Marmaray İşçileriyle Röportaj

     2010 yılına direnişle başlayan Marmaray işçileri taşeronun ağır sömürü koşullarına karşı işçi sınıfına yol gösteriyor. 16 Ocak’tan beri çalıştıkları işyeri olan Yenikapı metro inşaatı önünde direnişlerini sürdüren Marmaray işçilerine İşçinin Yolu olarak ziyarette bulunduk. İşçiler bizi İşçinin Yolundan geldiğimizi ve desteğimizi belirttiğimizde bizi çok sıcak karşıladılar. Direnişlerini işyeri olan Yenikapı metrosu inşaatı önünde sürdüren Marmaray işçileri İşçinin Yolu yoldaşlarını çok iyi karşıladı. İşçi arkadaşlarla Marmaray direnişinin seyrinden Tekel direnişine, ekonomik krizin işçilere etkisine kadar geniş bir alanda konuştuk.

İşçinin Yolu: Şu an direnişin ikinci ayındasınız. Diğer işçi arkadaşlar ve sizin bu direniş sürecinde moralleri nasıl?

Osman Can: Öncelikle şunu belirteyim; Arkadaşlarımızın 50-60 kişilik bir bölümü şu an burada değil. Biliyorsunuz mücadeleye uzun süredir devam ediyoruz ve kazanım için kendi işverenimiz olan taşeron ve onun büyük taşeronu DLH şirketi valilik ve asıl işveren olan Ulaştırma Bakanlığı önünde eylem yaptık. Bugün de arkadaşlar Haydarpaşa’ya, bizim bağlı olduğumuz taşeronun asıl büyük şirketi olan DLH şirketinin önünde oturma eylemi yapmaya gittiler.

İşçinin Yolu:  Şimdiye kadar başka hangi kurumlara gidip hesap sordunuz?

Osman Can: Daha iki hafta önce Ankara’daydık.  Ulaştırma Bakanlığına gidip bakanla görüşmek istedik. Bize yurtdışında olduğunu söyleyip savsakladılar. Ama yine de toplu dilekçemizi verip çıktık.  Oradan Çalışma Bakanlığına gittik, bakanla görüştük. Taşerondaki çalışma koşullarını ve aylardır maaşımızı alamadığımızı kendisine anlattık. Bize yaptığınız iş yasal fakat kanıt gerek dedi. Ben de cebimden yarım yamalak yatan sigorta dökümlerini, asgari ücretin altında yatan maaş dökümlerini çıkardım. Daha da kanıta ihtiyaç varsa işyerine girerken kullandığım işyeri kartını da göstereyim dedim. Bana “tamam, tamam gerek yok” dedi.  Ben de “dışarıda altmıştan fazla arkadaşım benden söz bekliyor, onlara ne diyeyim” dedim. Bakan da Sosyal Güvenlik Kurumunun müfettişini gönderip incelettireceğim, takip edeceğim diye söz verdi. Ama biz burada direnirken birkaç tane 06 plakalı araba geçti. Özellikle durdurup incelemeye mi geldiniz diye sorduk. Alakamız yok dediler. Zaten gelseler de buradan girmezler. Onları başka kapılardan alacaklarını biliyoruz.

İşçinin Yolu: Başka neler yaptınız Ankara’da?

Osman Can: Tekel işçisi arkadaşlarının direniş çadırlarına destek ziyareti yaptık.   Arkadaşlar bizi çok candan karşıladılar. Ben Malatyalıyım. Malatya çadırındaki arkadaşlar burada kalın, bizimle birlikte direniş çadırı kuralım size dediler. Biz onlara dedik ki bizim mücadelemiz daha devam ediyor. Valiliğe gideceğiz. Asıl işveren taşeronun önünde eylem yapacağız. Bu süreçlerin hepsi tamamlandığında bütün arkadaşlarımızı toplar yanınıza geliriz dedik.  Hatta gelirken “Kızılay”ı ararız onlardan yardım çadırı isteriz dedik. İşçi arkadaşlar bize “gerek yok burada çadırınız da yorganınız da hazır. Sizin yeriniz bizim yanımızdır” dediler. Ankara’dan o moralle döndük.

İşçinin Yolu: Mücadele sürecine bakarsak sıkıntılar ne zaman başladı?

Osman Can: Aslında sıkıntılar senelerdir maaşların ödenmemesi ya da geç ödenmesi nedeniyle sürekli yaşanıyordu. Bizden bir buçuk sene önce çalışan işçi arkadaşlara dört ay boyunca maaşlarını ödememişler. Arkadaşlar için bıçak kemiğe dayanınca sabırları taşıyor, şantiye içinde isyan ediyorlar ve kavga çıkıyor. Hemen arkasından çevik kuvvet işçi arkadaşları cop ve gazla dağıtmış ve birkaç gün buradan ayrılmamış. Patron aynı ayak oyununu bizim üzerimizde de denemek istedi ama biz bu oyuna gelmedik.  

İşçinin Yolu: Nasıl?

Osman Can:  Biz direnişe geçtikten iki gün sonra işten çıkarmalar başladı. Sebep işe gelmemek! Hâlbuki sabahın köründe buraya gelen benim, güvenlikçiler beni içeri sokmuyorlar. İşe bak! İçeri sokmama gerekçelerine gelince: Biz içerden arkeolojik parça çalmışız! Onca zaman çalınmayan parçalar biz haklarımızı aramaya başlayınca çalınıveriyor… Sonra ortalıkta sivil polisler kaynamaya başladı. 15 kadar varlar. Ayrıca iki ekip arabası, polis otobüsü. Nedir bunlar dedik. Yok, bizim güvenliğimizi sağlıyorlarmış. Güvenliğimi sağlayacaksan benle bir eve git gel o zaman, eve giren hırsızdan güvenliğimi sağlayamıyorsun da burada mı sağlıyorsun dedim. İki günde bir gelip yanıma soruyorlar. “Osman abi bugün bir programınız var mı?” Yahu kardeşim sana ne diyorum. Olsa da söylemem.
     Neyse, sonra gene geldi bu polisler. Bizden şikâyet varmış, karakola çağırıyorlar. Gittik. Dediler ki biz çalışan işçileri ölümle tehdit ediyormuşuz. Onlar da şikâyetlerini imzalayıp vermişler. Baktım, şikâyetçi olanlar ya formen ya güvenlikçi, gerisi de aylıkçı. Demek böyle deyip onlar on kişi böyle diyorlarsa ben size 100 kişilik şahit getireyim dedim. Bir şey demediler, geri döndük. Meğer bu iş patronun başının altından çıkmış. Bizi içeride çalışan işçilerin üzerine saldırtacak, bizden önce çalışanlarda olduğu gibi kavga sırasında araya polisi sokup direnişi bitirecek. Ben en baştan uyandım. Daha ifadeye girerken işçi arkadaşların her birisine tembih ettim, hepimiz de aynı ifadeyi verdik. Bu oyunu böylece atlattık yani.

İşçinin Yolu: Siz ifadeden gelince içerde çalışan şikâyetçilere karşı bir saldırı girişimi falan olmadı yani.

Osman Can: Yok olmadı. Önlemi aldık zaten. Kapıya dayanıp bazı şikâyetçileri çağırdık. Baktık o ona bakıyor o ötekine. Kimisinin okuması da tam yok. Böylelerini uyardık. Bugün bizim başımızaysa yarın da senin ekmeğine dedik. Ama asıl önemlisi diğer şikâyetçiler. Mesela güvenlik sorumlusu birisi var. Dedik böyle böyle, bize söylediği şey: “Ben görevimi yaptım.” Demiş ki bunlar kapıda bekleyip hem işçileri tehdit ediyor hem de çalışanları içeri sokmuyorlar. Ulan madem kimseyi sokmuyoruz da biz çıkarılınca içeriye 100 tane adamı nasıl aldınız!

İşçinin Yolu: Mücadele sürecinde arkanızdaki destek nasıl? Mesela sendikalar?

Osman Can: Biz normalde Yol-İş’le bağlı olmalıyız ama Yol-İş buraya bir kere bile gelmedi. Sağ olsunlar Tekstil-Sen epey yardımcı oldu. Hala da oluyor. Avukatlarla da konuşuyoruz zaten sürekli. Bir ayda Sosyal Güvenlik Kurumuna ihbar, iş mahkemesine suç duyurusu yaptık. Kabul de edildi.

İşçinin Yolu: Bu süreçte mücadeleden kopan işçiler oldu mu?

Hüseyin Tarhan: Oldu tabi ama çok sayılmaz. Seksen kişi başladık, yirmisi geri gitti. Biz bir kere oturup sağlam bir protokol imzalarız ancak o zaman baretleri tekrardan kafaya geçiririz. Yoksa şimdi patronun gelin çalışın demesi eğer işi sağlama almazsak bizi bir zaman sonra oradan oraya sürüp işten atmak istemesinden. Yok, hırsızlık yaptın yok şunu yaptın deyip çıkartabilecekse ne diye yanaşalım.

İşçinin Yolu: Uzun süreli mücadele size bolca deneyim kazandırmış olmalı.

Osman Can: Şimdiye kadar parça parça 16 kere iş bıraktık. Ben her birinin tarihini özel not ediyorum. Mesela geçen senenin baharında da üç ay maaş yatmayınca bir haftalık greve gitmiştik. Bu sene de Ocak’ın 16’sından beri direnişteyiz.
 
İşçinin Yolu: İşçilerde kıpırdanma olduğu zaman işyerinin tepkisi nasıl gelişiyor?

Hüseyin Tarhan: 100 kişi dilekçe verecektik. Yirmisi dilekçe vermeden bizden koptu. Seksen kişi Sosyal Güvenlik Kurumuna dilekçe verdik. Sonra yirmisi daha geri çekildi. Altmış kişiyle mücadelemizi sürdürüyoruz. Hala başlıca arkadaşlara telefon edip haklarınızı vereceğim işe dönün diyor. Ama çabaları boşuna. Bu direnişten artık kimse kopmayacak. Biz burada direnişteyken direnişin birinci haftasında evlerimize mektup yollamaya başladılar. Mektupta işten çıkartıldınız diye yazıyordu ve gerekçe olarak üç gün işe gelmemek olduğu yazıyordu. Biz en başından beri şantiye önünde direnişteyiz. Hem bizi içeri almıyorlar hem de işe gelmiyorsunuz diye işten çıkartıyorlar
      Direnişi en başından beri örgütleyen 20 arkadaşın evine mektup geldi. Sonra bu mektuplar kesildi. Biz maaşlar ödenmediği için kıpırdanmaya başladıktan sonra formen bize imzalamak için bazı kâğıtlar getirdi. Kâğıdın yazılı kısmını kapatıp sadece şurayı imzalayın diyordu. Benim okumam azdır. Benim gibi okuması olmayan pek çok arkadaşa bu kâğıdı imzalattı. Ben kâğıda alıp baktığımda bütün haklarımı aldım, tazminatlarım ödenmiştir kısmını gördüm.  Formene “Ben 2007’den beri çalışıyorum içerde tazminatım var ve iki buçuk aydır maaşımı alamıyorum. Niye bu kâğıdı bana imzalattın” dedim. O da bana şirket hesapları kapatıyor, onun için bunlar senin hakkını ihlal etmiyor dedi. Ben kâğıdı alıp yırttım. Diğer arkadaşları da çağırdım. Herkes kâğıdını aldılar, formene geri vermedik. Sonra patrona bunu söylediğimizde ben size işe girerken bu kâğıdın benzerini imzalattım, ne yapsanız boşuna dedi.

İşçinin Yolu: Mücadelenizi nereye kadar sürdürmeyi düşünüyorsunuz?

Osman Can: Biz işe geri iademizi istiyoruz. Geçen gün taşeronun patronu bizimle konuşmaya geldi. Beni bir sürü yerden sıkıştırıyorlar, bu işi bitirin ne istiyorsanız vereyim dedi. Biz dedik ki yevmiyelerimiz günlük 35 liraya çıksın. Daha önce içerde kalan maaşlarımızı ve 32 gündür direnişteyken alamadığımız maaşı ve bütün ay tam yatırılacak olan sigorta hakkımızı istiyoruz dedik. (bizim sigortalarımız bizi gündelikçi gösterip aylık 15 ya da 18 gün yatırılıyordu. ) patron bize size 35 lira verirsem içerdekilere de onu vermek zorundayım dedi. Biz o senin bileceğin iş, senin avukatın gelsin bizim avukatımız da gelsin, oturup iş sözleşmesi hazırlayıp imzalayalım. Sen onu imzalamadan biz işe dönmeyiz dedik. İş sözleşmesini duyunca rengi gitti. Ben sözleşmeye falan imza atmam dedi. Onun derdi direnişi bitirip bizi işe soktuktan sonra parça parça işten çıkarmak.

Mehmet Sait Alkan: Bu iş o kadar basit değil. Taşeron şirketi var. DHL şirketi var, Ulaştırma Bakanlığı, hatta hükümet var bu işin içinde. Hepsi kendi payına düşeni alıyor, bize gelince hiçbir şey yok. Sermaye var ortada! Televizyonlarda kanun herkesin hakkını arıyor gibi gösteriyorlar. Bu iş basit bir kavga olsaydı polis gelip ayırırdı, gerekli cezayı verirlerdi. Bir karga dalda mahsur kalıyor, itfaiye arabaları peşlerinde kameralarla kargayı kurtarıyor. Karga kadar değerimiz yok bizim. Bizim hakkımızı taşeron patronu kadar hükümet de yiyor. Ama direnişte haykırıyoruz ya: Gün gelecek AKP de emekçilere hesap verecek!
Herkesi direnişimize desteğe çağırıyoruz. Ve tüm işçilerin hak aradığı eylemleri destekliyoruz.