Bu da Sanatçı Açılımı...
Son dönemde AKP açılım üzerine açılım yaparken; Türkiye'de henüz on yıl önce bahsi bile açılamayan konulara el atmış bulunuyor. Kürt sorunu da bu konulardan en yakıcı olanıdır hiç şüphesiz. Uzun yıllar boyunca devletin sistemli bir baskı, inkâr ve imha politikasına maruz kalan Kürt halkı belki de ilk kez sorunlarını bu denli açık tartışabiliyor. Zorlu mücadele yıllarıyla tabu denilecek bir konuyu çözmek yolunda adımlar atmaya çalışan Kürt halkı için açılım, bir yandan hükümetin bu süreci belirsiz, çözüm önerisiz bir duruma çevirmesi ile diğer yandan da direkt olarak muhatap alınmamakla hayal kırıklığına dönüştü. Kimisi bu süreçten çokça umutlanmıştı kimisiyse en başından hiçbir beklenti içerisine girmemişti. Oysa umutlanmak boşunadır çünkü Kürt sorunundan çıkarı olan kapitalist sistem bu sorunu çözebilecek kabiliyette değildir.
Peki, dünden bu güne ne değişti de Kürt sorunu için açılımı gündeminde alan bir hükümet ortaya çıktı. Şunu hiç düşünmeden söyleyebiliriz ki sebep, sermayenin artık bu savaş için harcayacağı parayı ve güvensizlik ortamını istemiyor oluşudur. Kürt bölgelerindeki sanayileşmemiş alanların fazlalığı eminiz birçok patronun yatırım yapmak isteyeceği alan olarak hayallerini süslüyordur. Sermaye için bu zamana kadar elinden gelen her türlü hamleyi hiç çekinmeden atan burjuva hükümetler ve bunun son devamcısı AKP hükümeti de ne yapıp edip toplumsal birtakım dönüşümleri yapıp bu konuyu gündeme getirmenin “ılımlı” ortamını yarattı. Toplumu bir anda Kürt sorunu için böylesine istekli kılan şey de elbette devletin kullandığı propaganda araçları.
Hatırlarsınız Kürt açılımı sözleri ortaya çıkar çıkmaz televizyonlarda Kürt aşiretleri, askerler, gerilla, Kürtlerin bunca yıldır yasaklar ve baskılar altındaki yaşamları işlenmeye başlandı. Diziler, sinema filmleri, Kürtçe televizyon kanalı derken herkes için sorunun gerçekten bu yolla çözülebileceği izlenimi oluşturuldu. Hatırlarsınız açılımı toplumsal olarak desteklemek ve bu süreçte TSK'nın itibarını sarsmamak ve aslında askerlerin de bu konuda ne kadar merhametli olduğunu göstermek için TSK destekli bir dizi gizli projenin planı ortaya çıkmıştı.
Demokratik açılım sürecini eline yüzüne bulaştıran hükümet ise çareyi sanattan destek kuvvet alma yolunda buldu. Son zamanlarda başbakanın açılım üzerine çeşitli çevrelerden ‘sanatçılarla' yaptığı kahvaltılar ve devamlı olarak sanat ve barış vurgusu üzerinden gelişti. Davetli sanatçılar arasında daha önce Kürtçe şarkı söylediği için sansüre uğrayan, ceza alan da vardı, Kurtlar Vadisi dizinin ‘kurtları' da. 77 sanatçıdan kimisi katıldı, kimisi protesto etti; kimisi de ne katıldı ne yorum yaptı. Katılanlar arasında Sırrı Süreyya Önder, Şener Şen, Metin Akpınar gibi isimler kimilerini çok şaşırtıp öfkelendirse de Necati Şaşmaz, Hülya Avşar, Mehmet Ali Erbil gibi isimler davetliler listesinin çok geniş tutulduğunu gösterdi. Sanatçıların ya da popüler kültür öznelerinin böylesine kritik konular üzerinde ciddi demeçler vermesi paparazzi kültürü gelişkin bir ülkede bizler için pek alışık bir durum değildi. Ancak sanatçı olarak adlandırılan bu kesimin resmi giysiler içerisinde başbakanla el sıkışmak için sırada beklemesi toplumsal çapta belli mesajları vermek için devlet adına çok iyi bir araç olsa da devrimciler açısından durum net bir tablo çizmektedir. Popüler kültür üzerinden milyonları uyutan, istediği konuda istediği şeyi düşündürten bir de bundan milyon dolarlık pazarlar elde eden sistem, aynı figürleri her zaman olduğu gibi toplumu kendi izlediği yolda ikna etmek için kullanmaktadır. Bu kahvaltıdan önce de müzik piyasasıyla biraraya gelen Tayyip yine benzer özellikteki bir davetli toplamına benzer şekilde hitap etmiş ‘sanatçı duyarlılığının elini taşın altına koymasını' istemişti. (Aynı gün AKP Sütlüce il başkanlığında 85 radyocuyla da bir toplantı yapılmış olduğunu da belirtelim bu sefer konu' hükümetle iletişim' idi.)
Doğalında gerçek sanatın halkların arasında ne denli kopmaz bağlar oluşturduğunu ve topluma öncülük etmek konusunda büyük bir etki sağladığını biliyoruz ancak sanat burjuva siyasetçilerin kirli savaşlarına alet edildiği zaman tehlikeli bir silah olabiliyor. Hatırlayalım; Kenan Evren de darbeden sonra sanat çevresini Çankaya'ya toplamıştı ve doğrudan sanatçılarla görüşen, onların fikrini alma duyarlılığını gösteren bir ‘darbeci' tablo çizmişti.
Türkiye' de örgütlü bir emek hareketinin olmaması ve işçi sınıfının mücadelesinden beslenen ve doğrudan yine sınıfa hitap eden bir sanat örgütlülüğünün olmayışı bu duruma mahal vermiş; devrimci örgütlülüğün olmadığı durumda boşluğu dolduran burjuvazi, sermayesi haline getirdiği sanatı da sanatçıyı da kahvaltılarda, sahte açılımlarda, demokrasi yalanlarında milyonları etkilemek için maşa olarak kullanmıştır. Kahvaltıda “ Bizler, sizin ortaya koyduğunuz sorunları görerek, sizin eserlerinizden yola çıkarak, sizden güç ve ilham alarak, bu yola çıktık. Dolayısıyla sizin sözleriniz, tavsiyeleriniz, eleştirileriniz bizim için hayati derecede önem arz ediyor.” sözlerini sarf eden Tayyip Erdoğan benzer bir sürü övgü sözleri dizdikten sonra sanatçılara açılım hakkındaki fikirlerini sormuş ve onlardan toplumsal barış adına yardım istemiştir. Öylesine ikiyüzlü bir politikanın özeti ki bu cümle, bir yandan havan toplarıyla küçük bedenler parçalanıyor; öte yandan sanattan pisliklerini örtmesini, her şeyin iyi gittiği izlenimini vermesini istiyor. Hatta bu yolda Tayyip, Nazım Hikmet'i sahipleniyor, Ahmet Kaya ve Yılmaz Güney üzerine pervasızca “onlardan öğrenecek çok şeyimiz var” diyebilecek kadar işi ileri götürüyor. Ne kadar geniş bir kesimi kandırırsam o kadar iyidir planları Tayyip'i devrimcilerin adını dahi anmaya zorluyor. Devrimciler cephesinden ise, bir yandan lüks salonlarda sanatçılara kahvaltı verenlerin diğer yandan taş atan çocukları dört duvar arasına mahkûm etmesi ikiyüzlülüğü karşısında düzenin teşhirini yapacak devrimci sanatın eksikliği kendisini iyiden iyiye hissettiriyor.