TUZLA'DA OTURMA GREVİ: 27-28 Şubat
Tuzla'daki grev sabah saatlerinde tersane işçileri tarafından başlatıldı. Sabah saat 06:00 sırasında işçiler Tuzla tersane girişindeki polis barikatını açarak yolu işgal etti. Direnişteki işçiler, işbaşı yapmak için bölgeye gelen işçileri greve destek vermeleri için etten barikat kurarak durdurmaya çalıştığı sırada müdahale gerçekleşti. Polis tarafından sert şekilde müdahale edilen direniş sırasında çok sayıda işçi ağır şekilde yaralandı ve 86 kişi gözaltına alındı.
Gözaltılar devam ederken saat 11:00'de yeniden Tuzla tersane girişine gelen işçiler, sendikalar ve işçilere destek veren siyasi gruplar yolu işgal etti. Burada basın açıklamaları yapıldı ve oturma grevine başlandı. 11'de toplanan kalabalık 1500 kişi kadardı. Basın açıklamaları bitirildiği 13:30 sıralarında kalabalık da azaldı. Yol kenarında bekleme sürdürülürken 14:30 sularında gözaltından bırakılanlar eylem alanına geldi. Gözaltındakilerin katılımıyla eylem tekrar hareketlendi.
Tersane işçilerine destek amacıyla gelenler arasında Arçelik'in nakliyat bölümünde çalışan ve DİSK'e bağlı Nakliyat-İş'e geçtikleri için işten çıkartılan işçilerde vardı. Nakliyat-İş'li işçilerin kararlı ve mücadeleci halleri tüm eylem alanında hissediliyordu. Sohbet ettiğimiz bir Arçelik işçisi, depo bölümünde çalıştığını ve bölümdeki işçilerin ortalama ayda 450–500 ytl maaş aldıklarından bahsetti. 2 aydır direnişte oldukları ve ciddi bir kazanım hissedemedikleri için canı sıkılmıştı. ‘Ama mücadele etmeye devam edeceğiz, işten atılsak bile ne kaybederiz. 450 ytl'ye bir yerlerde iş bulunur zaten' diyordu. Koç Holding'e bağlı şirketlerden birinde direnişte oldukları için burjuva basında hiç yer alamamaları da morallerini bozuyordu. ‘Arçelik işçisinin birebir yaptığı hiçbir eylem basına çıkmıyor. Ancak böyle yerlere desteğe geldiğimizde televizyona yansıyoruz'.
Eylem alanında Kocaeli Üniversitesinde yemekhane işçileri olarak greve başlayan Oleyis'li işçilerde vardı. Onlar da kararlılıkları ve bitmek bilmez enerjileriyle tüm eylemcileri harekete geçirdi. ‘Rektör şaşırma, sabrımızı taşırma', ‘Üniversite işçisi köle değildir' sloganları tüm eylem alanında defalarca yankılandı. Arçelik işçileri ile Kocaeli üniversitesinin işçileri birbirleriyle ve tersane işçileriyle dayanışma gösteren ortak sloganlar atıyorlardı.
Farklı işkollarında direnişte olan işçilerin eylem alanında kısıtlı kalsa da birliktelikten ve mücadeleden doğan güvenleri görülmeye değerdi. Bu yerellerde tek başına kalan direnişlerin birliktelikle kazanabileceğine işaret ediyordu.
Bekleme sırasında farklı tersanelerde çalışan işçilerle sohbet etme şansı yakaladık. Bu işçilerden biri Diyarbakırlı bir abiydi. Ailesinin memlekette olduğunu ve çalıştığı paranın büyük bir kısmını onlara gönderdiğini söyledi. Günlük 30 ytl yevmiye ile çalışıyormuş. Tersanedeki bir işyerinde düzenli ve uzun süreli çalışmanın mümkün olmadığından dem vurdu. Daha sonra konuştuğumuz 5 farklı işçiden de aynı durumu dinledik. En uzun çalışan 6 ayı doldurmadan işten çıkartılmıştı. Çalışanların geneli doğu illerinden çalışmak için İstanbul'a gelen işçilerdi.
Daha sonra konuştuğumuz 3 işçi de Urfalıydı. Çalıştıkları tersanede ustalar dışında kalanların 20-37 ytl arası yevmiye aldıklarını söylediler. Onların da aileleri ve çocukları memlekette kalmış. Aileleri burada olmayan işçilerin büyük bir çoğunluğu işçi pansiyonlarında kalıyor. Bir odada 6 kişi kaldıkları pansiyonlara aylık 75 ytl para ödüyorlarmış. Bir işçi; ‘Pansiyon, yemek vs. harcamalar günlük 12 ytl paraya denk geliyor. Geri kalanın hepsini eve yolluyorum. Çocuklar okuyor orada. Onlar daha iyi koşullarda yaşayacaklar' derken, konuştuğumuz tüm evli işçilerin umudunu dile getiriyordu. Gerçekten de işçiler bizi ikna etmek istermiş gibi hangi çocuğun kız hangisinin erkek olduğunu, hangisinin kaça gittiğini bir çırpıda sayıveriyordu. Mücadele etmedikleri şartlarda kendi hayatları ve hikayeleri olmayan işçiler için çocukları, onların gelecekleri gerçek bir hikayenin kahramanlarıydı.
Daha sonra konuştuğumuz Mardin'li Mehmet abi; bize kızıyorlar ama ben kız çocuklarımı da okutuyorum diyordu. Kaça gittiklerini sorduğumuzda; ‘İmam hatip, ama bizim orada kızlar belli bir yaşa kadar okur' diyordu utanarak.
Mehmet abi yaklaşık 6 senedir tersanede işçi olarak çalışıyormuş ama sadece 300 gün sigorta primi var. Bundan önce bahçe düzenleme vb. işlerde çalışarak 2000 gün prim sigortalanmış. ‘Ama tersanede öyle değil, bir girişini bir de çıkış gününü sigortalıyorlar. Bizde araştıramıyoruz. Geçen gün rahatsızlandım. O zaman ortaya çıktı. Çalıştığım günler sigortam yokmuş'.
Tüm işçiler ağız birliği etmişçesine en çok tamir gemilerinde iş cinayetlerinin olduğundan bahsettiler. Bakanın işçiler cahil, iş eğitimi alsalar da uygulayamıyorlar sözünü hatırlatınca çok sinirleniyorlar. ‘Geçen günlerde Sedat Turan isimli arkadaş boğularak öldü. Akşam mesaisi sırasında, iskelede tamir yapıyormuş. Çalıştığı yerde aydınlatma yok. Suya düşüyor ama kimse fark etmiyor. 2 gün sonra ailesi geliyor sormaya, o zaman buluyorlar cesedini. Bu mu cahillik?'
‘Tamir yaparken oksijenle levhaları kesiyoruz. Kafamızdaki baretler kağıt gibi. O tonlarca ağırlığındaki demirler kafamıza düşse nasıl sağ kalacağız. Tamir gemilerinde elektrik kabloları açıkta duruyor. Elektrik çarpmasından ölen arkadaşlarımız o kadar çok ki'.
Konuştuğumuz her işçi bu koşullarda çalışılmaz ama başka bir çaremiz de yok diyordu. Bazıları, ben geçici olarak buradayım, memlekete döneceğim derken. Bazıları çalışmak dışında bir seçeneği olmadığını söylüyordu. Ama bu zorunluluk mücadele etmelerini de engellemiyordu. Sendikaya üye olmadıkları halde Limter-İş'in direnişine destek vermek için gelen işçiler sayısı azımsanmayacak düzeydeydi.
Gözaltındakilerin katılımıyla birlikte bekleyiş sürdürüldü. Bu sırada halaylar çekiliyor ve sohbetler yapılıyordu. Saat 18:00 civarında direnişe destek vermek için gelen yeni kortejler alana yaklaşmaya başladı. Gelen her kortejle heyecan yenileniyordu. Bunların arasında Türk-İş'e bağlı Harb-İş ve Deri-İş'te vardı. Tuzla'ya gelemeyen Türk-İş'li işçiler Avrupa yakasında bir basın açıklaması gerçekleştirerek direnişe destek vermişlerdi.
Konuşmalar ve sloganlarla yeniden canlanma yaşandı. Saat 20'ye kadar eyleme destek kortejlerinin gelişi sürdü. Ama bu kortejlerin sayılarındaki sınırlılık direnişi sabah saatlerindeki kalabalığa ulaştıramadı. Özellikle siyasi partilerin ve sol sendikaların katılımında dikkat çekici şekilde bir eksiklik vardı. Bu kadar kamuoyu yaratmış bir eylem için bile gücünü toparlayamayan ekiplerin siyasi perspektiflerini sorgulamaları gerekmektedir. Kendi iç gündemleriyle işçi sınıfı mücadelelerini es geçenler, nasıl bir direnişe destek vermeyi beklemektedirler? Sistemin mezar kazıcısı ve tüm değerin üreticisi olan işçi sınıfı dışında mücadeleyi kazanabilecek başka bir sınıf bulunmamaktadır.
Eylem sürerken farklı zamanlarda tersaneden mesai çıkışları oldu. Ama işten çıkan işçilerin eylemle birleşmesini istemeyen patronlar, işçileri büyük servislere bindirerek tersane dışına taşıdılar. Eylemi değerlendirirken asıl olarak beklentiler üzerinde durmak gerekmektedir. Günlerdir gazete sayfalarında ve çeşitli televizyon kanallarında yer alan bir eylemliliğin bu kadar sönük geçmesi ilginçtir. İşçilerin yanında olduğunu sürekli tekrarlayan büyük solcu sendikalar ve odalar eyleme temsili düzeyde katılmayı tercih ettiler. Siyasi partilerin tavrına yukarıda değinmiştik. Ama yenilemek gerekirse, kendi yerel basın açıklamalarında bile 300 kişiyi toparlayabilenler, Tuzla'ya neden 50–100 kişiyle katıldıklarını siyasi perspektifleri ve işçi sınıfına destekleriyle ortaya koymaktadır.
Direnişin tersane işçilerinin çok az katılımıyla sınırlı kalması sonucun açık göstergesidir. 70 bin işçinin bulunduğu tersane işkolunda direniş dışarıdan destekle bile büyüyememiştir. Servis arabalarıyla apar topar kaçırılan işçiler direnişe katılmadıkça mücadelenin işçilerin talepleri yönünde kazanması mümkün değildir.
Umutsuzluğu değil, ancak mantıksal bir incelemeyi gerektiren bir direnişle karşı karşıyayız. Tuzla'daki işçilerin kazanımı, iş kazalarının geçiştirildiği ülke koşulları için büyük bir kazanım anlamına gelmektedir. Bu kazanımı sağlayacak güç işçiler içinde örgütlü, işçi sınıfı perspektifine sahip bir devrimci partidir. Bugünden böyle bir devrimci partiyi örgütlemeden, gelecek mücadelelerin kaderini belirleyemeyiz.
İstanbul'dan Marksist Bakış Okurları