böylece özellikle sivil-askeri bürokrasinin üst düzey unsurları ile sanayi kapitalistleri için DP'nin de temizlenmiş olmasıyla müthiş bir fırsat doğdu. Darbe, sistemin siyasi ve ekonomik krizini açmak için, DP'yle pek de hızlı ilerleyemeyen sanayileşmeye dayalı birikimi gerçekleştirmek için merhem olmuştu. Daha sonraki darbelerin hedefi de bu olacaktı: sistemin gidişatındaki tıkanıklıkları açmak. Ancak 27 Mayıs'ta sol ve işçi sınıfı ezilmedi, çünkü bunlar kapitalist gelişme için, sistemin varlığını sürdürmesi için bir engel teşkil etmiyorlardı henüz. İşçi sınıfı yeni serpiliyordu, sol ise neredeyse yoktu 27 Mayıs'ta.

Şu noktaları vurgulamakta yarar var. Sanayi gelişirken uluslararası bağlantılarıyla birlikte gelişti. Soğuk Savaş'ta ABD'nin öncülüğünü yaptığı kanatta, ABD tarafından da desteklenen birikim anlayışı ekonominin devlet tarafından düzenlenmesine olanak tanıyordu. SSCB'yle özdeşlenen devlet planlaması o yıllarda Fransa'dan, Almanya'ya, Japonya'ya neredeyse bütün gelişmiş kapitalist ülkelerde hâkim olan anlayıştı. Sosyal refah devleti, ulusal kalkınma, planlama hegemonyacı güç olan ABD tarafından da savunuluyor ve aktif biçimde destekleniyordu. 1960 darbesi işte bu anlamda uluslararası dengelere uygundu. Darbeciler pek farkında olmadan yani belirgin bir projeleri olmadan toplumsal politikasıyla, yeniden şekillendirdiği dengelerle ve idari mekanizmayla yeni bir birikim modelinin temelini attı. Bu model, bir ölçüde aydınların, bürokratların, entelektüellerin özlemlerine ve işçi sınıfının henüz formüle edilmemiş taleplerine de uygundu. Sanayi burjuvazisinin uluslararası hamileri tarafından da garanti edilen projesi, bürokrasinin belli kesimlerine ve işçilerin kısa ve orta vadeli çıkarlarına uygun düşüyordu. 60 darbesi, olağanüstü bir hızla, sanayi burjuvazisinin projelerinin erkenden gerçekleşmesine vesile oldu, aradaki engelleri temizledi. 60 darbesi her şeyden önce, görece zayıflığına rağmen, bürokratlar, aydınlar ve askerler tarafından zımnen desteklenen sanayi burjuvazisini siyasetin ve ekonominin merkezine taşıdı. Aynı zamanda, yeni gelişen işçi sınıfı gibi, öğrenci hareketleri gibi toplumsal dinamiklerin sahaya inişini hızlandırdı.

Yeni yapılan anayasayla, DP döneminde askeri-sivil bürokrasi, sanayi burjuvazisi ve CHP için rahatsız edici olan yürütmenin muazzam gücünü dengeleyecek kurumlar oluşturuldu: Anayasa Mahkemesi, MGK gibi. Ayrıca ordu, kendi hiyerarşisini güvenceye alacak düzenlemelere gitti ve ekonomik gücünü artıracak OYAK'ı kurdu. (Bugün Türkiye'nin en büyük holdinglerinden birisidir.) Anayasayı yapanların içinde çokça öğretim görevlisi olması, DP'nin devrilmesinde öğrenci hareketlerinin meşrulaştırıcı etkisinin olması birtakım demokratik düzenlemelerin anayasaya girmesini sağladı. Kitle hareketi o günlerde, darbecilerin ve darbe destekçilerinin işine yaramıştı; ama gelecek yıllarda bu hareket kendilerine döndüğünde anayasadaki bu düzenlemeleri geri almak zorunda kaldılar.

Darbeden sonra ne değişti? Bir kere, kapitalist gelişme modeli değişti ve ithal ikamesine dayanan hızlı bir sanayileşme süreci başladı. İşçi sınıfının on yılları bu dönemle açıldı. Ordu ve sivil bürokratlar, siyasi mekanizmada kendilerine sağlam bir yer açtılar. Bugün, ordu, yargı gibi kurumların AKP ve liberal burjuvazi ile yaşadığı gerilim bir anlamda bu siyasi ağırlığı koruma kavgasıdır. Ve en önemlisi, sanayi burjuvazisini ve daha sonra TÜSİAD'ı oluşturacak olan büyük sermaye gruplarını sistemin kalbine yerleştiren bir dönemin kapılarını araladı.

İşte 27 Mayıs'ın minyatür resmi böyle!