15-16 Haziran Şanlı Direnişi
(15.06.10)
Türkiye işçi sınıfı mücadele tarihine altın harflerle kazınan, işçi sınıfının kendiliğinden kalkışması olan 15-16 Haziran direnişi, sömürülen; hakları gasp edilen bugünün işçileri için sahip oldukları gücü gösteren bir simgedir.
1952 yılında kurulan devlet güdümlü Türk-İş, 1960'larla birlikte yaygınlaşan toplumsal mücadelelerde tamamen sermayedarların yararına çalışıyordu. Ancak grevleri desteklemeyen, grev yasaklarına ses çıkarmayan, işçilerin haklarının gaspedilmesine göz yuman Türk-İş'e karşı radikal işçi tabanından muhalif sesler yükselmeye başlamıştı. Türk-İş yönetiminden rahatsız olan ve tabandan gelen basınçla radikalleşip mücadeleci davranan sendikalar ortaya çıkmaya başlamıştı. 1966'da İstanbul'daki Paşabahçe Grevi, devlet güdümlü sendikacılıkla, radikalleşen işçi sınıfının çatışma noktası oldu. Türk-İş'in grevi desteklememesine rağmen konfederasyonun en radikal sendikaları Kristal-İş, Maden-İş, Lastik-İş, Petrol-İş ve Gıda-İş direnişteki işçilere omuz verdiler ve grevi bitirmek için toplu sözleşme imzalayan Türk-İş'e tepki gösterdiler. Bunun üzerine Türk-İş tarafından geçici olarak konfederasyondan ihraç edilen bu sendikalar birleşerek 13 Şubat 1967'de DİSK'i kurdu; sonrasında Basın-İş ve Maden-İş de DİSK'e katıldı. 1967'de DİSK'in üye sayısı 35-40 bin iken Türk-İş'in 545 bin üyesi vardı. Ancak DİSK kısa sürede gelişecek; işçi sınıfının en ileri bilinçli mücadeleci kadrolarını içine katacaktı.
60'larda artan sanayileşme ve uygulanan ekonomi politikaları, işçi sınıfı için nicel olduğu kadar niteliksel bir gelişmeye tekabül etmiş; örgütlülük ve eylemlilikleri de gelişince işçiler, sermaye için en büyük tehditlerden biri haline gelmişlerdi. İktidardaki Adalet Partisi, ekonomiyi yeniden yapılandırmak için işçilerin hakları ve yaşam standartlarına saldırdığında mücadeleci işçilerin direnişiyle karşılaştı. Hükümet, işçi sınıfının radikal eylemlerini engelleyebilmek için çözümü DİSK'i kapatmakta görüyordu. Bu çerçevede 1963 yılında kazanılan grevli, toplu sözleşmeli sendika hakkı 1970'te yapılan yasa değişikliğiyle işçilerin ellerinden alınmaya çalışıldı. İşçiler söz konusu olduğunda her türden burjuva partisinin kolaylıkla anlaşabileceğini Adalet Partisi'nin, CHP'nin işbirliğiyle 11 Haziran 1970'te DİSK'e karşı yasa tasarısını meclisten geçirmesi tekrardan gösterdi.
DİSK yönetimi, bu yasaya karşı 17 Haziran'da büyük bir miting düzenlemeyi kararlaştırmıştı; ancak DİSK'in ve elde ettikleri hakların kendileri için anlamı büyük olan işçiler bu tarihi beklemeden sokağa döküldüler. 15 Haziran sabahı işbaşı yapmama kararı alan işçiler, önce işyerlerinde oturma eylemine, sonrasında ise komşu fabrikalarda çalışanları 'İşçiler Dışarı!' sloganlarıyla aralarına katarak İstanbul'un merkezine doğru yürüyüşe başladılar. Sendikalarının kapatılmasını engellemek için kararlılık ve dirençle çatışarak ilerliyorlardı ve geri dönmeye niyetleri yoktu. 180'e yakın fabrikadan 80 binin üzerinde işçinin omuz verdiği mücadelenin kitleselliği ve radikalliği, Türk-İş'li işçileri de içine çekti; öyleki Türk-İş'li işçi sayısı DİSK'lileri geçmişti. Türk-İş'li işçiler sermayenin DİSK'e saldırısının kendilerine de yöneldiğini kavramış ve sınıf dayanışmasını yükseltmişlerdi. İşçi sınıfının bu kararlı duruşundan tedirgin olan egemenler tüm kolluk güçlerini işçilerin üzerine sürdüler. Baskılara boyun eğmeye niyeti olmayan işçiler, polisle-askerle çatıştılar, gözaltına alınan arkadaşları bırakılana kadar karakolları kuşattılar, Kadıköy Kaymakamlığını basıp ateşe verdiler.
Yaşanan, Türkiye tarihinde iki sınıfın en sert çatışmalarından biriydi. Bir tarafta işçiler, diğer taraftaysa İstanbul'dan apar topar Avrupa'ya kaçan sermayedarlar ve arkalarında mülklerini korumak için bıraktıkları düzenin bekçileri vardı.
DİSK bürokratları, yaşananları, yürütecekleri kampanya için toplantıdayken radyodan öğrendiler. İşçilerin sendika bürokrasisinin sınırlarını aşıp düzeni karşılarına almaya başlamasından dolayı da paniğe kapıldılar. 150 bini aşkın işçinin katılımıyla 16 Haziran akşamına kadar direniş devam etti. Polis silahla işçilere müdahale ettiğinde işçiler barikatları yıkıp polisleri ezip geçerek yanıt verdiler. İki günlük direnişin sonunda çatışmalarda 3 işçi, 1 polis ölmüştü.
16 Haziran öğleden sonra sıkıyönetim ilanına rağmen Demir Döküm, Derby, Sungurlar, Auer, Otosan, Çelik Endüstri, Vita gibi işyerlerinde direniş devam etti. Eylemlerin kontrollerinden çıkmasından korkan DİSK yönetimi adına, bugün unutulmaz işçi önderi olarak adına methiyeler düzülen DİSK Başkanı Kemal Türkler, radyodan işçileri evlerine dönmeye ve anayasaya saygılı olmaya çağırdı. 15-16 Haziran işçi kalkışmasını durduran ne sıkıyönetimin baskıları ne de işçilerin yorulması oldu. Devrimci önderlikten yoksun işçiler güvendikleri sendika bürokratlarının itidal ve eve dönüş çağrıları yaptığında çaresiz, içleri kan ağlayarak evlerine döndüler. Ancak bunun bedeli ağır oldu. Çok sayıda işçi tutuklandı. Olayların yatışmasının ardından patronlar binlerce mücadeleci işçiyi işten attıkları gibi kara listeler oluşturarak iş bulmalarını da zorlaştırdılar. Böylece işçi sınıfının en bilinçli ve militan kesiminin kaybedilmesi, 70'li yıllardaki radikal sınıf mücadeleleri döneminde çok ihtiyaç duyulacak güçlerden mahrum kalınmasını getirdi. Sonuç olarak, 15-16 Haziran işçi kalkışması sayesinde DİSK varlığını devam ettirdi ve işçi sınıfı mücadelesiyle yarattığını koruyabildi, koruyabileceğini de gösterdi.