İşçi Sınıfı ve Devrimci Parti

(29.05.10)

İşçi sınıfı mücadeleleri, bugüne kadar birçok dar patikadan geçerek, kimi zaman dik tepelere tırmanıp, kimi zaman da kendini yokuşa kaptırmışçasına hızla seyrederek tarihi şekillendirmiştir. Mücadelelerin başarılı olup olamayacağını, işçi sınıfının zafere giden zorlu yolculuğunu zaferle bitirip bitirmeyeceğini belirleyen pek çok etmen saymak mümkün. Ancak, tarihin kesin olarak saptadığı bir yasa varsa, o da işçi sınıfının Devrimci Marksist bir öncü partisi olmadan sermayenin iktidarını tarih sahnesinden söküp atamayacağıdır. İşçi sınıfı kapitalist sistem tarafından fiziki olarak fabrikalarda, işyerlerinde ve atölyelerde biraraya getirilir buradan kaçınılmaz olarak sınıf mücadelesi ortaya çıkmaktadır. Ama sınıf mücadelesi otomatik olarak devrimci kanallara akmaz. Bu durum, sınıf mücadelesi ve devrimci parti arasındaki ilişkiyi anlamayı zorunlu kılmaktadır.

Sınıfın Bağrındaki Bilinç Konusundaki Eşitsizlikler

İşçi sınıfı bir bütün olarak sömürülüyorsa da işçi katmanlarının sömürüye karşı gösterdikleri tepki birbirlerinden oldukça farklıdır. Geniş bir kesim normal zamanlarda bu sömürüyü adeta bir kadermişçesine kabullenir. İşçilerin sahip oldukları fikirler genellikle çelişkilidir. Bir yandan egemen sınıfın fikirleri işçileri sömürüyü kabule yönlendirirken diğer yandan maddi yaşam işçileri koşullara itiraza zorlar. Bir kesim işçi, meselenin farkında olduğu halde böyle gelmiş böyle gider umutsuzluğundadır. Birçoğu da patron ideolojisi tarafından teslim alınmıştır. Yine bir kısım dine sığınmış, huzuru ve mutluluğu öteki dünyaya havale etmiştir. Normal durumlarda işçi sınıfının ancak çok küçük bir azınlığı sınıf bilincini geliştirmiştir ve sömürü sisteminin değişmesi gerektiğini ve bunun başarılabileceğini fark etmiştir. İşçi sınıfının öncü partisi olmaksızın bu ileri işçiler, tüm ülkede dağınık bir şekilde, birbirlerinden habersiz, kendilerini kuşatmış geri bilinç ortamının moral bozucu etkisi altında ancak konuşma düzeyinde kendi en yakın çevrelerine propoganda yapabilen düzeydedir. İşte işçi sınıfının öncü partisi bu ileri işçileri bir araya getirir, koordine eder, bunları eğitir, planlanmış bir taktik ve strateji doğrultusunda mücadele alanına sürer. Böylelikle sadece yerele değil tüm işçi sınıfını ilgilendiren ulusal sorunlara işçi sınıfının hakları doğrultusunda müdahale imkanı doğmuş olur. Örneğin asgari ücret açıklanacak. İşçi sınıfının öncü partisi buna müdahil olur, elinin uzandığı her yerde kampanyalar düzenler, protestolar örgütler, hükümete karşı kamuoyu tepkisi sağlanır. Eğer güç sorunu yoksa grevler ve yaygın mitingler düzenlenir bu arada geniş işçi yığınları kavgaya çekilir.

Dikkatli bakarsak normal şartlarda ileri işçilerin çoğu kez çevredeki yaygın geri bilinçten yıldıklarını ve umutsuzluğa kapılarak pes ettiklerini görürüz. Ama devrimci öncünün koodinasyonu ve örgütlülüğü ile yalnızlık ve çaresizlik duygusu aşılır, bu durumda işçi sınıfının ileri kesimleri kendilerini kuşatan bilinçsiz ortamının etkisinde kalmak yerine o ortamı etkilemeye başlarlar. Böylelikle mücadeleye daha yatkın ama kararsız unsurlar da saflara çekilmiş olunur. Sonuçta işçi sınıfı daha güçlü bir şekilde politize olur ve geniş yığınların umutlarının yeşermesi sağlanır. Böylelikle patronlar sınıfı karşısında işçi sınıfı salt iktisadi bir kavga yerebilen bir öğe olmaktan çıkarak politik, kültürel ve ideolojik olarak da kapitalist sistemin karşısında dikilmiş olur.

İşçi sınıfının değişik katmanları sınıfın öncü gücünün varlığı koşullarında çok hızlı bir şekilde ileri atılabilirler. En geri en umutsuz işçiler bile örgütlü gücün tesiri altında en ileri atılganlığın ve fikirlerin taşıyıcısı olabilir. Gün yüzü görmeyen işçi ve emekçiler bir kez eşitliğin ve refahın umudunu gördüklerinde devrimci öncünün saflarına koşa koşa gelecekleri gibi ona gözü gibi bakacaklardır da.

Öncü Parti ve Devrim

İşçi sınıfının devrimci öncüsü olan partinin esas amacı sömürü düzenini toptan yıkmaktır. Çünkü sömürü düzeni yıkılmadan işçiler ve ezilenlerin kurtuluşu mümkün olmaz. Paranın saltanatı, sömürünün devamı ile mümkündür. Bu nedenle işçi sınıfının devrimci öncüsü en temel ekonomik talepleri sömürünün yıkılması hedefine tabi kılar. Diğer taraftaysa patronlara karşı işçi sınıfından yana gözüküp mevcut sistemle barışık olan güçler vardır. Bunlara reformist güçler diyoruz. Bunlar işçilerin durumları düzeltilsin derler ama iş toptan sömürünün ortadan kaldırılmasına gelince düzenden yana saf tutarlar. Bunlar, işçi sınıfının hak arama eylemlerinin yanındadırlar çoğu zaman. Devrimci olmadıkları için de geniş kesimlere daha rahat kabul edilebilir görünürler. Zira, egemen sınıf, işçiler haklarını aramasınlar, devrimcilikten uzakdursunlar diye sürekli karşı propoganda halindedir. Bu karalama kampanyası dinsizlikten tutun da namussuzluğa, teröristliğe kadar uzanır. Bu psikolojik saldırıların yanında devrimci öncüye yönelik baskıyı da ibreti alem olsun manasıyla geniş işçi kesimlerinin gözünü korkutmak için kullanırlar. Bütün bunlardan ötürü reformistler işçi sınıfının çelişkili unsurları tarafından daha kolay bir şekilde kabul görebilirler. Reformist güçler arasında sendikal bürokrasi ve değişik sol parti ve yapılar bulunur. Gelgelelim reformistler işçilerin bilinci ve radikalliği yükseldikçe işçiler tarafından aşılmaya başlanır. Çünkü reformistler esas olarak sömürü düzeni ile bir takım çıkar bağlarına sahiptir. Sırtlarını işçilere ve emekçilere yaslamışlardır, bu yolla elde ettiği güçlerle bir takım ayrıcalıklara erişme imkanlarına kavuşmuşlardır. Ama işçi sınıfının çıkarı sömürü düzeninin toptan yıkılmasından yanadır. Yani, işçi sınıfının uyanış dönemlerinde reformistlerle işçi sınıfı arasındaki uçurum kendisini hissettirir. Sırtını düzene yaslamış olan reformist unsurlar işçi sınıfının radikalliği karşısında korkuya kapılırlar, olayların kontrolünü kaybetmeye başladıkları ölçüde işçi sınıfı eylemlerini frenlemeye çalışırlar. Yani, normal zamanlarda işçi sınıfının haklarını korur gibi gözüken reformistler kader anlarında sömürü düzeni için can kurtaran rolü oynarlar. Dünyada işçi sınıfının sayısız yükselişi bu şekilde, düzenden kopamayan reformist parti ve sendikaların ihanetleri sonucunda kaybedilmiştir. Türkiye'de de 1970'lerdeki devrimci mücadelenin 12 Eylül darbesi ile yenilgiye uğramasında işçi sınıfı hareketini yönlendiren DİSK ve onu etkileyen TKP'nin reformist çizgisi çok büyük bir etken olarak rol oynamıştır.

İşçi sınıfının devrimci öncüsü ise sınıf hareketindeki yükselişin reformist güçler eliyle dumura uğratılmasına izin vermeyecektir. İşçi sınıfı, reformist güçlerin mücadeleye ihanet ettiğini görebilir, ama devrimci öncünün yokluğunda reformistleri yenilgiye uğratacak bir politik atılım için koordine olamaz. Reformist güçler böyle durumlarda işçi sınıfının tereddüt eden daha geri kesimlerine yaslanır. Eğer devrimci öncü yoksa örgütsüz olan devrimci işçilerin reformist örgütler karşısında bir şansı olamaz. Tarihin dönüm noktası olan bu gibi anlarda devrimci öncü reformist güçlerin ipliğini pazara çıkarır. Devrimci taktik ve strateji ile yükseltilen sloganlar sayesinde radikal işçi hareketi yönsüz ve perspektifsiz kalmaz. Bunlar sayesinde işçi sınıfının tereddüt içindeki daha geri kısımları da netleşir ve devrimci eyleme kanalize olur. Reformistlerin saf dışı bırakılmasının yanısıra kapitalistlerin girişeceği bastırma çabaları, her türlü provokasyon ve diğer taktiklere karşı da ancak devrimci işçilerin öncü örgütü karşı koyabilir. Bunun ardından iktidarın devrimci işçi sınıfının eline geçmesinin pratikteki anlamı olan ayaklanma hazırlıkları da ancak işçi sınıfının devrimci öncüsü tarafından gerçekleştirilebilir. Toparlayacak olursak işçi sınıfının devrimci öncüsünün yaratılması işçi sınıfının ve aslında tüm insanlığın kaderini belirleyecektir. Devrimci partinin anlamı konusundaki bu kısa yazıyı dünya tarihinin şimdiye kadarki en önemli olayı olan Ekim işçi ihtilaline önderlik eden öncü partinin Lenin ile beraber liderliğini yapmış olan yoldaş Troçki'nin sözleriyle bitirecek olursak, insanlığın tüm sorunları son kertede devrimci öncünün varlığı ya da yokluğu sorununa bağlıdır. Tüm enerjimiz bu uzun soluklu kavga içindir.