Burjuva Düzen Kürt Sorununu Çözemeyeceğini Bir Kez Daha Kanıtlarken Daha Çatışmalı Bir Dönem Girildi

(19.06.10)

Sürekli devrim perspektifine sahip Marksist gelenek, geniş çaplı demokratik kazanımların burjuva düzenin sınırları içinde gerçekleşemeyeceğini söyler. Biz de bu perspektifle Kürt sorununun burjuva düzen dahilinde çözülemeyeceğini, yani ya sürekli devrim ya sürekli katliam perspektifinin geçerli olduğunu birçok kez belirttik. Bırakalım Kürt sorununu çok daha mikro ölçekli Kıbrıs sorunu da neredeyse bir asırdır çözülemedi. Bunun dışında dünyaya bakıldığında Filistin sorunu, Keşmir sorunu, Karabağ sorunu, Çeçenistan sorunu ve daha niceleri yarım asırdır, belki daha da uzun süredir çözümsüz ve kanamaya devam ediyor.

Türk egemen sınıfının tarihsel olarak bölünmüşlüğü ve kendi içindeki kavgası Kürt sorunundaki burjuva çözümsüzlüğü daha travmatik hale getirmek yolunda bir rol oynuyor. AKP'nin başlattığı açılım sürecinin tam bir fiyaskoya dönüşmesi de aslında bu yüzden. Kürt ulusal hareketi Öcalan önderliğinde gücünü çok kereler son süreçte ispatlamışken aynı derli toplu duruş Türk egemen sınıfları arasında mevcut değil. Bu nedenle mesele dönüp dolaşıp Öcalan'ın meşru bir otorite olarak tanınması ve masaya oturulması sürecinde düğümleniyor. Uzun yıllar boyunca şovenizmle zehirledikleri kamuoyunun sürece ikna edilmesi için egemen sınıfın bir blok olarak mutabakat temelinde davranması gerekir. AKP böyle bir zemin olmadan giriştiği açılım sürecinde işleri eline yüzüne bulaştırmaktan ötesini yapamadı. Ergenekon operasyonlarıyla tasfiye edilmek istenen egemen sınıfın bir kanadı Baykal önderliğinde CHP ile sürece sürekli taş koyması beklenebilecek bir durumdu. Neticede kaçınılmaz şekilde fiyasko yaşandığında Kürt ulusal hareketi silahlı eylemleri başlatma kararı aldı. Şimdilerde çatışmalar 1990'lı yıllar seviyesini aratmamakta. Öcalan 1999'da yakalandıktan sonraki süreçte birçok kez geçici eylemsizlik ve çatışmalar dönemleri olmuştu. Diğer taraftan bu seferki silahlı çatışmanın yoğunlaşma süreci Ortadoğu'da taşların yerinden oynatılmaya çalışıldığı bir evrede yaşanıyor. Türk egemen sınıfının uluslararası ittifaklar politikasının sarsıntıya uğraması ve İran'a karşı hazırlanmakta olan emperyalist savaş bu seferki çatışma sürecini çok daha boyutlu ve uzun erimli hale getirebilir. Kürt ulusal hareketinin de bu denklemleri gözönünde bulundurarak hareket ettiği gözükmekte. Bize düşen kısa ve orta vadede Kürt halkı üzerindeki şovenist baskılara, imha ve inkar politikalarına karşı çıkarak bu saldırganlığa karşı yanlarında olmak, uzun vadede ise tek çözüm olan sosyalist devrim için Ortadoğulu emekçilerin sınıf hareketini örgütlemektir.

Açılım Dedikleri

Abdullah Gül'ün “iyi şeyler olacak”, “tarihi fırsat” işaretiyle startı verilen AKP'nin Kürt açılımı projesi, Temmuz 2009'da büyük bir patırtı kopararak başlamıştı. Ancak gelinen süreçte Kürt açılımı bir fiyaskoya dönüşerek, daha sert bir sürece yol verdi. Her geçen gün başarısızlığının açığa çıkmasının ötesinde süreç boyunca Kürt ulusal hareketine yönelik saldırgan tavır giderek tırmandırıldı.

Hem destekçiler hem karşı çıkanlar cephesinde yarattığı bunca gürültüye değecek ne ortaya koymuştur açılım? Kürt açılımı, üniversitelerde Kürdoloji bölümlerinin kurulması, Kürtçe yerleşim adlarının iadesi, anayasal vatandaşlık gibi içeriğinin sınırlılığının yanı sıra bu iddialarının bir kısmını da yaşama geçirmekten uzak kalmıştır. Atılan en iddialı adım olan Mahmur ve Kandil'den barış elçisi olan PKK militan ve destekçilerinin Türkiye'ye gelmesinin gelinen noktada karşılaştığı sonun tutuklamalar olması da sürecin evrildiği noktayı gösteriyor.

AKP'nin beklentileri yükselten propagandasıyla pazarlanan Kürt açılımı sürecinin başından itibaren Türk egemen sınıfının birlikte hareket etmekten uzak olduğu koşullarda bu işi göğüslemeye yeltenen liberal sermayenin kaypaklığı da düşünüldüğünde böyle bir projenin başarısızlıkla sonuçlanmaya mahkum olduğunu ifade etmiştik. Kıbrıs sorununu, çok daha uygun koşulların varlığında çözmeyi başaramamış egemen sınıfların Türkiye'nin ötesinde, Ortadoğu coğrafyasının önemli bir denklemi olmuş Kürt sorununa gerçek anlamda bir çözüm üretmeleri hele ki kendi iç birliklerini de sağlayamadıkları ve sürekli bu gündemlerde çatışmalarının ayaklarını ördükleri koşullarda mümkün değildir.

Kürt açılımı projesinin liberal sermaye için oturduğu birkaç nokta vardı. Kürt sorununa yıllardır dayatılan askeri çözüm, hem yarattığı olanaklar hem de ideolojik olarak, liberal sermayenin çatışma içinde olduğu sivil-askeri bürokrasinin gücünü artırıyordu. Masa başında bir uzlaşma bu kanadın gücünü büyük oranda kıracaktı. Diğer açıdan gerek ABD'nin çekilmesinden sonra Irak'ta Kürt yönetiminin varlık koşullarının sağlanması gerek de bölgesel aktif bir aktör olma isteği içeride istikrarını sağlamış olmayı gerektiriyordu. Cengiz Çandar'ın şu sözleri bu hissiyatı yansıtıyor: “Bir ‘bölgesel güç' ve ‘etkili küresel aktör' olma iddiasındaki bir ülke, kendi mutfağında yangın varken, o iddialarını gerçekleştiremez. Külah eninde sonunda ülkenin yürütme gücü olarak hükümetin kafasına geçer”(16 Haziran, Radikal) Benzer şekilde Oral Çalışlar da işi Erdoğan'ı bu sorunda çözümün neden şart olduğuna bakın nasıl ikna etmeye çabalıyor: Türkiye, kendi Kürtleriyle kavgalıyken, dış politika hamlelerinde hedeflediği başarılara ilerleyemez... Kürtlerini kazanmayan, onlarla yeni bir anlayış temelinde barış sağlayamayan bir Türkiye'nin dış siyasette büyük hamleler yapması kolay değildir, hatta mümkün değildir. Erdoğan hükümeti, dış politikada risk alan siyasetini Kürt sorununda da çözümden yana siyasetlerde birleştirmek durumundadır.” (Radikal)

Bahsettiğimiz kritik noktalarda büyük anlamlar taşıyan Kürt sorununda AKP taşeronluğunda bir adım atmaya kalkan liberal sermaye tarihsel kaypaklığıyla adımının arkasında durmadan, gerek yaratılan şovenist basınç gerekse Kürt halkının artan özgüveni karşısında yalpalamalara ve geri çekilmeye hemen başladı. Uzunca bir süre kamuoyunun hazırlanması ve yavaş yavaş sürecin ilerlemesi için AKP fazla sıkıştırmamayı tercih eden Kürt ulusal hareketi, AKP'nin ve temsilcisi olduğu liberal sermayenin basit adımların ötesine geçemeyeceğini görünce köprüleri attı. Kaldı ki sorunun çözümünde yol alınabilmesinin ilk şartı olarak PKK tarafından açıkça ortaya konulan Öcalan ile görüşüp anlaşmak konusunda en azından şimdilik bu adımı atabilecek irade kendi sınıf tavrını hayata geçirmekte defalarca acizliğini kanıtlamış liberal sermayede yoktur. Öcalan'ın muhattap olarak kabul edilebilmesi kamuoyunun sürece hazırlanması gereklidir ki bu da sürekli olarak Baykallı CHP, MHP gibi aktörlerin sürekli kamuoyunda şovenist hisleri azdırdığı koşullarda yürütülememektedir. Ayrıca Öcalan'ın muhattap alınmasının bir anda gerçekleşemeyeceğini, yavaş yavaş kamuoyunun ısındırılması gerektiğini ve dolayısıyla bir süreç işi olduğunu da bilmek gereklidir.

Açılımdan Geriye Kalan Azılı Bir Saldırganlık

Kuzey İrlanda örneğinde de görüldüğü gibi sermayenin ulusal sorunlarda sınıf tavrı mücadele içinde olan hareket ile masaya oturarak belli uzlaşmalar çerçevesinde bir anlaşmaya varmak ve giderek o hareketi ehlileştirmektir. Kürt sorunu konusunda da liberal sermayenin projesi buydu. Ancak açıktan hareketle masayı oturmayan egemenler basit açılımların ötesine geçmekten aciz kalınca Kürt ulusal hareketi önderliğini tanımadan ve ciddiye alınır adımlar atılmadan anlaşmaya varmayacağını ortaya koyması üzerine Kürt ulusal hareketi bu sefer de sopayla karşı karşıya kaldı. Kürt halkının yıllardır vermiş olduğu mücadele sonucunda elde edilen meşruiyet ve sınırlı da olsa kazanımlar Kürt halkının özgüvenini artırıp eylemlerle sokağa yansıdığında egemenlerin yanıtı kara yıllar 1990'ları aratmayacak bir artan bir saldırganlık oldu. Demokratik açılımdan dem vuranların DTP'yi kapatması yeterince açıklayıcı olsa gerek.

İHD'nin 2009 cezaevleri raporuna göre cezaevlerinde 2009'da 24 kişi yaşamını yitirdi, 397 kişi işkence ve kötü muamele gördü, toplam 2 bin 640 ihlal başvurusu yapıldı. Kürt bölgesinde yaşanan hak ihlalleri de aynı süreçte hız kazandı. 2009 yılı içinde bölgede 61 sivil kolluk güçleri tarafından katledildi, 4475 kişi gözaltına alındı, 1444'ü tutuklandı. 20 bin 720 hak ihlalinin yaşandığı 2009 yılında 1016 kişi işkenceye uğradı.

Eylemlere katılıp taş atmaları nedeniyle örgüt üyeliğinden 4 bine yakın çocuk yargılanırken 400 kadarı yaşlarından büyük cezalara mahkum edildi. Şu an yaşları 11 ile 17 arasında değişen 1500 çocuk taş atma eyleminden ötürü örgüt üyeliği suçlamasıyla ağır ceza tehdidi altında aylardır Diyarbakır cezaevinde. En az 9 çocuk yargısız infaz edildi. AKP iktidarının 2006 Ağustosu'ndan Aralık 2009'una kadar 26 Kürt gazetesi 62 kez kapatıldı; Azadiye Welat gazetezi eski yazı işleri müdürü Vedat Kurşun Mayıs ayında 166 yıl hapse mahkum edildi.

Saldırıların önemli bir ayağını da askeri darbe süreci aratmayan görüntülere sahne olan bir KCK operasyonu çerçevesinde gözaltına seçilmiş 9 belediye başkanı tutuklandı. Mahmur ve Kandil'den gelen barış grubundan 10 kişi ise yeni tutuklandı

13 Aylık Ateşkesin Ardından Savaş Sertleşiyor

Öcalan'ın tutsak düşmesinden sonra gerek güçlerini korumak gerekse süreci sertleştirmemek adına Kürt ulusal hareketi gerilla birliklerini sınır dışına çekerek 2004'e kadar süren bir ateşkes dönemine girmişti. Sonrasında ise taktik değişikliklerle savaş tekrar başladı. Dönem dönem tekrar tek taraflı ateşkesler yaşandı. Son olarak Kürt hareketi Nisan 2009'da ateşkes ilan etmişti. Ateşkesin ve Öcalan'ın diyalog çağrılarının varlığında 2009 Temmuzu'nda AKP'nin başlattığı Kürt açılımı özellikle liberal çevrelerde beklentileri yükseltmişti. Sınırlı adımlarla ilerlense de Kürt ulusal hareketi uzun süre zaten varolan kamuoyundaki tepkileri kaşımamak ve fırsat vermek adına ateşkesi sürdürdü. Dönem dönem halk desteğinin boyutu ortaya konularak, örneğin Mahmur ve Kandil'den karşılanma eylemleri, güç gösterilerek egemenler zorlandı. Ancak yine de DTP kapatıldığı durumda bile istifa ederek süreci tıkamaktansa grup kurarak yollarına devam ettiler. Tabii burada DTP'yi kapatırken ince hesaplarla grup kurmalarını engellemeyecek şekilde sadece Ahmet Türk ve Aysel Tuğluk'un siyasi yasaklı hale getirildiğini de belirtelim. Öcalan, Kürt ulusal hareketi adına AKP'ye 31 Mayıs'a kadar somut bir adım atması ve kendisiyle görüşerek bu süreci yürütmesi konusunda süre vermişti. O tarihten sonra çekileceğini ve savaş lobisinin harekete geçeceğini ifade etmişti. Açılım sürecinin tamamen tıkanması sonunda 1 Haziran itibariyle savaş süreci tekrar ve daha da şiddetli ve farklı hedeflere de yönelerek başladı. Türkiye egemenleri zaten Kürt ulusal hareketine karşı artırdığı saldırganlığı bir ileri noktaya taşıyarak 2 yıl sonra ilk defa sınır ötesi operasyona girişti. Gelecek günlerde saldırıların şiddetlenmesine paralel olarak TSK'nın da daha kapsamlı sınır ötesi operasyonlar yürütebileceği açıktır. Bu noktada aylar öncesinden zaten İran'la bir ortak savaş hattı oluşturulmuştu ve İran'da bu çerçevede kendi Kürt gruplarına yönelik saldırganlığını artırmış, son olarak da önde gelen kişilerin de olduğu 5 PJAK'lıyı idam etmişti. Bu çerçevede Irak Kürt yönetimiyle de yakın bir dönemde görüşmeler yapıldı. Egemenler artan bir sertleşmeye doğru saldırganlıklarını artırarak kendilerini hazırlıyorlar.

Kürt ulusal hareketi cephesinde ise 31 Mayıs'a kadar Öcalan öyle ya da böyle sürecin ilerleyeceğini ve AKP'nin elinde fırsat varken bunu kullanması gerektiğinin çağrılarını yaptı:

“Bu sorunu halletmezseniz üç ay sonra gidersiniz. Ayağınızın altındaki toprak kayıyor. İşte görüyorsunuz Kılıçdaroğlu geliyor. Başbakan'a diyorum ki ‘Sen çözmezsen Kılıçdaroğlu çözecek'.”

Ancak AKP'nin çözüm için adım atmayacağı artan saldırganlıkla da netleştiğinde ateşkes sonrasında Kürt ulusal hareketi, Öcalan'ın mücadelelerinin dördüncü dönemi olarak tariflediği bir sürece girdi. Orta yoğunluklu bir çatışma süreci olarak tariflenen dönemde aktif savunma yapılacağı belirtiliyor. Murat Karayılan, "demokratik özerklik" ilan etme hedefiyle hareket edeceklerini duyurduğu süreçte çatışmaların kentlere ve büyük ekonomik-sivil hedeflere kaydırması da hedefleniyor. Bu çerçevede sansasyonel hedeflere yönelik eylemler de önümüzdeki süreçte yaşama geçirilebilir.

Kürt ulusal hareketi, yürüteceği savaşın dozunu artırırken mücadele etmek zorunda kalacağı cepheleri azaltmak isteğiyle İran'a ateşkes çağrısı yapıp çatışmalarda ölen sınır komutanı bir general için üzgün olduklarını da açıklamıştı.

Bize Düşen Görev

Devrimci görev, ilk vadede hız kazanan baskı, inkar ve imha politikaları karşısında Kürt halkının yanında olmak, yükseltilen şovenist histeriye karşı enternasyonalist devrimci bir tutum almaktır. Geçmişte İzmir'de, Aydın'da ve diğer örneklerde yaşandığı gibi Türk-Kürt çatışması kışkırtılması tehlikesine karşı emek cephesinin birliği için mücadele etmek, asıl düşmanın savaştan beslenen, dizginsiz bir sömürü düzenine bize mahkum eden Türk egemen sınıfları olduğunu kitlelere anlatmak gereklidir. Orta ve uzun vadede ise görevimiz ulusal sorunun burjuva düzenin sınırları içinde gerçek anlamda çözüme kavuşturalamayacağı bilinciyle on yıllardır kanla yıkanan Ortadoğu'nun emekçilerinin sosyalist devrimi için sınıf hareketini örgütlemektir. Bu başarılamadığı ölçüde Ortadoğu emekçilerinin savaş, açlık ve katliamlar denkleminde cehennemi yaşamaya devam edecekler. Ya sürekli devrim ya sürekli katliam ikilemi Ortadoğu emekçilerinin önünde olanca yakıcılığıyla durmaktadır.