MARKSİST BAKIŞ'TAN ODTÜ'DE BASIN AÇIKLAMASI:

"TÜRBAN KAVGASI DEĞİL SINIF KAVGASI"

Türban tartışmalarıyla emekçilerin egemenlerin iç çatışmasında taraf haline getirilerek bölünmesine ve emekçilerin gerçek gündemlerinin üstünün örtülmesine karşı kitlelere devrimci Marksist perspektifi göstermek ve ikna etmek için bulunduğumuz her alanda yürüttüğümüz çalışmayı ODTÜ'de de bir basın açıklaması düzenleyerek devam ettirdik.

Üniversitelerde türban sorunu sol için büyük bir kafa karışıklığı anlamına geldi. Solun ana gövdesi laikçi kanada eklemlendi. Bu durumun en büyük nedeni Kemalizmin Türkiye solu üzerindeki büyük etkisi. Böylece türban ve "gericilik" karşıtı eylemler düzenlendi. Buradaki gericilik kavramı bile Kemalizmden alınma. Gerçek komünistler bilirler ki kapitalist düzenin devamından yana olanların hepsi gericidir. Gericiliği sadece İslamcılarla özdeşleştirmek Kemalizmin aynı zamanda düzeni akladığı bir tavrıdır. Bu anlamda hem laikçi askeri sivil bürokrasiye hem de AKP ve arkasındaki güçlere karşı geliştirilecek üçüncü yol vardır; o da türban tartışmalarının tarafı durumuna düşmemektir. Sınıf mücadelesi hem AKP ve siyasal İslamı hem de askeri-sivil bürokrasi ile sermaye çevrelerini durdurabilecek asıl güçtür.

Marksist Bakış olarak biz ise yürüttüğümüz çalışmayla toplumdaki asıl bölünmenin "yoksulluk içinde yaşayan on milyonlarca emekçi ile onların sırtından geçinen kapitalist sınıflar arasındadır" diyerek sol içinden egemen sınıf içindeki çatışmada taraf olarak laikçi asker-sivil bürokrasi ile sermaye çevrelerine eklemlenenlere ve siyasetsiz kalanlara karşı solun egemen sınıfların manipülasyonlarından bağımsız duruşunu ve işçi sınıfının birliğini savunarak devrimci Marksist taşıyıcısı olduk.

BASIN AÇIKLAMASI METNİ:

Basına ve Kamuoyuna,

Son dönemde tırmandırılan türban kavgaları, Türkiye emekçi halklarının değil hakim sınıflarının kavgasıdır. Bizler yaşam tarzı üzerinden emekçi sınıfların bölünmesine karşı çıkıyoruz. Toplumdaki esas bölünme, yoksulluk içinde yaşayan on milyonlarca emekçi ile onların sırtından geçinen kapitalist sınıflar arasındadır. Sefalet düzeyindeki ücretler, hayat pahalılığı, işsizlik, yoksulluk, paralı eğitim ve sağlık gibi birçok sorun, türbanlı olsun olmasın bütün emekçilerin sorunudur. Emekçiler kendi geleceklerini ellerine almalı ve sömürü düzeninin geleceksizliğine karşı mücadeleye geçmelidir. Egemenlerin iktidar kavgası olan türbansa emekçileri bölmekte, onları hakim çevrelerin peşine takmakta ve son kertede emekçi halkın gerçek gündemlerinin üzerini örtmektedir.

Ülke türban tartışmalarına boğulurken AKP hükümeti, hizmetkarı olduğu yerli ve yabancı sermaye lehine emekçi halka karşı topyekun saldırıya geçmiştir. Sermayenin son saldırılarından en büyüğü halen meclis alt komisyonlarında bulunan Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası (SSGSS) yasa tasarısıdır. Emekçilerin kazanılmış haklarına açılmış büyük bir saldırı kampanyası anlamına gelen SSGSS ile sağlık sistemi paralı hale getirilirken sosyal güvenlik tamamen ortadan kaldırılmaktadır. Emeklilik ise yeni nesil emekçiler için hayalden öte bir şey olmayacaktır. AKP hükümeti, yine TÜSİAD'ın isteğiyle yeni iş yasası adı altında işçiler için hayati önemdeki kıdem tazminatlarını kaldırmak istemektedir.

Bütün baskılara ve manipülasyonlara karşı emekçiler boş durmamaktadır. Tekel, Yörsan, Tega, Arçelik, Tuzla tersaneleri ve daha birçok işletmede işçiler haklarını savunmak için direnişteler. Mücadele eden işçilere yönelik uygulanan terör egemen çevrelerin işçi mücadelelerinden ne kadar korktuğunu kanıtıdır.

TEKEL işçilerine eksi 10 derecede sıkılan tazyikli su, Tuzla'da işçi katliamlarına karşı greve çıkan işçilere yapılan saldırı ve gözaltılar, Tega ve Yörsan grevcilerine uygulanan jandarma baskısı bunun en iyi göstergeleridir.

Türban kavgalarının altına sıkıştırılan bir diğer gündem de sınır ötesi operasyonlardır. Türkiye yönetici sınıflarının izlediği militarist siyaset halklara kan ve gözyaşından başka bir şey getirmedi, getiremez. Kürt halkının dile getirdiği her demokratik talebi şiddetle ezmeye çalışan egemen sınıfın bu son operasyonları da halklar arası kardeşliğe vurulan bir darbedir. Türkiye emekçileri ve gençliğinin emekçi Kürt halkı üzerindeki baskılara karşı çıkması, kendi özgürlük ve eşitlik mücadeleleri için olmazsa olmazdır.

Türban diye ayağa kalkan askeri ve sivil bürokrasi kendi iktidarının derdine düşmüştür. Düzenli olarak pompalanan şeriat korkusuyla sosyal demokrat emekçileri de peşlerine takmak istiyorlar. Biz biliyoruz ki siyasal İslamın güçlenmesinin esas sebebi sermaye düzenidir. Deniz Gezmişleri idama gönderen güçler Abdullah Gül'ü cumhurbaşkanlığına taşımıştır. 12 Eylül cuntasında işçi sınıfını ve devrimcilerin üzerlerinde tank yürütenler komünizmin panzehiri dindir demişlerdi. Şimdi türban diye ayağa kalkanlar Türk-İslam sentezini resmi devlet ideoloji haline getirmiş, sayısız Kuran kursu ve İmam hatip açmış, yeşil sermaye diye bilinen tarikat kapitalistleri yaratmıştır. İstanbul'da 1 Mayıs'ta emekçilere savaş açanlar, Sincan'da, Yörsan'da işçilere saldıranlar İslami hareketin yükselmesinin esas sorumlusudur.

AKP de tarikatlar da onlarla iktidar kavgası verenler de emekçi halkın karşısındadırlar. Yükselteceğimiz sınıf mücadelesi, en başta AKP'yi süpürecek tek güç sınıf mücadelesidir, bu mücadele yerlisiyle yabancısıyla hakim sınıfların hepsini titretecek yeni bir siyasal iklimin doğmasına yol açacaktır.

Bu nedenle tüm emekçileri egemen sınıfın bu kayıkçı kavgasında taraf olmamaya, kendi gerçek gündemlerimizi örmeye çağırıyoruz. Yüz binlerce insan bir parça bez için değil emeği ve özgürlüğü için alanları kapladığında ülkede birçok şey değişmeye başlayacaktır. Kılık kıyafet yönetmeliklerinin peşinden koşmak değil tarikatların, para babalarının, postalın kokuşmuş düzenine karşı eşitlik ve özgürlük mücadelesi geleceği bize kazandırabilir. Tüm çabamız bu yönde olmalıdır, olacaktır.