Tayland'da İsyan!
(12.05.10)
Dünyanın doğusunda karışıklıklar bitmiyor. Yolsuzluklardan, sefaletten isyan eden halklar ardı sıra isyan bayrağını yükseltiyorlar. Temennimiz bu isyanların dalga dalga yayılması ve tüm dünyayı kaplayan bir ateş çemberi içine almasıdır.
İsyan dalgasının bir diğer adresi Tayland idi. Nisan ayı hem Kırgızistan'da hem de Tayland'da hükümeti sarsan gösterilere sahne oldu. Tayland'daki olaylar Kırgızistan'daki olayların, hükümet devrilmemiş versiyonuydu. Hükümet henüz devrilmedi ancak kitlelerin gözünde hiçbir meşruiyeti de kalmadı.
Tayland özellikle son 4 yıldır ciddi iç karışıklıklara sahip olan bir ülke. Egemen sınıfların arasındaki şiddetli çatışma, ekonomik krizle beraber sefaletin derin sularına gömülen yoksul kitleleri hükümet karşıtı gösterilerle sokağa döktü. Peki Tayland'da neler oldu? İsyancılar neye isyan ediyorlar ve kimi destekliyorlar? Tayland'ın durumunu anlayabilmek için önce 4 yıllık çatışmanın kısa bir seyrini görmemiz gerekiyor.
Bugünkü muhalefetin lideri olan Thaksin Shinawatra Asya krizinin emekçi kitlelerde yarattığı derin yoksulluğu ve öfkeyi popülist bir söylemle kendi lehine kullandı ve 2001 yılında görev başına geldi. Burada Thaksin için bir parantez açmakta fayda var. Thaksin 80'lerde telekomünikasyonda yaptığı vurgunlarla köşeyi döndü ve şu anda Tayland'ın hatırı sayılır zenginlerinden biri. Thaksin iktidarda olduğu dönemde yaptığı özelleştirmelerle ve sermaye yanlısı politikalarla 2001'de elde ettiği halk desteğini yitirdi ve adının yolsuzluklarla anılması iktidardan düşüşünü daha da hızlandırdı. 2006'da yolsuzluk tartışmaları ülkedeki siyasi gerilimi had safhaya çıkarmışken, Thaksin'in çok cılız da olsa kitle desteğini elinde tutmak için yaptığı reformların çıkarlarına aykırı olduğunu düşünen egemen sınıfın bir bölümünün girişimiyle düzenlenen askeri darbeyle Thaksin iktidardan indirildi ve 1 yıllık politik kaos ortamı doğdu.
Bugünkü olayların fitili ise “kırmızı gömlekliler” denen muhaliflerin, başbakan Abhisit Vejjajiva'ya karşı yükselttiği protestolarla ateşlendi. Thaksin'in liderliğindeki bu muhalefet “Diktatörlüğe Karşı Demokratik Birleşik Cephe” adıyla Abhisit'i istifaya ve erken seçime çağırıyor. Başbakan Abhisit'in protestolara yanıtı ise oldukça sert oldu. İktidarın elinden kaydığını gören Abhisit orduyu ve polisi seferber etti. 21 insanın öldüğü 1000'e yakın kişinin yaralandığı çatışmalarda güvenlik güçlerinin gösterdiği şiddet Abhisit'in kitlelerin ayaklanışından ne kadar korktuğunu gösterdi. İsyancıların kararlı duruşu karşısında polis geri adım atmak zorunda kaldı ve barikat barikat çatışılarak kazanılan mevzilerin ardından muhalefet Abhisit'le hiçbir görüşme yapılmayacağını ve derhal gerçekleştirilecek bir seçimden başka çözüm yolu olmadığını belirtti.
Bu noktada Tayland'daki olaylarla ilgili kısa bir anektod vermek yerinde olacaktır. Her ne kadar hareket Thaksin'in önderliğindeki burjuva muhalefet tarafından yönlendiriliyor olsa da hükümetin emek düşmanı politikaları canına tak eden köylüler, kent yoksulları, işçiler de zamanla hareketin önemli bir bileşeni durumuna geldiler. Böylece bu hareketin Thaksin'in altında birleşen homojen bir grup olmadığını; devrimci bir alternatifin olmadığı koşullarda kitlelerin tek umut ışığı olarak gördükleri bir muhalefet dalgasıyla öfkelerini akıttıklarını söyleyebiliriz. Öyle ki Thaksin dahi şu an liderlik edebildiği hareketin kendi kontrolü dışına çıkmasından korkuyor. Çünkü günbegün kitleler eylem içerisinde öğrenmeye devam ediyorlar. Önceleri sadece Abhisit karşıtı söylemleri içeren hareket, bugün yoksulluğa ve krizin getirilerine karşı bir isyan bayrağını da taşır hale geldi. Hareket daha da geliştiği taktirde bugün gösterilere katılanlar, isyancılara destek verenler yarın muhalefetin icraatlarının kendi radikallikleriyle örtüşmediğini görünce başkaldırının hedef tahtasını daha da genişletecekler. Devrimler de böyle olur zaten. Thaksin'in ise yoksullukla ilgili bir derdi yok. O iktidarı nasıl alırımın derdinde. Tek düşündüğü bu. Yapacağı birkaç reform kırıntısıyla da emek cephesine karşı canını kurtarmaya çalışacak. Dükkanların camlarının çerçevelerinin indiği, arabalardan barikat yapıldığı, askerlerden ele geçirilen ekipmanla sokak sokak silahlı çatışmaların sahne aldığı, helikopterlerden atılan bombalarla başkentin savaş alanına döndüğü, meclisin kitlelerce kuşatıldığı bir atmosfer Abhisit kadar Thaksin'i de korkutuyor. Üstelik ölümlere ve ordunun açtığı ateşe rağmen isyancılar geri adım atmadılar.
Olayların seyrinden dehşete kapılan Tayland burjuvazisi ise büyük oranda Abhisit'ten desteğini çekmiş gibi görünüyor. Ne de olsa Abhisit'ten şimdi vazgeçerlerse bir başka burjuva lider Thaksin iktidara yerleşebilir. Ancak Abhisit'in katliamcı politikaları sürdürülürse çok daha ciddi bir krizin de içine girebilirler. Hareketin Abhisit'in sınırlarını aşma imkanından az önce bahsetmiştik. Böylece genelkurmay başkanı hareketin sonlanması için erken seçim yapılması gereğinden bahsedebiliyor.
Tayland'daki olaylar henüz bitmiş değil. Abhisit, muhalefete karşı devlet terörü tehditine hala devam ediyor. Tayland önümüzdeki günlerde çok şeye gebe. Ancak hareketin bu noktasında da çıkartılması gereken bir dizi ders bulunuyor. Öncelikle bugün muhalif hareketi kendi iktidar amacı için manipüle eden Thaksin'in geçmişte ne olduğu hatırlamak gerekiyor. Thaksin bugün demokrasi çığırtkanlığı yapıyor yapmasına da kendi iktidarı döneminde en baskıcı uygulamaları hayata geçiren de ta kendisiydi. Bugün ise sokaklardaki hareketi kendi amaçları için kullanıyor. İktidarı aldığı andan itibaren de hareketi soğurup kendi emek düşmanı yasalarını dayatmak için çabalayacak. Burjuva düzenin en kaba prensiplerindendir, trajikomiktir: Biri gider biri gelir, isyanlar tekrar başlar ve giden geri gelir. İşte Kırgızistan, işte Tayland.
Kendi halkına ateş açan bir rejim kendi halkının gözünde kredisini tüketmiş demektir. Üstelik bu ülke Tayland gibi Asya'nın sınıf çelişkilerinin en yüksek olduğu ülkelerinden biriyse. Ancak devrimci bir partinin yokluğunda bu türden tüm hareketler saman alevi gibi parlayıp sönmekteler. Bugün Tayland'da işçileri kendi safında örgütleyen, köylülüğün desteğini almak için didinen bir öncü işçi örgütünün varlığı hareketin gidişatı açısından çok şey değiştirebilirdi. Alternatifin yaratılmamış olduğu durumlarda işçiler de burjuva muhalefetin arkasına yedeklendiler. Tayland burjuvazisi ise en temel demokratik reformları bile uygulayabilecek durumda değil. Sürekli devrim perspektifiyle bakıldığında bu reformların ancak bir işçi devleti tarafından sağlanabileceği görülecektir. Sosyalist devrimin ise olmazsa olmazı işçilerin örgütlülüğüdür, partidir. Tayland'da ise Stalinist partilerin yıllar evvel çökmesi, sendikaların tamamen düzenle içiçe geçmiş olması işçilerin karanlığın ortasında el yordamıyla ilerlemelerine neden oldu. Halbuki devrimci bir müdahale mekanizması Tayland gibi büyük bir proleter ordusuna sahip olan bir “Asya Kaplanı”nda düzeni kökünden sarsabilirdi.