Bilindiği gibi 1 Mayıs kutlamalarının bu sene de geçen sene olduğu gibi Taksim'de yapılması kararlaştırıldı. Geçen sene 77 katliamında öldürülen yoldaşlarımızın anısını yaşatmak için bu karar alınmış ve yine devlet terörü tarafından engellenmeye çalışılmıştı. Ancak geçen seneden farklı olarak bu yıl ülkedeki üç büyük konferedasyonun ortak kararıyla alınan Taksim, kamuoyunda büyük bir meşruiyet kazandı. Herkesin ortak sohbet konusu olan Taksim'de 1 Mayıs kutlama talebi, bu talebi dile getiren sendikaların boyunu aşan bir gündeme ulaştı. Geçen sene DİSK ve KESK'in Taksim kararını şiddetle eleştiren Türk-İş, 11 üye sendikasının tabandan gelen basıncına direnemedi. Bu yıl geçen sene söylediklerini reddeder bir şekilde, 1 Mayıs alanı Taksim'dir, dedi. Bu ani değişimde geçen sene yaşanan Taksim direnişinin gücü ile bir süredir işçi sınıfı hareketinde yaşanan değişimlerinin ortak bir rolü var. İşçi sınıfı hala karşılaştığı saldırıları geri püskürtecek birlikteliğe ve örgütlülüğe sahip değil, ama saldırılara
karşı öfke ve kararlılık sendika bürokrasisinin hükümete kafa tutmasına neden olacak kadar güçlü. Tabanındaki işçilerin basıncını görmeden sendika bürokrasisinin bu direnci neden sergilediğini çözümlememek safdillilik olurdu. Gerçek görevi işçiler ve patronlar arasında uzlaşma sağlamak olan sendikaların, kapitalist sistemin saldırıları karşısında kendi varlığı bile tehlikeye düşmüşken, radikal unsurlar haline geldiği görülmekte. Ama bu devrimciler açısından yanıltıcı olmamalı. Sabah saat 11.00 sularında Taksim kararından vazgeçtiklerini açıklayan sendikaların asıl karakteri ortadadır.
Biz 1 Mayıs çalışmalarına günler öncesinden başlamıştık. Emekçi semtlerinden Gülsuyu'nda, Kadıköy'de, üniversite kampüslerinde yaptığımız afişleme çalışmalarıyla, bildiri dağıtımlarımızla kitleleri 1 Mayıs'a çağırdık. İşçi sınıfının hareketlenmeye başlayan muhalefetinde Taksim'de 1 Mayıs kutlamasının yaratacağı moral, motivasyonu bulunduğumuz her alanda kitlelere anlattık.
Bu sene ki Taksim direnişine geçelim. Günler öncesinden yapılan açıklamalar ve hükümet/devlet yönetiminin tavırlarından 1 Mayıs'ın nasıl geçeceğini anlamak mümkündü. Geçen sene ki direnişe vahşice saldırılmasına rağmen Taksim'e ve çevresine çıkılmış. Taksim alanı sahiplenilmişti. Bu sene de aynı sürecin yaşanmasını beklemeyen egemenler, Taksim kararlılığı karşısında daha sert önlemlere başvurdu. Sabah 06.30'da DİSK genel merkezinde toplananlara saldırılara başlayan kolluk kuvvetleri bütün gün boyunca toplanan en ufak grupları bile dağıttı. Asıl buluşma saatinden çok önce Şişli Camii önünde toplanmalar başlamıştı. DİSK'e ulaşamayan ama ulaşmak için ortak direniş sergilemek isteyen yaklaşık 5 bin kişi gaz ve tazikli su ile dağıtılmaya başlandı. Polis tarafından direnişçilerin bir kısmı Nişantaşı, bir kısmı Şişli arka sokakları ve bir kısmıysa Mecidiyeköy meydana doğru parçalandı. Biz yaklaşık 20 kişilik bir grup olarak Mecidiyeköy meydanda polis saldırısına karşı birkaç noktada savunma geliştirmeye çalıştık. Eylemcileri tespit etmekte zorlanan polis, işine gitmeye çalışan insanlara bile tazikli su ve gazla müdahale etti. Mecidiyeköy de ortak bir direniş alanı kalmadığı için DİSK'e ulaşmak için Şişli'nin arka sokaklarında devam eden direnişe katılmaya çalıştık. Ama orası da üst üste yapılan saldırılarla dağıtılmış, alanda kalanlar ise bekleme
hali içindeydiler. Oradan hızla DİSK merkeze ulaştık ama kalabalık dağılmış ve hareketlilik bitmiş durumdaydı. İstiklal ve çevresine ulaşmak için yola düştüğümüzde Kurtuluş ve oradan da Dolapdere civarına çekilen direnişçilerle karşılaştık. Ama buradaki direnişlerde polis saldırılarıyla dağıtıldı. En hızlı şekilde Sıraselviler civarına geçtik. Burada 200-300 kişinin katıldığı ve barikatlarla direniş alanının oluşturulduğu eylemliliğe destek verdik. Marksist Bakış bayraklarımız ve sloganlarımızla sürekli direnişin olduğu bir mücadele alanındaydık. Polisin defalarca saldırmasına karşı alanı terk etmeyen ve saldırı sonrası hızla toplanarak direnişe devam eden eylemciler 1 Mayıs'ın gerçek ruhunu yaşattılar.
Sendikaların geri adımına rağmen alanları terk etmemek ve 1 Mayıs gününü sahiplenmek bugün için devrimcilerin görevidir. Farklı yerlerde toplanan onbinlerce eylemciyi doğru bir direniş ve örgütlülük göstererek Taksim'e taşıyacak güç ise sendikalar değil devrimci partinin kararlı kadrolarıdır. Böyle bir örgütlülük yaratmadan sendikalardan doğru tavır beklemek devrimcilerin düşeceği bir yanılgı olamaz. İşçi sınıfının gücünü ortaya çıkaracak bir devrimci partiyi örgütlemek acil görevimiz olmalıdır.
İstanbul'dan Marksist Bakış Okurları