Geçmişten Günümüze 1 Mayıs

Ozan Demirci

Sekiz saatlik işgünü taleplerini dile getirmenin bir aracı olarak bir işçi bayramı kutlaması fikri ilk olarak Avustralya'da doğdu. Avustralya'nın bir bölgesindeki işçiler 21 Nisan 1856'da, sekiz saatlik işgünü talepli bir gösteri olarak, mitingler ve kutlamalar eşliğinde bir günlük genel grev yapmaya karar verdiler. Sonraki yıllarda bütün ülkeye yayılan genel grev ve gösteriler sonucu 1873'te bütün ülkede sekiz saatlik işgünü talepleri kabul edildi.

Avustralyalı işçilerin sekiz saatlik işgünü mücadelelerinden ve kazanımlarından ilk etkilenenler Amerikan işçileri oldu. Sendika öncülüğünde işçiler 8 saatlik işgünü talebi için 1 Mayıs 1886'da bütün ülkede genel grev ve gösteriler düzenleme kararı aldılar. 1 Mayıs 1886'da Amerika'daki ülke çapındaki grevlerin ve gösterilerin en kitlesel olanı sanayisi gelişmiş olan Chicago kentinde oldu. Bu kitlesel ve örgütlü işçi hareketinden korkan Amerikan devleti örgütlü emek hareketine karşı savaş açtı. 1886 Şubat ayından beri grevde olan ve işyerini işgal eden Chicago'daki Mc Cormick biçerdöver fabrikası işçilerinin eylemini bitirmek isteyen devlet ve patronlar harekete geçti. 3 Mayıs 1886'da grev kırıcılar ve patronlar polis desteği ile fabrikaya girip grevi bitirmeye çalıştılar. Buna direnen işçilerin üzerine polis ateş etti ve birçok işçi ve sendikacı öldü. Bu saldırıyı protesto etmek için 4 Mayıs'ta protesto yürüyüşü düzenlenmesine karar verildi. 4 Mayıs'ta fabrikadan şehir merkezine düzenlenen yürüyüş polis barikatı ile engellendi; polis tarafından atılan bir bomba işçiler tarafından atılmış gibi gösterilerek polis işçilerin üstüne ateş aştı; onlarca işçinin yanısıra çoğu yine polis kurşunu ile olmak üzere on polis öldü. Ölen polisler bahane edilerek Chicago'daki bütün sendikacılar ve grevi yönlendiren işçiler yargılandı ve birçoğu idam edildi. Bu saldırılar Amerika'daki örgütlü işçi sınıfı mücadelesini durdurma amacına ulaşamadı.

Amerika'da sekiz saatlik işgünü talebini yeniden dile getirmek için 1888'de toplanan Amerika Emek Federasyonu (AFL) 1 Mayıs 1890'da yeniden genel grev ve kitlesel gösteri kararı aldı. Bu sırada Avrupa emek hareketi de kıpırdanmakta ve aynı talepleri yani sekiz saatlik işgünü talebini dile getirmekteydi. Dünya Emek hareketinin yol haritasını belirlemek ve birlikte hareketi güçlendirmek için Paris'te İkinci Enternasyonal İşçi Birliği 1889'da ilk kongresini topladı. 400 delegenin katıldığı bu kongrede sekiz saatlik işgünü talebinin en başta yer alması gerektiği yolunda karar alındı. Bunun üzerine Fransız sendikalarının temsilcisi bu talebin tüm ülkelerde evrensel bir iş bırakma ile dile getirilmesini teklif etti. İkinci Enternasyonal'in Amerikan delegesi AFL üyesi sendikacı Amerika'daki 1 Mayıs 1890'daki sekiz saatlik işgünü için yapılacak genel grev ve gösterilerin Avrupa'da aynı gün yapılmasını teklif etti. Teklif kabul edildi. İkinci Enternasyonalin çağrısı üzerine yapılan 1 Mayıs 1890 genel grevleri ve mitingleri Amerika ve Avrupa'daki işçilerin yoğun katılımıyla gerçekleştirildi. Londra'daki gösterilere yarım milyon işçi katıldı. Sekiz saatlik işgünü talebi için bir sonraki enternasyonal genel grev çağrısı 1 Mayıs 1892 içindi.1 Mayıs 1890'daki görkemli direnişten korkan devlet ve patronlar 1 Mayıs 1892'deki grev ve gösterilerin yapılmasını engellemek için yapılacak eylemlerin yasal olmadığını duyurdu. Buna rağmen greve ve gösterilere bütün dünyada milyonlarca işçi katıldı. 1892'den sonraki bazı yıllar dışında her yıl 1 Mayıs görkemli bir şekilde kutlandı. 1900'lü yılların ilk çeyreğinde dünyanın büyük bir kısmında sekiz saatlik işgünü talebinin kabul edilmesinden sonra 1 Mayıs, emeğin ve işçi sınıfının sorunlarını dile getirmek için kutlanmaya devam etti.

Türkiye'de 1 Mayıs

Türkiye'deki ilk 1 Mayıs kutlamaları Osmanlı İmparatorluğu zamanında gerçekleştirildi. 1 Mayıs'ların tarihi İkinci Meşrutiyete (1908) kadar uzanır. İlk 1 Mayıs 1909'da Üsküp'te kutlandı, 1910'da diğer Rumeli şehirlerinde, 1911'de Selanik'te kutlandı. İstanbul'da ise ilk 1 Mayıs 1912'de kutlandı. 1913 Yılında İttihat Terakki iktidarının sıkıyönetim ilanı ve ardından gelen Birinci Dünya Savaşı nedeniyle 1920 yılına kadar işçi eylemine ve 1 Mayıs gösterilerine rastlanmadı. 1921 yılında işgal kuvvetlerinin yasaklama girişimlerine rağmen kitlesel 1 Mayıs gösterileri yapıldı; İstanbul'da Tramvay, Vapur ve Haliç tersanesi işçileri iş bırakarak 1 Mayıs'ı kutladılar. 1922 yılında 1 Mayıs, İstanbul ve Ankara'da grev ve mitinglerle kutlandı. 1923 yılının 1 Mayıs‘ı ise İstanbul, Ankara, İzmir ve Adapazarı'nda kutlandı.

Cumhuriyetin ilanından sonraki ilk 1 Mayıs yine engellemelerle karşılaştı. Ankara Hükümeti 1924 Yılında 1 Mayıs'ın kutlanmasını yasakladı. Ancak yine de 1 Mayıs kutlandı. Umum Amele Birliği'nin Ankara'da bulunan Genel Merkez'inde düzenlenen toplantıda 1 Mayıs kutlandı. Bu yıl 1 Mayıs ile ilgili gazeteler toplattırıldı ve 1 Mayıs'ı kutlamak isteyenlerden tutuklananlar oldu. 1925 yılında Şeyh Sait isyanı nedeniyle çıkarılan Takrir-i Sükûn Kanununa dayanılarak 1 Mayıs'ta işçilerin yürüyüş yapması ve miting düzenlemesine izin verilmedi. Bunun üzerine 1 Mayıs salon toplantısıyla kutlandı. 1 Mayıs kutlamalarına katılanlar, 1 Mayıs'ın anlam ve önemi üzerine broşür yayınlayanlar tutuklandı, İstiklal Mahkemeleri'nde yargılanarak hapse mahkûm edildiler. 1926 yılından başlayarak 1975 yılına kadar 1 Mayıslarda açık kutlama yapılamadı, her 1 Mayıs öncesinde kutlamaları engellemek üzere emekçiler ve aydınlar arasında tutuklamalara girişildi. İzmir İktisat Kongresi'nde(1923) 1 Mayıs'ın işçi bayramı olarak kutlanmasına yönelik bir karar alınmasına karşın bu karar uygulanmadı. 1 Mayıs, 1935 yılında çıkarılan Ulusal Bayram ve Genel Tatiller Hakkındaki Kanun ile Bahar Bayramı olarak kabul edilmişti. Ancak bu genel tatil gününde, diğer genel tatil günlerinde olduğu gibi çalışanlara ücret ödenmeyecekti. 1951 yılında çıkarılan bir kanunla işçilere genel tatil günü olan 1 Mayıs'ta yarım günlük ücret ödenmesi, 1956 yılında ise tam gün ücret ödenmesi kabul edildi.

1926'dan 1975 yılına kadar süren yasaklama döneminde kitlesel 1 Mayıs kutlaması yaşanmadı. 1 Mayıs öncesinde sosyalistlerin ve sendikacıların gözaltına alınmaları sıradan bir uygulama haline geldi. Türkiye'de 1 Mayıs'ın yarım yüzyıl sonra ilk kez büyük ve görkemli bir mitingle kutlanması 1976 yılında oldu. DİSK tarafından düzenlenen 1 Mayıs gösterisi Beşiktaş'tan yürüyüşle başladı ve Taksim Meydanı'nda mitingle sürdü. 1977 1 Mayısı ise 1976'ya göre daha kalabalık, daha görkemli, tarihsel bir mitingdi. Taksim Meydanı'nda düzenlenen mitingi yine DİSK düzenlemişti. Yaklaşık beş yüz bin emekçinin katıldığı mitingde DİSK Genel Başkanı Kemal Türkler'in konuşması sırasında burjuva devletin yasadışı kanatları olan başta özel harp dairesi olmak üzere çeşitli kontra güçler ve onların uluslararası ağabeyleri olan CIA ajanlarının yönetiminde 1 Mayıs kitlesine karşı çok sistematik bir katliama girişildi. Egemen sınıf işçi hareketinden o kadar korkmuştu ki mücadeleyi geriletmek için bu katliamla beraber daha birçok kanlı provokasyona imza atacaktı. Katliamda 37 işçi ve emekçi yaşamını yitirdi. Katiller yakalanacağı yerde sendikacılar, işçiler gözaltına alındı. Aradan geçen bunca zamana rağmen olayın failleri bilindiği halde bu konuda hala bir icraat yapılmış değil. Kendisini demokrasi havarisi olarak pazarlayan ve derin devletin kendi işine gelen kısımlarıyla ilgilenen AKP hükümeti iş kontrgerillanın gerçek misyonuna gelince derhal yan çiziyor. 12 Eylül darbesinde olduğu gibi 1 Mayıs 1977'de gerçekleştirilen katliamın da üzerini örtmeye çalışıyor. Burjuva devletin bu katliamları aydınlatmasını bekleyemeyiz şüphesiz, devrimcileşen işçi sınıfı masaya yumruğunu vurduğunda katillerden hesabı işte o zaman sormuş olacağız.

1977'de yaşanan katliam, 1978 1 Mayıs kutlamasını engelleyemedi. İşçiler bir önceki yıl olduğu gibi bir kez daha aynı kalabalık ve güçle DİSK'in düzenlediği mitingde Taksim Meydan'ında buluştular.1979 ve 1980 1 Mayısları çeşitli engellemelerle karşılaştı. İstanbul'da kutlamalara izin verilmedi. Diğer illerde 1 Mayıs gösterileri yapıldı. İstanbul'da sokağa çıkma yasağı ilan edildi. Sokağa çıkma yasağına rağmen 1 Mayıs'ı kutlamak isteyenler tutuklandı.

1980'e gelindiğinde uzunca bir süredir egemen sınıfın sürdürdüğü kanlı provokasyonlar işçi sınıfının devrimci Bolşevik öncüsünün olmadığı şartlarda neticesini veriyordu. 12 Eylül günü gerçekleştirilen darbe ile sınıf düşmanlarımız galip geliyordu. İşçi sınıfı hareketi amansız bir darbe almıştı, artık 1 Mayıslar tamamen engelleniyordu. 12 Eylül yönetimi 1981'de 1 Mayısı genel tatil günü olmaktan çıkardı.

Diğer taraftan işçi sınıfı 1980'lerin sonunda ağır baskı koşullarına rağmen 12 Eylül'ün deli gömleğini yırtmaya hazırlanıyordu. 1989'da tüm baskılara rağmen gerçekleştirilen 1 Mayıs gösterilerinde Mehmet Akif Dalcı polis kurşunuyla katledildi.

1996'da Taksim Meydanı'nın yasaklı olduğu gerekçesiyle Kadıköy'de düzenlenen 1 Mayıs kutlamalarına yaklaşık 150 bin kişi katıldı. Eylemin ilk dakikalarında polisin silahsız göstericilere açtığı ateş sonucu 3 kişi hayatını kaybedince, Kadıköy'de büyük bir kitlesel isyan gerçekleşti. Bu sırada gözaltına alının devrimci Marksist işçi yoldaşımız Akın Rençber 10 gün boyunca yoğun işkencelere maruz bırakılarak katledildi. Bu olaydan sonra Kadıköy 2005 yılına kadar 1 Mayıs kutlamalarına yasaklı kaldı.

Sonraki yıllarda emek hareketi 1 Mayıs alanı olan Taksim'i yeniden ele geçirmek için harekete geçti. Her türlü rezillik için açık olan Taksim'i işçilere ve 1 Mayıs'a açmamak adına egemen sınıf dünya tarihine geçen uygulamalara imza atarak saldırganlıktaki şöhretini tüm aleme yaydı. Ama işçiler ve gençler tüm baskılara rağmen 3 yıl boyunca Taksim kavgasını sürdürdüler. Neticede istenilenler söke söke alındı. 2009'da 1 Mayıs resmi tatil olarak yeniden kabul edildi. 2010'da ise 1 Mayıs alanı olan Taksim görkemli bir şekilde ele geçirildi.