1 MAYIS'TAN ÇIKARILMASI GEREKEN DERSLER

2008 1 Mayısı'na kapitalistlerin işçi sınıfına ve emekçi halka karşı artan saldırıları eşliğinde girilmişti. Genel Sağlık Sigortası (GSS) örneğinde olduğu gibi saldırıların karakteri gelecek kuşakları da etkileyecek şekilde uzun ölçekli ve geniş kapsamlıydı. GSS'yi önümüzdeki süreçte yeni iş yasaları adı altında işçi sınıfının kıdem tazminatı gibi çok önemli haklarına karşı köklü bir saldırı dalgasının izleyeceğini patronların hükümeti AKP sene başında açıklamıştı.

Öte yandan emekçiler 2007-08 sürecini mücadele açısından daha canlı geçiriyorlar. GSS örneğinde olduğu gibi sendika bürokratlarının tüm ihanetlerine karşın ortaya konan mücadele azmi patronları ve işbirliği yaptıkları sendika bürokratlarını ürkütmektedir. Bu nedenle kapitalistler ve hükümetleri AKP, emekçi sınıfların mücadele azmini test etmekte ve giriştikleri psikolojik savaşla saldırılarını ilerletmeye çalışmaktalar. Dolayısıyla, bu 1 Mayıs, AKP eliyle yürüyen sermayenin saldırılarına karşı bir direnç hattının örülmesi çabasının merkezinde yer alabilirdi, bu anlamıyla özel bir anlamı vardı bu 1 Mayıs'ın.

Taksim Ne Anlama Geliyor?

Her 1 Mayıs'ta olduğu gibi bu 1 Mayıs'a da toplumsal yaşamın can damarı İstanbul damgasını vurdu. Sürece esas şeklini verense Taksim mücadelesi oldu. Peki, bu süreç nasıl şekillendi? 1 Mayıs'a herhangi bir toplumsal talep etrafında örülen bir çalışma ile gidilmedi. İşyerlerinde, meydanlarda, mahallelerde yapılan kampanyalarla 1 Mayıs örülmedi. Bakmayın siz sendikal bürokrasinin 500 bin kişiyi Taksime getireceklerini iddia etmesine, sözde şehir dışından 3 bin otobüs getireceklerdi. Mücadele örülmemiş, bol çene yapılmış, TV ekranlarında bolca atılıp tutulmuş, görevler savsaklanmıştır. Taksim Meydanı için mücadele emek mücadelesinin bir parçasıdır, ama ancak Taksim Meydanını kazanabilecek bir mücadele perspektifi ortada varsa bu böyledir. Kaldı ki mücadeleci hat için bu ikisi bir bütündür. Layıkıyla yürütülen büyük bir mücadeleci 1 Mayıs süreci, kapitalizmin krizi ve büyüyen sınıf uçurumunun şekillendirdiği bir ortamda, doğal olarak, toplumsal tansiyonu ve gerilimi yükseltecek ve bu durumda ortaya çıkacak tablo hiçbir durumda Kadıköy Meydanında barışçıl bir miting bekleyenlerin istediği yönde olmayacaktır. Bu anlamda Taksim direnişine katılmayan, bir de utanmadan bunu küçümsemeye çalışan pasifistler, her türlü atıp tutmalarına karşın sendikal bürokrasinin bile gerisine düşmüşlerdir.

1 Mayıs Nasıl Örülmeliydi?

Kapitalizmin uluslararası krizinin etkilerinin dalga dalga tüm dünyaya yayıldığı bir ortamda Türkiye'de de emekçi sınıflar hızlı bir yoksullaşma ile yüz yüzeler. Gıda fiyatlarındaki hızlı tırmanış, yoksulluk içinde yaşamını yürüten milyonlarca emekçiyi açlığın kıyısına itmektedir. Sınıflar arası uçurumun giderek büyüdüğü bu şartlar altında 1 Mayıs emekçi sınıfların kapitalistlere karşı açık savaş çağrısı olarak kavranmalı, 1 Mayıs çalışmalarına sınıf savaşımının merkezinde olduğu kampanyalarla yüklenilmeliydi.

1 Mayıs ülke sathında emekçi semtleri, metropol merkezleri ve okullarda yürütülecek geniş kapsamlı bir kampanyanın bir ürünü olarak kavranmalıydı. Böyle bir kampanyanın konusunu bulmak hiç de zor değil. Başta GSS olmak üzere hayat pahalılığı, asgari ücretler vb oldukça fazla sayıda madde böyle bir mücadele için emekçi kesimlerde yankı yaratmaya yetecektir. Bu konular temelinde yüklenildiği ve 1 Mayıs kendinden menkul bir bayram değil de bu mücadelenin bir uzantısı ve dışavurumu olarak görüldüğünde kapitalistler köşeye sıkışmış olacaklar. Kısacası, 1 Mayıs, işçi sınıfının kapitalistlerin yoğunlaşan saldırıları ve derinleşen krizleri karşısında ortaya koyacağı mücadele hattının bir merhalesi, mücadelenin ara zirvelerinden biri olarak kavranmalıydı. Böyle bir kavrayış hızla yoksullaşan emekçi kitleler nezdinde geniş yankı uyandıracak, yaygın destek sağlayarak ülkenin içinde bulunduğu laik-anti laik kutuplaşması ve azdırılan şoven dalganın dağıtılması anlamında önemli vazifeler görecekti. İşçi sınıfının son bir yılda ortaya koyduğu grev ve eylemler mücadele motivasyonunda önemli artışlar olduğunu göstermişti. Yani böyle bir perspektif emekçilerin yükselen mücadele azmini üst seviyelere taşıyacak ve belki de politik bir sınıf hareketinin bu mücadeleden yeşermesini sağlayacaktı.

Emekçilerin somut talepleri çerçevesinde yürütülecek 1 Mayıs mücadelesinin etkisi solun ve emek hareketinin mevcut sınırlarını aşacak AKP hükümetini köşeye sıkıştıracaktır. 1 Mayıs bu şekilde sağladığı toplumsal destekle devlet terörünün şiddetinin kaçınılmaz şekilde gevşeteceği gibi bunu yenilgiye de uğratabilecektir.

1 Mayıs Kutlama Günü Değildir!

Öte yandan 1 Mayıs sendikalar tarafından bir mücadele süreci olarak görülmemiştir. 1 Mayıs işçi bayramı olarak görülmüş, kutlama pratiği esas alınmış, kamuoyuna da bu yönde propaganda edilmiştir. Kazanılmış bir şeyin olmadığı bir durumda neyin bayramı ya da kutlaması olabilir. Samimi insanlar için 1 Mayıs esas anlamı mücadeledir. Mücadele ise salt bir mekansal soyutlamaya endekslenemez. İşçi sınıfının tabandaki mücadele yönlü basıncının bir etkisi olarak Taksim hedefi ortaya atılmış, Türk-İş'in de dahil olduğu sendikalar Taksim meydanına çıkacaklarını söylemişlerdir. Türk-İş'in tavır olarak bölündüğünden bahsedilse de alanda Türk-İş'ten eser yoktu, zaten Türk-İş daha başta yan çizdi. DİSK ve KESK çok cılız oldukları alanda yarı yolda Taksim hedefinden çekildiler.

Taksimin bir mekansal soyutlama olarak kendi içinde bir amaç haline getirilmesi yanlıştır. Nitekim GSS mücadelesini satan, işçi sınıfının mücadele çizgisinin belirli sınırların ötesine geçmesini engelleyen sendikal bürokrasi Taksim hedefiyle tabanda biriken gazı almaya çalıştı. Şimdilik bunda da büyük ölçüde başarılı olmuş görünüyor.

Kaldı ki 1Mayıs bir süreç olarak örülse idi Taksim rahatlıkla kazanılabilirdi. Taksim hedefi doğru bir hedeftir, ama 1 Mayıs'ı şu ya bu meydanda kutlamak asıl amaç olamaz, zaten Taksim meydanı ancak 1 Mayıs bir süreç olarak örülüp emekçilerin bir rüzgar yaratması ile kazanılabilir.

DİSK bürokrasisi GSS'ye karşı mücadelede veya asgari ücrete karşı mücadelede sessizken TV'lerde çokça boy göstereceği ama ilk fırsatta kaçacağı bir Taksim sürecinde aslan kesildi. Dolayısıyla 1 Mayıs değerlendirmesi Taksime girdik - giremedik darlığından kurtulmalıdır.

Taksim direnişi ile devlet terörü teşhir edilmiş, AKP'nin gerçek yüzü tüm çıplaklığıyla ortaya konmuş, mücadele ruhu sergilenmiş ve hatta 1 Mayıs'ın tatil olması talebi emekçi kitleler nezdinde somutlanmıştır. Diğer taraftan tablonun daha genel kavranması zorunludur. Sendikal bürokrasinin sol kanadı olan DİSK ve KESK liderliği GSS karşıtı mücadeleyi yarıda bırakmışlar ve daha güçlü bir kavga örgütlenmesi çabası içinde olmamışlardır. 1 Mayıs da bir süreç olarak örgütlenmemiş, TV'lerde konuşmak dışında ciddi bir çalışmanın içinde bulunulmamıştır. Somut talepler etrafında ulusal çapta güçlü bir kampanyanın örüleceği ve yükselen sınıf mücadelesinin daha da ivmelendirileceği bir 1 Mayıs fırsatı kaçırılmıştır.

Devrimciler mücadeleyi sınıf kavgasının tarihsel eğilimi ve genel gelişimi çerçevesinde anlamaya çalışmalıdırlar. Taksim direnişinin yüceltilmesine odaklanan değerlendirmeler oldukça yüzeysel olup esas olarak popülizme dayanmaktadır.

Bundan sonra yapılması gereken safları sıklaştırmak ve genişletmektir. Sendikal bürokrasiye karşı tabanda mücadelenin büyütülmesi için sınıf içerisinde devrimci Marksistlerin etkisinin artması şarttır. Bugünden bir sonraki 1 Mayıs'a aralıksız sürdürülmesi gereken görev budur.