Sömürü Düzeni 30 Maden İşçisini Katletti!
(20.05.10)
Türkiye Taş Kömürü Kurumu'na bağlı Gelik İşletme Müdürlüğü'nün Karadon kuyusunda göçük altında kalan 30 madenciden 28'inin ölüm haberi geldi. 17 Mayıs 2010 Pazartesi günü saat 13.28'de madende meydana gelen patlamada 11 madenci yaralandı, 28 işçi ve 2 maden mühendisi ise yerin en az 540 m. altında mahsur kaldı. Taşeron Yapıtek Şirketi'ne ihale edilen galeri açma işi sırasında meydana gelen bu facianın sorumluları patlamanın neden kaynaklandığı tam olarak söylemeseler de grizu patlaması yaşandığı tahmin ediliyor.
Gelik'te yaşananlar ne ilk ne de son. Türkiye'de resmi kayıtlara göre 1875'ten beri madencilerin hayatları patronların kar hırsına feda ediliyor. TTK Genel Müdürlüğü verilerine göre kömür ocaklarında 1955-2009 arasında 2 bin 687 işçi öldü, 326 bin 321 işçi yaralandı. Aynı yıllarda bu kuruma bağlı Kozlu, Armutçuk, Amasra, Karadon ve Üzülmez kömür ocaklarında göçük, grizu ve kömür patlaması, karbonmonoksit zehirlenmesi ile metan gazı ve karbondioksit boğulmaları gibi olaylar gerçekleşti. 1992'de Kozlu'da meydana gelen grizu faciası ise 263 madencinin hayatını kaybetmesiyle Türkiye'de en çok maden işçisinin ölümüne yol açan olay olarak saptandı. Aynı yıl grizunun yanında diğer facialarla 277 işçi hayatını kaybetti, 5 bin 214 işçi de yaralandı. Sömürü sisteminin hayatlarına kast ettiği işçiler Zonguldak'tan Ankara'ya büyük madenci yürüyüşünü bir önceki yıl yapmışlardı. 2009'da ise Taş Kömürü Kurumu'nda 5 işçi öldü, 2 bin 657 işçi yaralandı. Kentteki özel kömür ocaklarında 2003- 2009 arasında 41 işçi, kaçak ocaklarda 2005-2009 arasında 22 işçi canından oldu. Sadece birkaç ay önce Bursa'da 19, Balıkesir'de 14 işçi hayatını kaybetti.
Maden sektöründe ölen işçilerin çoğunluğunun özel sektörde çalıştığını ve sendikasız olduğunu yeri gelmişken belirtelim. Özelleştirmelerle beraber esnek çalışmanın ve sendikasızlığın artması, teknik altyapıları eksik, tecrübesiz taşeron firmaların gerekli denetimleri yapmaması iş cinayetlerinin arkasındaki temel nedenlerden. Tüm bu faktörler kitlesel facialara davetiye çıkarıyor. Taşeron şirketlerde can güvenliği yokluğuyla üç kuruşa çalıştırılan işçiler göz göre göre ölüme gönderiliyor.
Aslında yapılması gereken basit: metan ve bazı diğer gazlardan oluşan grizunun patlayabilmesi için havada %4-%16 oranında birikmiş olması gerek. Yasalara göre bu oran %1'i geçtiğinde ocağın boşaltılması ve önlem alınması lazım. Her vardiyadan önce kontrole gidilip çalışma ortamının güvenli olup olmadığı tespit edilirse orada çalışan işçilerin hayatları da tehlikeye atılmamış olur. Havalandırma gerektiği gibi yapılırsa patlama hiç meydana gelmez, tüneller gerektiği gibi kazılırsa kısa alanda sönebilir ve buna benzer basit önlemlerle facialara son verilebilir. Oysa işçiler için hayat demek olan bu basit önlemler patronlar için masraf demek oluyor; daha fazla kar elde etmek isteyen işverenler bu önlemleri almayarak işçileri ölüme göndermekte beis görmüyorlar. Devletin tavrı ise kamuya ait ocaklarda daha bilimsel ve güvenli bir çalışma ortamı temin etmekten yana değil; maden işletmeciliğini mümkün mertebe özel sektöre, taşerona devretmekten, rantı maden ocaklarının içine sokmaktan yana. Böylece önlem alınmadığı için oluşan iş cinayetleri “kader”e bağlanıyor, her facia sonrası onlarca işçi hayatını kaybederken patronlar ceza dahi almıyorlar.
Devletin tüm katmanları faciadan sonra bölgeye üşüşmüş durumda. Faciadan sonra bölgeye gelen Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız taşeron firma yetkilisiyle ilgili gerekli işlemin yapılıp yapılmadığı sorusunu “önceliğimiz işçileri kurtarmak” diyerek geçiştirdi. Konuşması sırasında göçük altındaki bir işçinin annesi “burada konuşacağınıza ocağa girin, gelmişsiniz burada konuşuyorsunuz. Benim çocuğum var ocakta. Ocağa girin” diyerek yetkilileri protesto etti. Dün ilerleyen saatlerde Başbakan Erdoğan da bölgeye gelerek patronların sözcüsü olarak görevini yaptı. Yüzsüzce “bölge halkı bu kazalara alışık, bu mesleğin kaderinde bu var, oraya giren işçi de bu ihtimalden haberdar.” diyerek vurdumduymazlığını ve insanın paraya kurban edilmesini ne kadar doğal karşıladığını açığa vurdu. Erdoğan'ı “buraya şimdi mi geldiniz?” diyerek yılların öfke birikimiyle protesto eden bir vatandaş polis ve korumalar tarafından uzaklaştırılıp gözaltına alındı. En ufak bir tepkiye tahammülü olmayan sermayenin sözcüsü, konuşması sırasında protestocudan bahsederek onu bir provokatör olarak gösterdi. İleriki saatlerde de bu protestocu vatandaşın Ergenekon çetesiyle bağlantısı satılık medya tarafından televizyonlardan açıklandı. Bu kadarla da kalmadı, kendisi halktan oraya gittiği için teşekkür bekledi: “En azından buraya geldiler demek Türk milletinin şanındandır.” dedi. Ayrıca kendisini protesto eden bir öğrenci grubu da polis tarafından tartaklandı, bazı öğrenciler gözaltına alındı. Çıkan olaylarda polisin gözü havaya ateş açacak kadar döndü.
Bir yanda yaşadığı bölgenin koşullarından dolayı madencilikle geçinmek zorunda olan işçiler, bir yanda alternatifi işsizlik olduğu için onlara her koşulda çalışmayı dayatabilen işletmeler… Bir yanda özel sektör, taşeron, bir diğer yanda sömürüye çanak tutan devlet aygıtı… Bir yanda işçi yakınları, diğer yanda bu faciaları sineye çekmeyi salık veren başbakan. Maden işçisini dört bir yanından saran bu ölüm çemberi ancak işçi sınıfının ve onun örgütünün kararlı mücadelesiyle yırtılır. Kar hırsı uğruna yüzleri, binleri, milyonları ölüme gönderen bugünün asalaklarını tarihin çöplüğüne nasırlı ellerimizle gömeceğiz.