MSGSÜ'de BASIN AÇIKLAMASI: "GÖZALTINDA SANAT OLMAZ"

Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi(MSGSÜ)'nde genel olarak üniversitelerdeki antidemokratik uygulamalar ile bu uygulamaların bir ayağı olan faşist saldırılara ve özelde de okulumuzda yönetimin antidemokratik uygulamaları, güvenliğin muhalif öğrencilere sözlü ve fiziksel tacizlerine karşı 11 Nisan Cuma günü 12.15'te Eğitim-Sen, Genç-Sen ve MSGSÜ öğrencileri olarak ortak bir basın açıklaması örgütledik.

Okulun genelinde rahatsızlık yaratan anti-demokratik uygulamaların ve baskıların, sadece biz muhalif öğrencilere değil, yönetimin belirlediği sınırlar dışına çıkan herkese zaman zaman yöneldiği bir gerçek. Tüm üniversitelerde apolitik bir atmosfer yaratmak isteyenlerin ve öğrencilerin yeniden düzenlenen müfredatlarla piyasanın neferleri haline getirenlerin karşısında olacağız. Sanatın ve bilimin öğretilmesi gereken üniversitemizde, sorgulayanlara yönelik baskılara karşı öfkeyi örgütlemeyi görev biliyoruz. Sanat eğitimi alan öğrenciler olarak sanatın özgür düşünce ve sorgulama ortamında gerçekleşebileceğine, ambargolar eşliğinde hiçbir üretimin olamayacağına dikkat çekiyor ve tek tip bireyler olmayı reddediyoruz.

İşte tam da bu nokta da üniversitelerimizdeki sorgulayan, eleştiren, değiştirmek için müdahale edenlere yönelik baskıları teşhir etmek için bir basın açıklaması yaptık. Bizler sanat eğitimi alan öğrenciler olarak özgürce sorgulayabildiğimiz ve üretebildiğimiz bilim yuvalarının özlemleriyle şunları dile getirdik:

"YÖK KALKACAK, POLİS GİDECEK, ÜNİVERSİTELER BİZİMLE ÖZGÜRLEŞECEK" ve devam ettik tüm bu uygulamalara rağmen "BASKILAR BİZİ YILDIRAMAZ" demeye ve ekledik "GÖZALTINDA SANAT YAPILMAZ, SANATIN MESAİSİ OLMAZ." Ardından iki haftadır çeşitli gerekçelerle okulun öğrencisi olduğu halde içeri alınmayan bir arkadaşımızın, basın açıklamamız esnasında giriş yapmak istemesi üzerine ÖGB'lerin müdahale etmesiyle; geçtiğimiz haftalarda "ÖGB Öğrenciye asla müdahale edemez, böyle bir şey bu okulda olmaz" açıklamasında bulunan rektörün; ne derece samimi olduğu ortaya çıkmış oldu. Zaten yönetimlerin bildiğimiz tavırlarıydı bunlar. Bu yalanlar karşında son olarak "REKTÖR ŞAŞIRMA, SABRIMIZI TAŞIRMA" diyerek basın açıklamamıza son verdik.

Bu çalışmanın örgütlemesi için zamanımızın yetersiz oluşu, yönetimin muhalif kesime saldırı ve provokasyonları, basın açıklamasına katılımı zayıflattı. Fakat basın açıklamamız gayet canlıydı ve sesimiz gür çıktı.

Son olarak şunları da belirtmek gerekir ki… Medyanın da bir süredir yer verdiği şekilde üniversitelerde muhalif öğrencilere karşı tırmandırılan faşizan eylemler birilerinin dediği gibi düğmeye basılmasıyla başlamamıştır. Muhalif öğrencilere soruşturmalar dahil her türlü baskıyı uygulamaktan çekinmeyenler, eli sopalı faşist ülkücülerin okul içinde cirit atmasına izin vermekte, yol göstermekte ve onlara kol kanat germektedirler. Geriye dönülüp bakıldığında sorgulayan, düşünen ve yürekleri özgürlükten yana çarpan insanların bertaraf edilmesi için egemenlerin sıkça kullandıkları yöntemlerden biridir şiddet ve tarih sahnesinde de işte aynen böyle gösterir kendisini.

Özgür düşünme ve sorgulama hakkımızı engelleyen, bilincimizin ve bilinçaltımızın çöplüğünü oluşturan bürokratik söylemlerin bizi çeşitli oyunlarla bölmesine izin vermemek adına sürekli sorgulamalı ve mücadele etmeliyiz.

MSGSÜ'den Marksist Bakış Okurları

BASIN AÇIKLMASININ TAM METNİ:

Değerli basın emekçileri ve kamuoyuna;

Bir süredir kamuoyunun da yakından izlediği bir süreç YÖK, rektörler ve üniversite yönetimleri tarafından tüm üniversitelerde gerçeklik haline getirilmeye çalışılıyor. Düşüncelerini özgürce açıklamak isteyen, genel geçer durumları sorgulayan muhalif taban baskı ve tehditlerle sindirilmek isteniyor. Muhalif öğrenci, akademisyen ve emekçilerin kara listelere alındığı, kimi eli satırlı tosuncuklar için hedef tahtasına oturtulduğu bir tezgah gözlerimizin önünde çevriliyor.

Sanatın ve bilimin öğretilmesi gereken üniversitemizde, sorgulayanlara yönelik baskıları öfke ve hayretle seyrediyoruz. Sanat kavram olarak muhalifleşmeyle doğmuştur. Sanatçılar toplum tarihinin hiçbir döneminde geneli sorgulamadan eserler yaratamadılar. Bize apolitik olmayı ve sesimizi çıkartmamayı öğütleyenler, sanatçı değil varolanı kopyalayan taklitçiler yaratmak istemektedirler.

Sanatla özgür düşüncenin birbirinden bağımsız ve kopuk olduğunu anlatanlar, sanatsal gelişim sürecinin farkında değildirler. Ya da fark etmek istemezler. Aydınlanma çağı olarak bilinen dönemde, sanatta bireyin düşüncelerini ve aklını özgür bırakmayı savunan sanatçılar da, kilise tarafından tehdit ve baskılarla karşılanmıştı. Ama o zamanlar özgürce düşünmek ve sorgulamak için kilise karşısında direnenler olmasaydı, bilim kim bilir tarih sahnesine ne zaman çıkardı? Bugün bizim açımızdan kilisenin yöntem ve düşüncelerinden hiç de farklılık göstermeyen YÖK, rektör ve yönetimi teşhir ediyoruz.

Bu uygulamaların muhalif bir kesimle sınırlı olmadığının, yönetim tarafından izin verilen düşünce ve yöntemlerin dışına çıkan herkesi içine alacağı görülmelidir. Kapıda kimlik kontrolleriyle başlayan uygulama, turnikeler ve turnike sistemlerinin değiştirilmesi, özel güvenlik elemanları tarafından içeri girişlerde öğrencilerin sözlü ve fiziksel olarak taciz edilmesine kadar vardırılmıştır. Her bölümde nöbet tutar gibi bekleyen, koridorlarda korku salmak adına volta atan güvenlik elemanlarına ve kimi gözetlediği belli olmayan kamera sistemlerine para harcamaktan çekinmeyen yönetim, okulda daha fazla vakit geçirmek isteyen öğrencileri okul disiplinini bozmakla suçlamaktadır. Eğitimin sadece amfiler ve atölyelerle sınırlandırılamayacağı, okulumuzun her alanını eğitim yapmak için kullanma hakkımız olduğunu, güya ‘disiplin suçu' işleyenler olarak bildiriyoruz. Kameralar ve güvenlikçilerle hapishanelere dönüştürülen üniversiteler, içeridekilerin yararını düşünen uygulamaların yansıması değil ve hatta üniversitelerin asıl sahibi olan bizleri mahkumlaştırmaya yöneliktir.

Eğitimin paralı olmasını savunanlar, üniversite kapılarını emekçi çocuklarına kapatmak isteyenler bütün bu uygulamalarıyla kendilerini teşhir etmektedir. Eğitim parası olanların kullanacağı bir ayrıcalık değil, herkesin faydalanması gereken bir haktır.

Üniversitemizin içerisinde de muhalif faaliyet açıkça hedef tahtasına çakılmıştır. Bizzat rektör tarafından ve kimliği işbirlikçiler eliyle yayılan provokatif söylemler bizlerin kulağına kadar gelmiştir. Politik kimliği uzunca bir süredir herkes tarafından bilinen, Genç-Sen faaliyeti içerisinde de aktif bir şekilde yer alan arkadaşımız bir süredir çeşitli araçlarla açıktan hedef gösterilmektedir. Bu olayları izleyen günlerde ise üniversite yönetimi ‘kişiye özel' bir karar alarak arkadaşımızın okula girişini yasaklamıştır. Okul yönetimi ilk önceleri harç borcunu gerekçe göstermesinin ardından, mesnetsizliğin farkına varmış olacak ki, hiçbir gerekçe göstermeden, ‘rektörlük kararı' diyerek arkadaşımızı okula almamakta ısrar etmişlerdir.

Ancak bilinmelidir ki şikayetimiz sadece kendi üniversitemizle sınırlı değildir. Bir süredir okullarda tırmanan faşist saldırılar birilerinin ifade ettiği gibi ‘düğmeye basılması' ile başlamamıştır. Muhalif öğrencilere soruşturmalar dahil her türlü baskıyı uygulamaktan çekinmeyenler, eli sopalı faşist ülkücülerin okul içinde cirit atmasına izin vermektedir. Akdeniz Üniversitesi'nde silahı ve takım elbisesiyle ortaya çıkan faşist bunun en açık örneğidir. Bizim ve muhalif kamuoyunun uzun süredir direndiği baskılar kirli çamaşırların saklanamayacak biçimde ortaya dökülmesiyle medyada ancak yer bulabilmiştir.

Muhalif kesimin tümüne saldıranları; soruşturma açanları, itham ve tehditlerde bulunanları ve eli satırlı çeteleri üstümüze salanları tanıyor ve uyarıyoruz. Üniversitenin asıl sahibi olan bizleri yıldıramaya ve sindiremeye ne sizin ne de sizin çetelerinizin gücü yetmeyecek. Üniversiteden kafatasçı zihniyeti atacak güç, onları yönlendiren ve işbirliği yapan polis veya yönetim değil, okullarda özgür düşünceyi örgütleyen bizleriz. Üniversitenin tüm bileşenlerini; öğrencileri, akademisyenleri ve emekçileri bu uygulamalara karşı direnmeye çağırıyoruz.

EĞİTİM-SEN, GENÇ-SEN, MSGSÜ Öğrencileri