Ankara Savaş Alanına Döndü, Polis Tekel İşçilerine Tekrar Saldırdı!
3 Nisan 2010
Tekel işçileri 3 Mart günü Türk-İş önündeki çadırlarını söküp, Tek-Gıda İş sendikasının “eylemlerimizi illerde sürdüreceğiz” telkinleriyle, 1 Nisan'da tekrar Ankara'da buluşup bir gece sabahlamak üzere memleketlerine dönmüşlerdi. Tekel işçilerinin 78 gün boyunca süren mücadelesi hükümete ve sermayenin saldırılarına karşı açık bir savaşın yapıldığı bir süreci temsil etmekteydi. Ve savaş sırasında bir ordunun sahip olduğu mevzilerden geri çekilmesi, onu düşmanın eline bırakması, dahası bütün bunları tam da tüm rüzgarı arkasına alıp rakip hatlarda ciddi yarılmalara yol açabileceği bir anda yapması muazzam taktik hatalar olarak görülebileceği gibi, o savaşın kaybedilmesinin de yolunu açacaktır. Düşman, kendisine bırakılan mevzileri geri vermemek için savaşacak; rakibini püskürtmek için elinden geleni ardına koymayacaktır. Tekel işçilerinin 1 Nisan'da Ankara'da toplandıkları eylem, savaş sanatının tüm bu kurallarını bir kez daha gösterdi. Adres olarak kendilerine, daha önce olduğu gibi direniş çadırlarının yer aldığı Türk-İş binasının önünü seçen işçiler karşılarında çevre illerden de destek alan binlerce polisle karşılaştılar ve önce polis müdahalesiyle, sonra kurulan barikatlarla, anonslarla yapılan tehditlerle dağıtılmak istendiler.
Tek-Gıda İş sendikasının direniş sürecindeki tutumunu daha önceki yazılarımızda tartışmıştık. Sendika bürokratlarının ihanetinin doruk noktası direniş çadırlarının dağıtılması olmuştu. Direnişin en cafcaflı anlarında “tatil” gibi komik bir gerekçeyle işçileri evlerine gönderen Türkel ve şürekası bugün gelinen noktanın en büyük sorumlularındandır. Direnişin orta yerinde eyleme tatil verildiği dünyanın neresinde, hangi işçi mücadelesinde görülmüş? Tüm bunların yanında bir aylık süre boyunca sendika bürokratları sürecin gidişatıyla ilgili en ufak bir perspektif bile ortaya koymadılar. İşçilerin sendikadan bağımsız olarak kendi inisiyatifleriyle yaptıkları birkaç protesto eyleminden başka Tekel direnişi namına “eylemi illere yaymak için” gidilen illerde hangi eylemler yapılmış acaba, Türkel bunun hesabını verebilir mi?
Tekrar 1 Nisan'a dönersek... AKP hükümeti Tekel direnişi kendi varlığına karşı tehdit haline geldikçe onu hep daha fazla önemsedi. Sınıf savaşlarının karakteristik özelliğidir: burjuvazinin, hak alma mücadelelerine, işçi eylemlerine tüm kolluk kuvvetlerini seferber ederek cansiperane saldırması sınıf savaşımından duyduğu ölesiye korkudandır. 1 Nisan'da da işçileri Ankara'ya almamak için otobüslerin yollarını kapatan, kafelerde eylem anını bekleyen işçileri taciz eden polis terörü bu sınıfsal korkunun temel göstergesi oldu. İşçiler, devrimciler Sakarya caddesine çıkan bütün yollarda polis barikatlarıyla karşılaştılar, Mithatpaşa caddesinde işçilerin yürüyüş girişimine polis saldırdı, bir işçi hastaneye kaldırıldı. Daha düne kadar işçilerin kendi evi bellediği, adı direniş caddesi olarak hafızalara kazınan sokak polis tarafından kapatıldı. AKP'nin sütten ağzı yanmıştı bir kere; yoğurdu üfleyerek yemek istiyordu. Böylece daha önce Abdi İpekçi parkından sürülerek Türk-İş önüne gelmiş olan Tekel işçilerine bu sefer Türk-İş'in önünü bırakıp Abdi İpekçi'ye gitmeleri söylendi. Ne de olsa direniş mevzisinin sembolik bir önemi vardı.
Sakarya caddesinde toplanan gruba karşı yapılan anonslarda polis eylemcileri, saldırarak dağıtmakla tehdit etti. Kitlenin kararlı bir şekilde durması ve dağılmaması üzerine geri adım atan polis Tekel işçilerine desteğe gelen KESK üyelerine saldırdı. Akşam saatlerinde tekrar saldırmak üzere Sakarya caddesindeki grubu kuşatan polis defalarca yaptığı anonslarla kitleyi dağıtacağı tehdidinde bulundu. Bu tehditler sonrası eylem alanındaki bağımsız unsurların, destekçi işçilerin dağılmasına çok sayıda devrimci yapının da alandan çekilmesi eşlik etti. Polisin Sakarya'yı abluka altına alıp kimseyi içeri sokmaması ve eyleme saldırı hazırlığına karşı yoldaşlarımızın da içinde olduğu küçük bir kitle Ziya Gökalp caddesini trafiğe kapattı. Eylemin asıl merkezi olan Sakarya'da kitlenin azalmasıyla eylemin hâkimiyetini tamamen ellerine geçiren TKP ve Halkevleri ise meydandaki diğer grupları tümden yok sayarak eylemi kendilerinin ilan ettiler. Sürekli Devrim Hareketi olarak hem Sakarya'da kalıp eylem alanını terk etmeyerek hem de kendi bağımsız duruşumuzu ortaya koyarak örnek bir tutum sergiledik. TKP ve Halkevleri polisle vardıkları anlaşma çerçevesinde alanı boşaltma kararı aldıktan sonra Ziya Gökalp'teki eyleme katıldık. Sakarya'daki eylemin bitirilmesi ve sayımızın yetersizliği nedeniyle bir süre sonra Ziya Gökalp'teki işgal bitirilip Yüksel caddesine geçildi. Yüksel caddesinde polisin saldırgan tutumunun teşhir edildiği ve devrimci dayanışmanın, işçilerin birliğinin öneminin vurgulandığı açıklama sonrası eylem sona erdi.

Tüm bunlar gerçekleşirken, işçiler saatler boyu polis tarafından saldırılmakla tehdit edilirken sendikacılar ne yaptılar peki? Hiç! Koca bir hiç! Eylemin gidişatı hakkında bir açıklama bekleyen, saldırı tehditlerine karşı nasıl bir taktik geliştirilmesi gerektiği konusunda önderlik arayan işçiler karşılarında hiç kimseyi bulamadılar. Dünün esip gürleyenleri kuş olup uçtu sanki. Sendika eylemi örgütlememek, çok az sayıda işçi getirmemek için özel olarak uğraşarak zaten başından eyleme ket vurmuştu Tek-Gıda İş bürokratları daha 31 Mart gününde Ankara Valiliği'nin müdahale tehditlerini işçileri Ankara'ya gelmemeye ikna etmek için kullandılar, eylemin kırılmasıyla da ortadan toz oldular. Hiç şaşırmadık doğrusu!
2 Nisan sabahı Türk-İş önünde sendikanın basın açıklamasına gelmek isteyen işçiler karşılarında bir kez daha polisi buldular. Kızılay'ın bütün köşebaşlarını tutan polis işçilerin Türk-İş önünde basın açıklaması yapmasına izin vermedi. Mustafa Türkel'in “eylemi bitirdik, gidiyoruz” demesinin ardından işçiler Türkel'e tepki gösterdiler. Türkel, işçileri yüz üstü bırakarak eylemin bittiğini, işçilerin memleketlerine döneceğini açıklamasının ardından oluşan tepki karşısında çareyi bir iş hanına sığınmakta buldu. Polis raporları birçok şeyi açıklamakta esasen: “Kendisi ile yapılan görüşmede, mevcut topluluğa hâkim olduğunu, herhangi bir sorun olmayacağını, kendisine gösterilecek, TÜRK-İŞ'e yakın bir yerde basın açıklaması yaparak, topluluğu dağıtacağını ifade etmesi üzerine, Mustafa Türkel'in öncülüğündeki topluluk, Bayındır Sokak üzerine, TÜRK-İŞ binasına güvenli bir mesafede kurulan Çevik Kuvvet barikatının önüne alınmıştır.” Bu da sendika bürokratlarının ayırt edici özelliklerindendir: meydan boşken esip gürleyenler, sermayedarlar dişlerini gösterdiği vakit kuyruklarını pısıp gerisin geri gitmek için işçileri yalvar yakar ikna etmeye uğraşırlar. Bir gün birisi ağaca çıkar, başka gün bir başkası, polis korumasıyla işçilerden kurtulur, bir hana sığınır.
Tekel işçilerinin Türkel'in dağılma çağrısına cevap vermemesi ve Sakarya Caddesi'nde oturma eylemine başlamalarının ardından polis işçilere bundan yaklaşık 4 ay önce olduğu gibi hunharca saldırdı. İşçinin Yolu yoldaşlarının da dahil olduğu kitleyi dağıtmaya çalışan kolluk kuvvetleri işçileri Kolej Meydanı'na kadar sürükledi. İşçilere sürekli aralarında provokatör olduğu yolunda anons yapan polis, bu numarası tutmayınca eyleme destek veren Sakarya esnafının da camını çerçevesini indirdi. Yapılan sert müdahale sonrası bir işçi yaralandı, 14 kişi gözaltına alındı.
1-2 Nisan eyleminin temel sonuçlarına gelirsek... Birincisi Abdi İpekçi Parkı'nda işçilere saldırdıktan sonra işçilerden özür dileyen polis neden var olduğunu, ne amaçla devlet tarafından beslendiğini bir kez daha gösterdi. AKP hükümetinin emek düşmanı politikaları bir kez daha tescillendi. Polisin saldırıları 1 Mayıs Taksim olaylarını aratmadı. Helikopterlerle, panzerlerle, binlerce çevik kuvvetle ablukaya alınan meydana kimse sokulmadı. Polis sıradan vatandaşları dahi tartakladı. Demokrasi havarisi AKP iki gün boyunca işçilere kan kusturdu, kenti savaş alanına çevirdi. İkincisi sendika bürokratlarının ihanetçi yüzü bir kez daha gözüktü. Tek-Gıda İş bürokratları polis müdahalesi tehdidi karşısında işçileri tamamen yalnız bıraktılar ve direnişi bir kez daha sattılar. Diğer sendikaların da eylemden çekilmesiyle Sakarya'nın teslim süreci başlamış oldu. Hâlbuki meydanda tutulabilecek kitle ile işçiler ve devrimcilerin direnişiyle 1 Nisan eylemi muzaffer bir eylem olarak Tekel direnişinin önünü açabilir ve sınıf mücadelelerin birçok örnekte olduğu gibi yükseldiği bir dönemde önemli bir dönüm noktası olabilirdi.
Peki bundan sonra ne yapmak gerekiyor? Hükümetin işçileri Ankara'da barındırmama gayreti karşısında örülecek inatçı bir mücadele, Tekel direnişine sempati duyan toplumsal desteği kendisine çektiği ölçüde başarı şansına sahiptir. Ancak, sendikacıların direnişi illerde devam ettirelim safsatalarına karşı en yoğun şekilde propaganda yapmak ve işçileri aktif direniş alanlarında mücadeleye çağırmak devrimcilerin boynunun borcudur. Tek-Gıda İş sendikası ve Türkel bu noktaya kadar işçileri yatıştırmakta başarılı olmuşlardı. Ancak artık Türkel'in işçilerin gözünde kredisi kalmadı. Bu önemli bir fırsattır. Türkel yaptığı açıklamada 3 Haziran'a kadar hiçbir şey yapmayacaklarını ilan etti. İşçilerin Türkel'e müdahalesi mantıksal sonuçlarına vardırıldığı takdirde direnişin rotası yeni baştan çizilebilir. Tekel işçileri gittikleri her yere Ankara'da edindikleri direniş kültürünü de götürdüler, konferanstan konferansa koştular ve diğer işçilerin mücadelesine destek verdiler. Dolayısıyla Tekel işçisinin eyleme susamışlığı örgütlü hareket edebilme yeteneği elde edildiği ölçüde zaferin yolunu açacaktır.