Yüzbinlerce Emekçi 1 Mayıs'ta Taksim Meydanı'ndaydı!

Bu sene haftalardır süren çalışmalarla yoğun bir şekilde hazırlandığımız 1 Mayıs eylemi çok görkemli geçti. Türkiye işçi sınıfının mücadele tarihi açısından 1 Mayıs'ta Taksim alanında olmanın anlamı ne kadar büyükse, İşçinin Yolu olarak son 3 senedir Taksim'i kazanmak için yürüttüğümüz dirençli çabadan sonra kendi kortejimizle Taksim'de olmak da o kadar önemliydi. İkitelli İşçinin Yolu olarak haftalardır mahallemizi 1 Mayıs afişlerimizle donatmıştık. 1 Mayıs çalışması sırasında yaptığımız mahalle çalışmalarında emekçileri Taksim'e çağırıp, 1 Mayıs'ın tarihini ve önemini anlattık. Pazar çalışmaları sırasında emekçilerle uzun sohbetler yaptık. İkitelli çevresinde küçük ve orta ölçekli işyerlerinde çalışan işçilerin mahalleye giriş güzergâhında bulunan üst geçitlerde gazetelerimiz ve bildirilerimizle 1 Mayıs'a katılım çağrısı yaptık. Bir hafta öncesi düzenlediğimiz 1 Mayıs'a özel hafta sonu etkinliğimizde işçi belgeselleri ve 1 Mayıs'ın enternasyonal tarihiyle ilgili bir seminer düzenledik. İşçi ve emekçilerle kadın-erkek ortak düzenlediğimiz futbol maçıyla 1 Mayıs öncesi gollerimizi patronların kalelerine gönderdik. İkitelli büromuzda ‘Sömürüye Son!' pankartımızı ortak olarak hazırladık.

1 Mayıs sabahı erkenden büromuzda buluşarak, aracımızla eylem alanına geçtik. Eylem alanında sloganlarımız ve coşkumuzla ‘Sürekli Devrim Hareketi'ni temsil ettik. Bizim pankartımız ve kortejimizle katıldığımız İstanbul'daki ilk 1 Mayıs olması açısından çok önemliydi. Ve İkitelli'de işçi-emekçiler arasında 9 aydır yürüttüğümüz çalışmanın da bir sonucuydu. Genel olarak 1 Mayıs alanının değerlendirmesini yapmamız gerekirse, 32 yıl sonra Taksim'e kitleler halinde çıkmak birçok insan açısından çok anlamlıydı. Bu heyecanla kendi şehirlerinden bağımsız olarak kalkıp kilometrelerce yolu gelen yüzlerce insan vardı.

Onun dışında ise Türkiye solunun büyük çoğunluğu 1 Mayıs'a merkezi olarak Taksim'de katılım çağrısı yapmıştı. Solun bulundukları alanda ortaya herhangi düzeyde bir siyasi çalışma koymadan sadece 1 Mayıs'a kitle taşıması çok eskiden kalma bir gelenektir. Bunun yanında yerelleri boşta bırakarak, sadece İstanbul'a eylem koymak, sınıfın bulunduğu alanda güven duyması gereken böylesi bir dönemde kullanılmaması gereken bir yöntem. Önemli olan her yerelde sınıfın küçük de olsa kendi gücünü ortaya koyması ve o alanı sloganlarıyla özgürleştirmesidir. Sadece İstanbul'a yüklenilmesinin sonucu olarak işçi kenti olan birçok yerde 1 Mayıs kutlamaları çok sönük geçti.

Eylem alanına girişte tüm kortejlerin birbirini bekleyeceğinin sözünü veren konfederasyonlar, eylem alanını hızla doldur boşalt yaptılar. Sol grupların kortejleri alana girdiğinde birçok sendika korteji alanı çoktan boşaltmıştı. Taksim'in en büyük olayı, televizyonlara da yansıdığı gibi Türk-İş başkanı Mustafa Kumlu'nun konuşması sırasında başta Tekel işçileri olmak üzere emekçilerin Kumlu'yu yuhalayarak ve sloganlarıyla konuşturmamasıydı. Tekel işçilerinin uzunca bir süre kürsüyü işgal etmesi ve kürsü üstünde yaşanan gerginlik sonucu Kamu-Sen'e bağlı Sağlık-Sen başkanı kürsüden düştü. Büyük bir korkuya kapılan Kumlu, apar topar AKM binasına kaçırıldı ama sınıfın öfkesi bitmedi. 4 Şubat, 1-2 Nisan vb. gibi mücadele günlerinde ortaya çıkan Türk-iş ağalarının ihanetçi tutumu Tekel işçileri için çok açıktır. Nitekim Tekel işçileri direnişteki diğer sınıf kardeşleriyle beraber kürsüyü ele geçirdiklerinde kürsünün asıl sahibinin bürokratlar değil bizzat işçinin kendisi olduğunu yüzbinlere haykırdılar. 78 günlük direniş sürecinde radikalleşen ve sınıfın öncüleri haline gelen Tekel işçilerinin bu ihanetin hesabını sormak için 1 Mayıs'ı seçmeleri çok yerinde bir tavır olmuştur. Asıl mesele, sendika ağalarının çabalarını boşa çıkaracak bu tavrın işçiler içinde yaygınlık kazanmasıdır. 2010 yılına damgasını vuran Tekel işçileri, yine sınıfın öncüsü olarak yerini ispat etmiştir. Belediye ve İtfaiye işçileri de Türk-İş'in ihanetiyle tanışık olduğundan Tekel işçilerinin yanında Kumlu'ya gereken cevabı vermiştir. Tekel işçilerinin bu örnek protestosu karşısında sendika bürokratlarının ise adeta kanı çekildi. Özellikle KESK Genel Başkanı Sami Evren'in Mustafa Kumlu'ya geçmiş olsun dileklerini iletmesi ve protestoyu kınaması oldukça manidar. İşçiler AKP yanlısı sendika bürokratına karşı ihanetlerin hesabını sorarlarken Sami Evren ise Tekel işçilerinin değil Kumlu'nun tarafını tutabiliyor. Zaten Tekel direnişi sürecinde ne DİSK ne de KESK işçilerle dayanışmak için etkin bir eylem süreci örmüşlerdi. Böylece Tekel işçilerinin protestosu yine birçok maskeyi alaşağı etmiş oldu.

32 yıl sonra Taksim'e çıkan 200 bine yakın işçi-emekçi ve gençliğin sınıfın birlikteliğinden gelen gücünü hissetmesi açısından çok önemliydi bu yıl. Ülke genelinde gözlerin Taksim'e çevrildiği bu günde burjuva medyanın yaptığı ‘işte demokrasi' palavralarından farklı bir gerçeklik bulunmaktadır. 3 yıldır sınıfın öncü güçleri ve devrimciler Taksim'i kazanmak için polisle kıran kırana bir mücadele vermiştir. 2010'da Taksim'e giren yüzbinler bu yolları geçen senelerdeki direnişlerin döşediğini unutmamalıdır. Taksim Tayyip Erdoğan'ın iddia ettiğinin aksine AKP hükümetinin elinden “kopara kopara” alınmıştır ve tabii ki Tekel'le başlayan sınıfın kıpırtıları bu kazanımı da yaratmıştır. Emekçilerin yoğun katılımının ardından ise burjuva medya dahi 1 Mayıs görüntülerini es geçememiş ve asıl provokatörün kim olduğu bir kez daha net bir şekilde görülmüştür. Son olarak ise, 1 Mayıs'la sınırlandırılmayan bir işçi çalışmasının, gelecek senelere daha güçlü ve bilinçli bir kitlenin katılımını yaratacağını söyleyebiliriz. Bu çalışma sadece 1 Mayıs'ı değil, tüm sınıf direnişlerinin ateşleyicilerini örgütlemenin tek yolu olarak görülmelidir.