AKP'NİN KAPATILMASI

Egemen sınıfın çıkar çatışmasında son perde Yargıtay Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya' nın AKP'nin kapatılması davası açmasıyla açılmış oldu. AKP'nin ikinci dönemi, askeri-sivil bürokrasinin iktidar mekanizmalarından tasfiyesi yolunda önemli aşamaların kaydedileceği bir dönem olacakken özellikle üniversiteler-rektörler ve yüksek yargı organlarında yoğun bir karşı koyuş gözleniyor. Bu konuda zirveye Yargıtay Başsavcısı'nın AKP'ye karşı kapatma davası açmasıyla ulaşıldı. İktidar partisine açılan kapatma davası cumhurbaşkanı da dahil olmak üzere 71 kişiye siyaset yasağı öngörüyor. Yargıtay Başsavcısı'nın bu çıkışının zamanlaması sınıflararası iplerin sonuna kadar gerildiği bir döneme rastladı.

Birincisi AKP'nin üniversitelerde türban serbestisi yönündeki çabalarının bu davaya son önemli itki olduğunu görmek gerekiyor. Üniversite rektörlerinin Abdullah Gül tarafından seçileceği önümüzdeki dönemde üniversitelerin düşmesine kesin gözle bakılıyordu. Yeni YÖK başkanı Yusuf Ziya Özcan'ın rektörlerle kapışması ve üniversitelerde türban serbestisi mücadelesi üniversitelerdeki el değişiminin ayak sesleri olarak yorumlanıyordu.

Kapatma davasının dünya ekonomisinde görülen kriz durumuna paralel olarak Türkiye'deki ekonomik sıkıntıların üstüne gelmesi olayların akışına etki edecektir. Ekonomik krize denk gelen önemli bir siyasi kriz Türkiye kapitalistlerinin işini bir hayli zorlaştırarak krizin etkilerini ağırlaştıracaktır. AKP'nin kendi derdine düşeceği ve birden fazla cephede savaşmamak adına sermaye programını uygulama doğrultusunda çok arzulu davranmayacağı görülüyor. Krizin derinleşmesi, işçi sınıfının ve yoksul halkın gündelik yaşantısını derinden sarsacağı gibi yönetici sınıfların kendi arasındaki hesaplaşmayı farklı boyutlara taşıyacaktır. Bu nedenle hakim sınıfların zayıflayan kesimlerinin AKP karşısında tüm umutlarını olası bir ekonomik krize bağlaması boşuna değildir.

Kapatma davasının üstüne geldiği başka bir durumda işçi sınıfının AKP ve sermaye programlarına karşı mücadeleyi yükseltmesi oldu. 14 Mart günü işçi sınıfının SSGSS yasa tasarısına karşı giriştiği eylemlik sendika bürokratlarına rağmen oldukça etkili oldu. Hükümeti geri adım atmaya zorlayan eylemlerde türbanlı kadın işçilerin yerini alması sınıfın mücadele birliğinin sınıf merkezli siyasetlerle sağlanabildiğini açık bir şekilde ortaya koydu. AKP ve arkasındaki sermaye çevrelerini yenilgiye uğratabilecek yegane şeyin sınıf mücadelesi olduğunu bir kez daha ortaya koydu. Diğer taraftan AKP'ye açılan kapatma davası işçi sınıfını böldüğü gibi AKP'ye karşı olan muhalefetin sermaye programı ile olan ilişkisi tamamen ortadan kaldırmaya yönelik. AKP'nin arkasındaki esas gücün sermaye programı ile ilişkili olduğunu akıldan çıkarmamak gerekiyor.

Egemen sınıf içindeki yarılma, işçi sınıfı muhalefeti üzerinde zıt yönde hareket eden etkilere sahip. Hakim sınıfların ortak bir yönelim etrafında birleşememeleri ve kendi aralarında derinleşen çelişkiler işçi sınıfı mücadelesinin bu çelişkilerin yarattığı ortamdan faydalanmasını sonucunu doğuracaktır. Diğer taraftansa egemen sınıfın farklı kesimleri bu kavgada üstün hale gelmek için emekçileri kendi arkalarında yedeklemek üzere ideolojik dayanaklar ve çeşitli söylemler geliştirirler. İşçiler, böyle bir durumun gerçekleşmesi durumunda mücadeleleri kötürüme uğrayacaktır. Yargıtay Başsavcısı'nın davası da bu anlamda okunmalıdır. Emekçilerin bu mesele üzerinden bölünmesi ve sınıf kavgasının “türban” kavgasına feda edilmesi olabilecek en kötü durumdur. Sınıf cephesi dağılacak emekçiler egemen sınıfların çıkar çatışmasının piyonları haline getirilecektir.

Egemen sınıfların iç çatışmasının emekçilerin mücadelesi üzerinde farklı yöne hareket eden bu gibi farklı etkileri olacaktır. Emekçiler için tek çıkış yolu emekçiler bölen, egemenlerin iç çatışmasında taraf olmak değil sınıf kavgasını yükseltmektedir.