Patronların Çıkarı Esneklikten Yana

(16.05.10)

Milyarlarca emekçinin sömürüsü  ile kendini var edebilen bu köhne düzen; krizleriyle birlikte işçi sınıfı için hayatı daha da çekilmez kılıyor. Patronlar saldırılarına hız verirken; güvencesiz ve esnek çalışma, ekonomik ve sosyal  hak gaspları kural haline gelmektedir. İşçiler artık çalıştıkları işyerlerinde kadroya alınmamakta, sözleşmeli olarak çalıştırılıp pek çok hakkı kullanmaktan mahrum bırakılmakta, saldırıya daha da açık hale gelmektedir. 4-b, 4-c, 50-d gibi maddeler, bu sömürüyü kılıfına uydurmaktadır. Taşeron firmalarla çalışmanın giderek artması, sendikal hakların kullanımında düşüşü de ifade etmektedir. Egemenler saldırılarını pervasızlaştırırken, bunun karşısında direnecek bir işçi sınıfı fikrinden korkmakta ve bu yönde gereken tedbirleri almaktadır. Kapitalizmin içkin bir problemi olan işsizlik de böyle kriz dönemlerinde daha önce görülmemiş oranlara ulaşmaktadır.

   İşsizlik bir yandan işsiz kesimin açlığa mahkûm edilmesi anlamına gelirken; bir yandan da yaratılan işsizler ordusuyla çalışan işçilere baskı yapılmaktadır. Kapının dışında bekleyip o işte çalışmaya razı milyonlarca işsizi patronlar; içerideki işçinin her türlü hak gaspına, güvencesiz çalışmaya, düşük ücretlere razı olması için bir tehdit unsuru olarak kullanırlar.

   Neoliberal saldırılar; bir yandan bir işsizler ordusu yaratırken, bir yandan da çalıştırdığı  işçileri güvencesiz ve esnek çalışma modellerine tabi kılıyor. Kayıt dışı istihdam da bunun için biçilmiş kaftan. İşçiyi bir maliyet unsuru olarak gören sermayedarlar, bu maliyeti düşürmek için kayıt dışı istihdama başvuruyor. Kayıt dışı istihdam, işçilerin ücretlerini ilgili kurumlara( sosyal güvenlik kurumları vb.) bildirmeme ya da çalıştığı gün sayısını-ücretini eksik olarak bildirme anlamına gelir. Kayıt dışı istihdamın önemli bir boyutunu da çalışan çocuklar ve yabancı kaçak işçiler oluşturur.

    Egemen sınıf bir yandan TİSK, bir yandan da sözcülüğünü yapan AKP hükümeti aracılığıyla her gün bir yenisini açıkladıkları istihdam paketleriyle; işsizliğe, kayıt dışı istihdama son vereceğini söylüyor ya da bunun çözüm yollarını gösteriyor. Gösterilen çözümlerse işçilerin kazanılmış haklarına yeni saldırılardan başka bir noktaya işaret etmiyor. İşsizliği ortadan kaldırmaktaki kasıt, esnek çalışma vb. modellerle ucuz iş gücünü verili durum haline getirmektir.  Amaç iş güvencesini ortadan kaldırıp, devlet kurumlarınca da korunan daha da sistemleşmiş bir sömürünün yollarını açmak.

   Maliye Bakanı Mehmet Şimşek'in son açıklamaları da bu anlamda şaşırtıcı  değil. Geçtiğimiz ay Şimşek, istihdam artışının önündeki engellerin ve kayıt dışılığın sebeplerini ve bu durumun sonlanışı için gerekenleri(!) şöyle açıkladı: “Maalesef sorun, Türkiye'nin çok katı işgücü piyasası kurallarıyla ilgilidir. Türkiye'de hem işsizlik sigortası fonu hem de kıdem tazminatı var. Türkiye'deki istihdam artışının önündeki en büyük engellerden birisi, Türkiye'deki kıdem tazminatının bu kadar yüksek  ve ağır olmasından kaynaklanıyor. İkinci katılık ise part-time çalışmanın önünde çok büyük engeller var. Türkiye eğer önümüzdeki dönemde daha da gelişecekse, esnek istihdam olmadan bunu yapamaz.”

        İşçi sınıfı için kazanılmış hakların en önemlilerinden biri olan kıdem tazminatına böyle pervasızca saldırması genel bir eğilimin sonucudur. Kıdem tazminatı işsizlik fonu ile birlikte gereksizleşmiş gibi gösteriliyor. Geçtiğimiz yıl hazırlanan bir tasarıyla kıdem tazminatı işçinin emekli olduğunda alabileceği  şekilde bir fona devredilmeye çalışılmıştı. Kıdem tazminatının gereksizliğini meşrulaştırmak için başvurdukları kaynak ise İşsizlik Fonu!  İşsizlik fonunun devlet ve kapitalistler için bir kumbara görevi gördüğü ise bilinen bir gerçek. Sermayenin içine düştüğü krizi atlatması için İşsizlik Fonundan yararlandığını geçtiğimiz yıl sık sık duyduk. İşsiz emekçi sayısı artık milyonlara ulaşmışken bu fondan yararlanabilen işsiz sayısı ise sadece 300 bin civarında.

      Şimşek'in açıklamasının ikinci yönünü ise esnek istihdamın eksikliği (!) ve part-time çalışmanın önündeki engellerden şikâyeti oluşturuyor. Bunu özellikle gençlerin ve kadınların çalışması önündeki engeller olarak tanımlıyor. Peki, bunun anlamı ne? Patronların, kadın ve çocuk işçi istihdamı ile ucuz işgücü sömürüsünü arttırması ve böylece ücretlerin düşürülmesi yolunda da bir basınç oluşturması. İşçiye ihtiyaç duyduğu saatlerde işe gelmesi için buyurması ve geri kalan süre boyunca işçinin yapması gereken masrafları(öğle yemeği, ulaşım vs.) karşılamaktan sorumlu tutulmaması. Böylece sömürünün sınırlarını zorlamanın önündeki engellerin kalkması!

       Görüldüğü üzere burjuvazi içine düştüğü krizi fırsata çevirip dizginsizce emekçilerin kanını emmek istiyor. Uzayan mesailer, düşen ücretler, taşeron firmalar, esnek çalıştırma yöntemleri vb. bunun sağlayıcıları konumunda ola yöntemler. Bu haksızlıklara karşı direnebilme kararlılığını gösterebilecek yegâne sınıfsa işçi sınıfıdır. Sermayenin vahşi saldırılarını bertaraf etmek için işçinin tek gücü birlik olmaktan geçmektedir. Örgütlü bir işçi sınıfının karşısında durmaya hiçbir patronun gücü yetmeyecektir.