ODTÜ'DE FAŞİSTLERE GEREKEN CEVAP VERİLDİ!

Son dönemde üniversitelerde giderek artan faşist saldırılar, burjuva medyanın kirli propagandası dolayısıyla karşımıza sıradan birer karşıt görüşlü gruplar arasındaki kavga olarak yansıdı. Geçmişte devrimci mücadele üzerinde ideolojik baskı oluşturmak amacıyla "sağ-sol kavgası" söylemleri sıkça piyasaya sürülmüştür. Her ne kadar bu söylemlerden bugünde ortalığa bolca saçılsa da, üniversitelerde artan saldırıların başaktörü Ömer Ulusoy'un elindeki silah kadar canlı bir şekilde önümüzde durmaktadır. Polisi, jandarması, medyası, YÖK'ü ile sermaye üniversiteler üzerinde topyekün bir saldırıya geçmiştir. Bir yandan üniversitelerin sermayenin çıkarlarına yönelik bir ekonomik yapıya dönüştürülmesi sürecine girilmesi düşünülürken, bunun önündeki engel olarak görülen üniversitelerdeki muhalefet ezilmek istenmektedir.

23 Nisan gecesi ODTÜ'de düzenlenmek istenen Genç Bakış programını ve yaşanan olayları bu bağlamda değerlendirmek gerekmektedir. Çünkü önümüzde olayların sadece faşistlerin saldırılarından ibaret olmadığını gösterecek güçlü kaıtlar bulunmaktadır. Olayları hatırlatmakla başlamak yerinde olacaktır.

Daha önce defalarca kez ODTÜ'ye gelen, kimi zaman programı yarıda yarıda kesmek zorunda kalan Abbas Güçlü, ODTÜ'nün devrimci geçmişine yönelik bağışlanamaz bir cehalet göstererek, programa misafir olarak faşist MHP'nin milletvekili ve Alparslan Türkeş'in oğlu Tuğrul Türkeş'i davet etti. Burjuva medyanın patronları ODTÜ'nün geçmişinden, burjuvazinin siyasal temsilcilerinin, Kommer'lerin, Hasan Tan'ların nasıl karşılandığını hatırlama tenezzülü göstermedi. ODTÜ'de bu durumu protesto etmek ve Türkeş'e ODTÜ'de faşizmin hiçbir koşulda barınamayacağını göstermek amacıyla antifaşist öğrenciler olarak toplandık ve programın yapılacağı Kültür Kongre Merkezi'ne gittik. Burada Türkeş'i dinlemeye gelen bir grup faşistle karşılaştık ve meşru tepkimizi ortaya koyduk. Faşistler burada devrimci öğrenciler tarafından dağıtılırken, kendilerini sivil jandarma görevlileri olarak tanımlayan kişilerin ve özel güvenliğin saldırısına uğradık. Çıkan kavgada bir arkadaşımızın burnu kırılırken, bir Marksist Bakış okurunun el kemiği kırıldı. Faşistler salondan jandarma koruması altında çıkarılırken jandarmanın tavrına ve faşistlere yönelik tepkilerini ortaya koyan dört arkadaşımız gözaltına alınırken, gözaltını protesto eden gruba jandarmanın saldırması üzerine bir kişi daha gözaltına alındı. Salonda bulunan öğrenciler bu durum karşısında seslerini yükselterek programın devam etmesini engellediler. Daha sonra gözaltına alınan arkadaşlarımızı yalnız bırakmamak için jandarma karakolunun önüne yürünerek oturma eylemi yapıldı. Gece 3.30 sıralarında grubun dağıldığı sırada bir arabanın içerisinden faşistler devrimci öğrencilere doğru altı-yedi el silahla ateş ettiler.

Bu olayda her zamanki gibi sağ-sol kavgası olarak lanse edildi. Fakat gerek jandarmanın tutumu gerekse burjuva medyada bu olay üzerine yazılıp çizilenler bunun yanlışlığını ortaya koymaktadır. Görevi sermayenin çıkarlarına yönelen tehlikeleri savuşturmak olan jandarma, aynı şekilde polisin daha önce gösterdiği tavıra benzer bir şekilde devrimci öğrencilere saldırmıştır. Sivil jandarma ekipleri ve özel güvenlik yaşanan gerginlik boyunca öğrencileri terörize edecek tutumlar takındı. Ayrıca rektörlük, olaydan kısa bir süre önce yayınladığı sükunet çağrısını büyük bir aymazlıkla çiğneyerek, ODTÜ'ye geldiğinde neler olabileceğini bildiği Türkeş'in okula gelmesine göz yummuştur. Geçmişte bu tarz olaylarda açılan soruşturmalar, okuldan atmalar, uzaklaştırmalar hala hafızalarda. Bunun en son örneği 2005 yılında Doğu Perinçek'in okula panel için çağrılması sonrasında yaşandı.

ODTÜ'de yaşanan bu olay ve daha önce DTCF, İstanbul Üniversitesi, Akdeniz Üniversitesi gibi pekçok okulda meydana gelen olaylar Türkiye'nin içinde bulunduğu dönem kapsamında değelendirildiğinde yaşananların rastlantı olmadığını ortaya koymamaktadır. Burjuva siyasetin tıkanma noktasına geldiği, ekonomik krizin günden güne derinleştiği, milliyetçiliğin faşist saldırıların iyiden iyiye uç verdiği böylesi bir dönemde üniversitelerin baskı altında tutulmak istenmesi burjuvazinin önem verdiği bir konudur. Çünkü tarih gençliğin mücadelesinin toplumsal mücadelelere kıvılcım olduğu örneklerle doludur.

Bugün neoliberalizmin bizlerin ve emekçilerin geleceğini gaspetmeye çalıştığı, üniversite kapılarının emekçi çocuklarına kapatılmaya çalışıldığı, sağlığın sosyal güvenliğin bir hak olmaktan çıkıp tüketime tabi tutulduğu bir dünyadayız. Bu durum emekçiler nezdinde yansımalarını buluyor. Mısır'da, Haiti'de ve dünyanın pekçok yerinde başgösteren ayaklanmalar, Türkiye emekçilerinin sermayenin saldırılarına karşı gösterdiği tepkiler süredururken üniversite öğrencileri olarak bizlerin görevi işçi sınıfının kavgasında saf tutmaktır. Ya bu cenderenin içerisinde sermayenin arzuladığı makineleşmiş bireyler haline geleceğiz veya bu dayatılan unsurlara başkaldırarak emeğin saflarında mücadelemizi yükselteceğiz. Bu noktada geçmişten aldığımız devrimci mirası en anlamlı şekilde değerlendirmesi mecburidir.

ODTÜ içinde birşeyler söylemek oldukça gerekli. Faşistler ODTÜ'de kendilerini ifade etme olanağını şimdiye kadar bulamadılar. Geçmiş bunun mücadelesinin nelere malolduğunun en canlı tanığıdır. 2 Aralık katliamında şehit düşenler, Ertuğrul Karakaya'lar, Yusuf Aslan'lar, Taylan Özgür'ler ve 40 yıllık mücadele tarihi içerisinde pekçok kararlı devrimci ODTÜ'nün devrimci geleneğinin mimarları oldular. Bu gelenek bir günde oluşmadığı gibi bir iki günde kaybedilecek değildir. ODTÜ'lü devrimci öğrencileri olarak üniversitemizde faşizmin en ufak kıpırdanmasına, sermayenin bizlere dayattığı geleceksizliğe karşı mücadelemizi sonuna kadar sürdüreceğiz.

ODTÜ'den Marksist Bakış Okurları

ÜNİVERSİTE KAPILARI EMEKÇİ ÇOCUKLARINA KAPATILAMAZ!

YOLUMUZ İŞÇİ SINIFININ YOLUDUR!