Yıkımlara Karşı Direnen Başıbüyük Halkını Ziyaret Ettik

Marksist Bakış okurları olarak, yıkımlara karşı direnişte olan Başıbüyük halkını ziyarete ve desteğe gittik. ‘Kentsel Dönüşüm' adı altında yoksul gecekondu mahallelerinin niteliğini ve görünüşünü değiştirmek istendiği bilinmekte. Ama bu niteliksel dönüşüm gecekonduda yaşayan insanlar açısından pek de nitelik aksetmiyor. Büyük kentlerin pahalılığı ve yaşam koşulları yüzünden, yoksul emekçilerin kaçıp sığınmak zorunda kaldıkları gecekondu semtlerinin görünür ve bilinir bir çerçevesi bulunmakta. Çoğu insan gecekonduların göç eden ‘uyanık' köylülerin bedavadan yararlandığı barınaklar olduğunu düşünmekte. Oysa altyapının, ulaşımın ve yaşam kalitesinin çok düşük olduğu gecekondu semtleri, sakinleri için bir sürü çileyi beraberinde getiriyor. Sermayedarlar tarafından içimize sızdırılan bu argüman, yaşam koşulları benzer olan emekçileri bölmeyi uzun süredir başarabiliyor. Konut ve barınma, insanın en temel ihtiyaçlarından biri. Bu ihtiyacın maddi yaşam koşullarına göre belirlendiği ise aşikar. Emekçiler gelir durumlarının elverdiği ve işyerine yakınlığını da hesaba katıldığında çeşitli evlerde barınma ihtiyaçlarını karşılıyorlar. Gecekondular işte tam bu durumda işlevsellik kazanıyorlar. Tarımsal üretimin genel olarak varlığını ve önemini kaybetmesinin ve buralarda yaşayanların iş olanaklarının toplandığı belli başlı kentlere göçe zorlanmasının bir sonucu gecekondular. Göç etmek zorunda kalan ve büyük kentlerde emekçiler arasına katılan insanlar, çalışma ve maddi koşullarının sonucu olarak bu semtlerde barınıyorlar. İstanbul gibi üretimin irili ufaklı hatta çoğunlukla vahşi koşullarda sürdürüldüğü işyerlerinde günde 12-15 saat çalışan ve eline asgari ücret benzeri paralar geçen emekçiler ancak gecekondularda yaşamını sürdürebiliyor. Bu kesim İstanbul içinde azımsanamayacak kadar büyük bir kalabalığı oluşturuyor.

Başıbüyük'de bir gecekondu semti. Ama bir açıdan deniz manzarası ve yeşillik içinde yalıtılmış bir alan olarak da tam bir emlak cenneti. Maltepe Belediyesine bağlı olan semt, toplu konut yapılacağı bahanesiyle gecekondulardan temizlenmek istiyor. Gecekondu içinde yaşayan insanlara ise ‘mortgage' olarak bilinen ödeme koşullarıyla yapılan evlerden konut edinebilecekleri söyleniyor. Ama durum böyle değil! Maltepe belediyesinin sayfasındaki ödeme durumuyla ilgili olan maddeyi aynen alıntılıyoruz:

İmar Kanunun madde  18 gereğince İmar planı yapıldığı taktirde %40 donatı alanı bırakmak zorunluluğu vardır. Dolayısı ile plan yapıldığı taktirde orda yaşayanların %40 ‘ının mağdur olması söz konusu olacaktır; ayrıca arazi Belediyeye ait olduğu için kanun hükmü gereğince arsa bedeli 1 yıl içerisinde peşin olarak ödenmesi gerekir, ödenmediği taktirde tapular iptal edilecektir. Ayrıca bu güne kadar kişiler Belediye arazisi üzerinde kire ödemeden oturdukları için geriye dönük olarak oturdukları yıla göre raiç bedeller üzerinden ecrimisil ödeme yükümlükleri bulunmaktadır. (Kaynak: http://www.maltepe.bel.tr/turkce/toki/toplu_konutlar.asp 12.04.2008)

Yukarıda da bahsedilen durumlarda çalışan ve yaşayan emekçilerin bu ödeme koşullarıyla düzenli olarak bu taksitleri ödemesi mümkün bulunmamakta. Geriye dönük ödemeler de hesaba katılırsa, o konutlar gecekondunun asıl sahipleri için değil, ödeme yapabilecek düzeyde geliri olanlar için yapılıyor. Aynı zamanda mağdur olunacağı belirtilen %40'lık kesim, bu senaryoyu daha önce görenlerinde bildiği üzere bu kadarla sınırlı kalmayacak.

Sadece gecekondu sakinleri için toplu konut yapacağız yalanını, ‘kentsel dönüşüm'e maruz kalan birçok semtte dinledik. Bu semtlerden sadece bir avuç zenginin satın alabileceği lüks yapıların yükseldiğini de gördük.

Gerçeklik böyleyken, kendilerine sunulan koşullarda ev sahibi olamayacaklarını ve aslında semtlerinden atılmakla karşı karşıya olduklarını gayet iyi bilen Başıbüyük halkı 46 gündür yıkımlara karşı direnişte.

Mahalleye gidişte uzun aralıklarla kalkan ve genelde tıklım tıklım dolu olan eski İETT otobüslerine binmeniz gerekiyor. Zaten bütün gecekondu ve emekçi semtlerinin kaderidir bu eski kırmızı otobüsler. Başıbüyük'de tepelere inşa edilen bir semt. Asıl direniş inşaat alanının olduğu bölgeye kurulu bulunan 2 tane çadırdan yürütülüyor. Biri kadınlara, biriyse erkeklere ait. Biz ikisinde de farklı insanlarla benzer sohbetler gerçekleştiriyoruz.

Bize direnmekte kararlı olduklarını ve evlerini yıktırmayacaklarını sürekli yineliyorlar. Biz gittiğimiz sırada bir vinç çamura gömülmüş durumda. Bizden bu görüntüyü kameraya almamızı istiyorlar. ‘İmara uygundur' diye verilen raporların mahkeme de palavra olduğunun kanıtlanması için görüntüler gerekli. Eskiden parkların ve ağaçların bulunduğu arsa tamamen boşaltılarak 300 kişilik ilk TOKİ inşaatı başlatılmış durumda. Semt sakinlerinin anlattığı gibi inşaat alanını yapılan yerin altında su kaynağı bulunuyor. Mahalleli bunun daha önce çekilmiş yeraltı görüntülerinde açıkça görüldüğünü belirtiyor. Zaten çamura gömülen vinçte bunun en büyük kanıtı niteliğinde.

Bu inşaat için belli aralıklarla bölgeye malzeme getirmeye çalışmışlar. Mahalleli de her sevkiyatta direniş gerçekleştirmiş. Malzemeleri sokmamak için kamyonların önüne oturduk diyorlar. Ama polis panzerlerden üzerimize basınçlı su sıktı, bize gaz bombası attı, kadınlara coplarla saldırdılar diye ekliyorlar. Polislere karşı sürekli devam eden bir direniş hemen göze çarpıyor. Tüm alan polis barikatlarıyla çevrilmiş durumda. Etrafımızı çevirdiler, hapishane duvarı örüyorlar çevremize diye öfkelerini belirtiyorlar.

2 gün önce yine malzeme getiren kamyonlara karşı direnişte bulunuyorken, polis tarafından vahşice bir saldırıya maruz kalmışlar. Polis, dağıtmak için çadırlara da su sıkmış. Hatta kaldırmak istemişler, ‘ama direndik kaldıramadılar' diyorlar gururla. Ne tür eylemler yaptıklarını sorduğumuzda; ‘Haberleşmek için düdüklerimiz var. Bir durum olduğunda mahalleyi turlayarak düdüklerimizi çalıyoruz, insanlar evlerinden sokaklara dökülüyor. 150–200 kişi düzenli olarak yürüyüşler gerçekleştiriyoruz.'

6 Nisan'da GSS'ye karşı emekçilerle alanda olduklarını bildiğimizi, eylemi nasıl bulduklarını soruyoruz. Eylemin çok kalabalık ve eylemcilerin çok kararlı olduklarından bahsediyoruz. “Tabii GSS'ye de karşı durmak lazım” diyorlar. Eyleme katılmak morallerini yükseltmiş. “Eylemdeki herkes bize ve direnişe çok ilgi gösterdi” diye ekliyorlar.

Birkaç gün önce direnişi görüntülemek için devrimci basından bölgeye gelen kameramanlar polis tarafından gözaltına alınmak istenmiş. Kadınlar ekliyor, ‘İzin vermedik tabi. Polis minibüslerinin üstüne atladık. Direndik. Çocukları GBT'lerini sorup bıraktılar. Bize desteğe gelenleri yalnız bırakacak değiliz ya.'

Gülsuyu'nda daha önce yaşanan benzer bir yıkım sürecini hatırlatıyoruz. Siz o sürece nasıl bakıyordunuz diye soruyoruz. ‘Biz gözümüzü açana kadar onlar belayı çoktan savmışlardı. Gülsuyu halkı birbirine çok bağlı bir halk. Birbirlerine kenetlenmiş durumlardalar. Biz burada en çok o sorunu yaşıyoruz. 46 gündür sayımız azalmadı ama çoğalmadık da. Bize Gülsuyu'nda yaşayanlar için anlatılanlara inanıyorduk. Şimdi başımıza gelince anlıyoruz. Yaşayınca anladık gerçeklerin ne olduğunu. Ama Gülsuyu'nda yıkım var dediklerinde, orayı yıkamazlar demiştik çoğumuz. Biliyorduk izin vermeyeceklerini, vermediler de.'

Gülsuyu direnişi, Başıbüyük halkı için bir örnek olmuş. O direnişe zamanında destek vermedikleri için başları önde konuşuyorlar. Ama oradan desteğe gelenleri coşku ve minnetle anlatıyorlar.

Süreç; Başıbüyük dernek başkanı, Maltepe belediye başkanı, inşaat şirketi temsilcileri ve şehir planlamacıların yaptığı ortak toplantılarla uzlaşmaya götürülmeye çalışılıyor. Bu uzlaşmalar bile o semtin bütünü için bir çözüm olamaz. Ama direnişi yarattığı etkilerin bir sonucu olduğu görülmelidir. Çözüme direnişteki halkın taleplerinin kabul edilmesiyle varılabilir. Bu da ancak Gülsuyu'ndaki gibi bir direnişin örgütlenebilmesinden geçiyor.

İstanbul'dan Marksist Bakış Okurları