Okur Mektubu:
TEKEL'de İşgal Var!!!
Cuma akşam saatlerinde Tekel işçilerinin fabrikalarını işgal ettikleri haberi geldi. Hepimizi heyecanlandıran bu işgalin haberleri kamuoyu tarafından bilinmiyordu tabi. Burjuva basının işçi direnişi haberlerine yaptığı sansür hepimiz tarafından aşikâr.
Cumartesi günü Marksist Bakış okurları olarak, Tekel işçileriyle sohbet etmek ve direniş-işgale destek vermek için Cevizli Tekel fabrikasına ziyarete gittik. Ama malum olduğu üzere polis ve güvenlik kordonu yüzünden fabrikaya alınmadık. Biz de fabrika yakınında bulunan Tek Gıda-iş sendika bürosuna yöneldik. Sendikadaki arkadaşlar tarafından çok iyi karşılandık. İşgal olduğunu ve işçilerle sohbet etmek için geldiğimizi söyledik. Çok mutlu oldular. Ama polisin içeriyi ablukaya aldığını, dün akşam ‘şüpheli' şekilde çıkartılan bir yangın yüzünden ‘sabotaj tehlikesi'ne karşı içeriye girişlerin engellendiğini anlattılar. Direnişin nasıl gittiği hakkında sohbet etmeye başladık. Kararlı olduklarını ve kazanacaklarını sohbet boyunca tekrarlamaları, işçi sınıfının mücadele etmekten gelen güvenlerini gösteriyordu. Türkiye çapında tüm Tekel fabrikalarında işgalin devam ettiğini ve kazanım olana kadar sonlandırılmayacağını söylediler. Kuzey Irak'a kara operasyonunun başlamasıyla Tekel direnişiyle ilgili haberlerin medyada yer bulmaması canlarını sıkmıştı. Şu cümle kararlılıklarının başka bir göstergesiydi: ‘Bizim direnişimizin üstünü örtmeye çalışıyorlar. Ama başaramayacaklar'. Fabrika işgaliyle birlikte iş yavaşlatmanın yapıldığını, 9000 devir/dk çalışan makinelerin 1000 devir/dk'ya düşürüldüğünden bahsettiler. Cevizli fabrikasında çalışan 1700 işçinin işgalde olduğunu ve işçi ailelerinin de fabrika içindeki arsada bekleyerek direnişe destek vermekte olduklarını eklediler.
Tekel işçisi arkadaş, içerideki işçi arkadaşların mücadele kararlılığından bahsederken: ‘Arkadaşlarımızın durumunu nasıl anlatalım. Ankara'daki eylemimizde bize çok sert müdahale ettiler. Panzerden sıkılan basınçlı sular yüzünden yaralanan çok arkadaşımız var. AKP binasının önündeki eylemimizde yine aynı şekilde saldırıya maruz kaldık. İşçi ablalarımıza bile tekmeler ve gaz spreyleriyle saldırdılar. Ama işçi arkadaşlarımız çok kararlı, bir görseniz hepsinin gözlerinin içi parlıyor. Biz bu mücadeleyi kazanacağız' diyordu.
Sendikadaki yoğunluk nedeniyle sohbetimizi kısa tutmak zorunda kaldık ve arkadaşlara okumaları için dergimizden bıraktık. Fabrikaya giriş yolunun açılması durumunda bize haber vermek için telefonlarımızı aldılar. Daha sonra tekrar sohbet etmek üzere sözleşerek sendikadan ayrıldık.
İşçi eylemlerinin giderek çoğaldığı, her gün başka bir direniş haberi aldığımız bir döneme girdik. Uzun süredir yaprak bile kıpırdamadığı bir dönem emekçiler ve emekçi dostları için geride kalıyor olabilir. Daha önceki direnişlerin neden kazanımla sonuçlanmadığını iyi tahlil etmeden, şimdi ki mücadelelerin nasıl kazanacağı bilinemez. Paşabahçe, SEKA ve daha birçok direniş kararlı ve mücadeleci işçiler için büyük hüsranlarla sonuçlandı. Bu direnişlerin kaybedilmesindeki en büyük neden, direnişlerin sendika bürokrasisi eliyle yerele sıkıştırılması ve toplumla bağ kurulmasına destek olunmamasıdır. Yerelde kalan direnişler, sendika bürokratları tarafından kapalı kapılar arkasında gözden çıkarıldığı veya açıkça satıldığı durumlara engel olacak gücü kendinde bulamamaktadır. Tek Gıda-İş'e bağlı Tekel işçilerinin direnişleri ve yine aynı sendikaya bağlı YÖRSAN işçilerinin direnişi birbirinden bağımsız, kopuk değildir. Bu mücadeleleri birleştirecek güç elbette sendika bürokrasisi değildir. İşçi direnişlerinin birbirleriyle ve toplumun diğer kesimleriyle bağ kurmasını amaç edinmiş, işçi sınıfının en ilerici ve uluslararası talepleri dışında bir talebi olmayan bir devrimci parti bu direnişleri büyütebilir. Bunun yanında sendika bürokrasisiyle bağlarını hızla kopartan ve direnişin öncülüğünü üstlenen devrimci işçiler mücadele bayrağını geleceğe taşıyabilir. Yaşadığımız umutsuzluk ve çözümsüzlük hissinden kurtuluş, işçi eylemlerini okula, mahalleye, işyerlerine ve tabii ki sokağa taşımaktan geçiyor.
İstanbul'dan Marksist Bakış Okurları