Sendikal Bürokrasiye Rağmen Alanlar Doldu Taştı
Ulusal ve uluslararası sermayenin işçi sınıfı ve emekçi halka karşı şiddetlendirdiği saldırı kampanyasında önemli bir dönemeç olan SSGSS yasasına karşı gösterilen mukavemetin zirve noktasını bugün (cuma) yaşadık.
Binlerce emekçi ülke çapında 2 saatlik iş bırakma eylemi gerçekleştirdi, Türkiye'nin dört bir yanında okullarda eğitime iki saat ara verildi, hastanelerde 10.00-12.00 arası acil hastalar dışında hasta kabul edilmedi, grev ulaşımda kısmi aksamalara yol açtı. İşçi sınıfı bir bütün olarak olmasa da üretimden gelen gücünü iki saatliğine kullandı.
“Uyarı” eylemine katılım beklenmedik ölçüde kalabalık ve coşkulu oldu. İstanbul ' da on bini aşkın kişi Saraçhane Meydanı 'na yürüdü. Yürüyüş boyunca emekçiler, üniversiteli ve liseliler ile sendikaların katılımı ile sayının giderek arttığına tanık olduk. İzmirdeki mitinfe yaklaşık 25 bin kişi katıldı. Ankara, Adana, Mersin, Denizli ve daha birçok merkezde yapılan eylemlerde kitlelerdeki eylemsel motivasyonun oldukça güçlü olduğu gözlendi. Ayrıca halkın grev ve gösterilere gösterdiği destek işçi sınıfının SSGSS ve patronların diğer neoliberal saldırılarına karşı tüm emekçi kesimlerin toplumsal muhalefetini açığa çıkartıp bu sürece önderlik edebileceğini göstermiştir.
İşçi sınıfının bu “uyarı” eylemliliğinin neticesinde hakim sınıfların epeyce tedirgin olduğunu söylemeye gerek yok. Akıldan çıkarılması gereken bir husus var ki SSGSSye karşı verilecek mücadele aynı zamanda kıdem tazminatını ortadan kaldıran yeni iş yasasının geleceğini de çizecektir. SSGSS yasalaşsa bile SSGSS ye verilen tepkinin şiddeti, iş yasasının ölü doğmasına neden olabilir. Ki bunun dışında emekçilerin kıpırdanması bile patronların toplumsal uyanış kabusunu tetiklemektedir. İşveren örgütleri ve Tayyipten gelen acı açıklamalar, tehditler, iftira ve karalamalar onlar için meselenin önemini ortaya koyuyor.
Her şeye rağmen durum emekçiler açısından hiç de toz pembe değildir. Sendikal bürokrasi, işçi sınıfının boynuna takılmış gerici bir kementten başka bir şey değil. Uzun yıllardır gayrı faal olan Emek Platformu SSGSSye karşı tabandan yükselen basıncın ardından yeniden devreye girmiş oldu. 14 Mart için alınan 2 saatlik iş bırakma ve “uyarı” eylemlerinin karırının sadece dört gün önce 10 Martta alınmış olması bile Emek Platformunun bir ölüden farksız olduğunu gösteriyor. 4 gün içerisinde nerede ve nasıl 2 saatlik bir genel grev örgütleyeceksiniz. Bunun imkanı var mıdır. Elbette ki yoktur. Yapılacak eylemlerin yer ve zamanını bırakın halkın duymasını örgütlü kimseler bile onca uğraştan sonra öğrenebilmektedirler. Astronomik bütçeleri olan, şovenist zırvalıkları için her yeri afişlerle donatan sendikaların SSGSS saldırısı hakkında halka yönelik bir afiş bile hazırlayamamaları hiç şaşırtıcı değil.
Şehir merkezlerinde, işçi semtlerinde doğru düzgün bir kampanyanın k sı bile örgütlenmiş midir. Elbette ki hayır.
Eylemlik süreci için düğmeye yumurta kapıya dayandığı zaman basılması da klasik taktiklerinden birisi sendikal bürokrasinin. Aylar öncesinden durum ortadayken neden son anda düğmeye basılıyor. Ayrıca ortaya konan eylemliliğin darlığı da her şeyi anlatmaya yeter. “örgütlenmeyen” iki saatlik iş bırakmalar ve duyurusu ve çalışması yapılmayan lokal basın açıklamaları ile sonuç alınması mümkün müdür. Henüz merkezi bir miting planının bile olmaması gayet düşündürücüdür. Marksist Bakış yoldaşları SSGSS ye karşı oluşturulan platformlarda merkezi bir eylemlilik sürecini ısrarla teklif etseler de sol sendikal bürokrasi bunu da görmezden gelmeyi bilmiştir.
Sendikal bürokrasinin eylemlilikleri sürekli darlaştırmasına, lokalleştirmesine ve mücadelenin politik bir sınıf hareketi karakteri kazanmasını engelleme çabasına rağmen işçi sınıfı 14 Martta kabına sığmak istemediğini göstermiştir. Eylem azmi ve halkın gösterdiği yoğun destek sendikal bürokrasiyi daha mücadeleci görünmeye zorlayacaktır. Hükümet ve patronlar da tehditleriyle işçileri korkutmaya çabalayacak ve SSGSS yi hayata geçirmeye çalışacaklardır. Sınıf çatışmasının gelecekteki seyrini etkileyecek olan bu mücadelede işçi hareketinin canlanması karşısında sınıfı bölen Kürt sorunu ve türban gibi gündemlerin yeniden pompalanmasını beklemek gerekiyor.
Devrimci Marksister elden geldiğince harekete müdahil olmak zorundadırlar. Öte yandan henüz olaylarda başat rol oynayacak durumda değiliz. Ama gelecek mücadelelerde işçi sınıf hareketine yön verebiliriz. Bunun için devrimci Marksist safları büyütmek boynumuzun borcudur.