Referandum Yenilgisinin Ardından, Venezeula Nereye?

Venezuela anayasa değişikliği için referanduma gitti. Sonuçta %49.3'e karşılık %50.7 oyla referandumdan hayırcılar galip çıktı. Bu sonuçlar, 1998'den beri Venezuela'da sağın kazandığı ilk zafer olma özelliğini taşıyor. Sağ ve arkasındaki egemen sınıflar zafer sarhoşluğu içindeyken Chavez cephesinde şaşkınlık ve soru işaretleri hakim. Venezuela'daki sınıf mücadelesi başta Latin Amerika olmak üzere tüm dünyadaki sınıf mücadelesini etkiliyor, dolayısıyla Venezuela'da yaşananları yakından takip etmek, yorumlamak ve dersler çıkarmak büyük önem taşıyor.

Referandum ve Venezuela'da Sınıflar

Referendum süreci ülkedeki sınıf mücadelesinin daha da şiddetlenmesine ve buna paralel olarak politik atmosferin Nisan 2002'deki başarısız darbe girişiminden sonraki en gergin döneme girmesine yol açtı. Bu gerginlik, sandıktan hayır çıkmasının ardından devam edeceğe benziyor. Zira, üst sınıfların, kendine güvenlerinin artmasıyla birlikte daha da saldırganlaşacaklarına kesin gözle bakmak gerekir.

Referendum, 1999 anayasasında yapılan 69 değişikliği kapsıyordu. Bu değişiklikler, eklemeler ve mevcut anayasada yapılan düzeltmelerden oluşmaktaydı. Temel olarak Chavez'in devlet başkanı olarak yetkilerini arttıran anayasa değişikliği paketinin en dikkat çekici yanları arasında devlet başkanının görev süresini 7 yıla çıkarıp, tekrar seçilmesinin önündeki yasal engelleri kaldırması, haftalık çalışma saatini 44'ten 36'ya düşürmesi, informal sektörde çalışan emekçilerin sosyal güvenlik kapsamına alınması, merkez bankasının özerkliğinin kaldırılması ve oy kullanma yaşının 16'ya düşürülmesi gibi maddeler vardı.

Uluslararası emperyalizm, Venezuela burjuvazisi ve orta sınıfların önemli bir bölümü reform paketine karşı teyakkuza geçtiler. Venezuela'nın zengin oligarşisi Nisan 2002'de Chavez'e karşı yapılan CIA darbesinden önce de benzer bir şekilde tüm güçleriyle mücadele etmişlerdi. Bu sefer de sağcı burjuva medya referendum konusunda toplumda bir panik ortamı yaratmaya çalıştı, toplumun en ayrıcalıklı kesimleri olan üst ve üst-orta sınıflar sokaklara döküldü. Karşıt gösteriler birbirini izlemiş, olaylarda sağcı güçler genç bir işçiyi katletmişlerdi.

Uluslararası emperyalist medya da sınıf kardeşlerinin imdadına yetişerek Venezuela'daki sağcı öğrenci gösterileri ve diğerlerini otoriteryanizme ve bir despota karşı mücadele eden özgürlük savaşçıları olarak lanse etti. Anayasa değişiklikleri işlerine gelmediği için sokağa dökülen sağcı elitler, özel üniversitelerin üst ve orta sınıftan gelen öğrencileri, Katolik Kilisesi hiyerarşisi, alenen darbe çağrısı yapan CIA bağlantılı eski generaller ve devasa bir medya kampanyası yürüten büyük sermayenin toplandığı işveren örgütü Fedecamaras, 'demokratik muhalefet' olarak takdim ediliyor . Oysa kendi ayrıcalıklarını korumak için herşeyi yapmaya hazır üst sınıflar, emekçi kitlelerin kendi çıkarlarına sömürüsünün devamından başka bir şey istemiyorlar, bu uğurda Nisan 2002'de olduğu gibi askeri darbeler düzenlemeye hazırlar. Başarılı bir askeri darbenin ertesinde de neler yapabileceklerini biliyoruz. Bu konuda Pinochet cuntasının Şili'de yaptığı katliamları unutmadık. Chavez'i koltuğa kazık çakmaya çalışan bir diktatör, burjuva muhalefeti de demokrasi havarisi ilan eden emperyalist medya, diğer yandan büyük kısmı işçi sınıfından oluşan ve belki de üst sınıfların düzenlediğinden daha kalabalık geçen reform yanlısı gösterileri ise kendisine yakışır şekilde sansürlemekten çekinmedi.

Referandum Neden Yenildi?

Referendum süreci Chavez'in yaptığı reformların içinde önemli bir aşamaya tekabül ediyordu. Reformlar derinleştikçe Chavez'in bir arada tutmaya çalıştığı sınıf bloku çatırdamaya başladı. Örnek olarak, “Chavismo”'nun önemli yandaşlarından sosyal demokrat parti Podemos ile Bolivarcı koalisyonun bir parçası olan PPT , anayasa değişikliği konusunda karşı kampa geçmekte tereddüt etmedi. Temmuz'a kadar Chavez'in Savunma Bakanlığını yapan emekli general Raul Baduel de referandumda Chavezci kamptan ayrıldı. Ayrılmakla da kalmayıp orduda yapılacak yeni düzenlemeler konusunda yetkilileri uyardı. Baduel'in karşı kampa geçmesi çok önemli, zira Baduel Chavez'in Bolivarcı Devrim Hareketi'nin kurucu üyelerinden. Yani Chavez'le beraberliği 1980'lere kadar uzanıyor. 1992'de Chavez'in düzenlemeye çalıştığı başarısız darbe girişimine koşulların uygun olmadığı gerekçesiyle katılmasa da 1998'deki seçim zaferinden önce Chavez'e katıldı. 2002'de Chavez'e karşı CIA'in düzenlediği darbede Chavez'i darbecilerden teslim alan silahlı birliklere önderlik eden kişi yine Baduel'di. Chavez'in “21.yy sosyalizmi” projesine sadık olduğunu daha önceleri birçok kez dile getiren Baduel'in bu dönüşü söz konusu sınıfsal çatlağın derinliğini göstermenin yanında, ordudaki bölünmeye de işaret ediyor ve olası bir askeri darbenin mayalanmakta olduğu şüphelerini akla getiriyor. Hatta Baduel'i Venezuela'nın Pinochet'i diye adlandıranlar mevcut. Ayrıca, “Chavezci” valiler, belediye başkanları ve diğer üst düzey bürokratlar ikiyüzlüce davranıp alttan alta referandumda hayır kampına oynadıkları ve genel olarak da sürecin radikalleşmesinden rahatsız oldukları biliniyor. 1980'ler Nikaragua'sında da benzer süreçler yaşanmış küçük burjuva bir programa sahip Sandinist koalisyonun daha ılımlı kesimleri bir süre sonra karşı kampa geçmiş ve bu da Sandinisterin çözülüşünü hızlandırmıştı.

Chavez'in Reformcu Yolu Tıkanıyor Mu?

Bu durum, Chavez'in 21.yy sosyalizmi projesinin sınıfsal-politik içeriği ile doğrudan ilgili. Chavez, Venezuela'daki kitlesel devrimci yükselişin ürünü olarak 1998 seçimlerinde iş başına geldi. Temel hattı, kent yoksullarını, işçi sınıfını, köylüleri, bir kısım orta sınıf ve hatta kimi milliyetçi bürokrat ile küçük ölçekli sermaye gruplarını popülist bir söylem etrafında birleştirmekti. Chavez, kitle radikalizminin sonucu olarak giderek daha fazla sola kaydı ve Venezuela iş çevreleri, ABD ve iyi halli orta sınıflarla çatışmaya girmeye başladı. Chavez'e alt sınıflardan gelen yüksek destek ve Chavez'in halk hareketini son kertede düzen sınırları içerisinde tutması nedeniyle egemen sınıflar Chavez'e ne kadar diş bileseler de göz yummak zorunda kaldılar. 2002'de düzenlenen başarısız darbe girişimi bu konuda onlar için bir ders niteliğindeydi, çünkü halk ayaklanmış ve başkanlık sarayını kuşatmıştı.

Dediğimiz gibi burjuvazi ve emperyalist sistem Chavez'e göz yummak zorunda kalsa da onu ve onunla beraber sınıf hareketini ezmek için fırsat kolladığı kesin. Bunun için en başta Chavez'in arkasındaki sınıf blokunun çatlaması, ordunun darbeye hazır hale getirilmesi ve hepsinden önemlisi emekçi halkta kayıtsızlığın hakim olmaya başlamasını bekliyorlar.

Sorunun kaynağı Chavez'in “21.yy sosyalizmi” diye adlandırdığı çizgisinden kaynaklanıyor. Bu çizgi sol reformist bir hattan başka birşey değil. Olağanüstü koşullar bu çizginin yaşam şansı bulmasını sağlasa da bu çizgi düzenden kopamayan sol reformizmin bütün açmazlarını bünyesinde taşıyor. Tıpkı Şili'nin Allende'si gibi. Bir yandan kitle hareketinin basıncıyla daha da sola kaysa dayanmaya çalıştığı sınıfsal ittifak çökecek, diğer taraftan ılımlı politikalar ise kitle hareketinde tatminsizlik ve kayıtsızlığı geliştirecek, bu da karşı devrimin en çok arzuladığı şey. Böylelikle etkili bir darbe balyozu indirebilecek. Öte yandan düzenden tam kopamayan sol reformizm bağımsız kitle hareketinden de çekinir. Chavez işte bu ince ipteki tehlikeli dansını devam ettiriyor.

Son referandum sürecini bu açıdan inceleyelim. Venezuela hakim sınıfları ve emperyalizm sınıf düşmanlarının zayıf bir anını bulduklarını hissettiler, bu doğrultuda karşı devrim tüm güçlerini mobilize etmeyi başardı. Çok etkili bir seçim kampanyası ve medya basıncı oluşturdular. Kendi sınırlı ve kemik seçmenlerini topyekün sandığa taşımakla kalmayıp asıl büyük hamleyi ezilen sınıfların daha geri kesimlerinde çekimserliğe yol açarak yaptılar. Referandumdaki hayır oyları başkanlık seçimlerindeki Chavez karşıtı oylara göre sadece 200 binlik bir artış gösterirken Chavez cephesi tam 3 milyon oy kaybetti. Bu kayıplar sandığa gitmeyenlerden oluşuyordu. Oy kullanma oranı sadece %56 olabildi.

Devrimci Marksizmin bütün devrimlerde ispatlanan görüşü şudur: devrimci dalga sürekli atılım içerisinde olmak, gücünü etkili bir şekilde kullanmak zorundadır. Devrimlerde kaypaklığa, kararsızlığa, korkaklığa yer yoktur ki bunlar Chavez'in küçük burjuva programının temel özellikleridir. Devrim önüne çıkanları ezerek yoluna devam etmelidir. Olaylarda yaşanan bir kırılma, her an tepetaklak aşağı düşüşü beraberinde getirebilir.

Sözgelimi burjuvaziye tanınan basın özgürlüğü, küçük burjuva bir iktidarsızlıktan başka bir şey değil. Chavez bunu demokrasi adına kendisi için bir övgü olarak kullanmaya çalışıyor. Oysa halkın büyük kısmını oluşturan emekçi sınıfların dev medya kartelleri yok. Özgürlük tanınan burjuva medya ise karşı devrimin koçbaşı. Çok “özgürlükçü” olan ikiyüzlü burjuvalar fırsatını yakaladıklarında Chavez'i ve emekçi halkı ipe göndermekte, katliamlara imza atmakta tereddüt etmeyecektir. Burjuva basının emekçi halka devri, devrimin kendisini savunmasından başka bir anlama gelmez. Burjuva hukuk kurallarına, burjuva mülkiyet ilişkilerine sadık kalarak burjuvaziye ne karşı nereye kadar mücadele verilebilir. Devrim bu kadar güdük birşey olamaz.

Öte yandan Chavez'in gerçekleştirmeye çalıştığı reformların kent yoksullarına ne kadar ulaşabildiği de tartışmalıdır. Valiler, belediye başkanları, diğer üst düzey yöneticilerden oluşan türedi Chavezci bürokrasinin sosyal yaşamda etkili bir konumda olduğu biliniyor. Bunlar bir yandan makamlarının ayrıcalıklarını sınırsız bir şekilde kullanır, Venezuela burjuva sisteminin değişmez karakteri rüşvete gırtlaklarına kadar batarken diğer yandan da halk hareketinden ve Chavez'in daha da ileri gitmesinden ödleri kopmaktadır. Yolsuzluk, rüşvet, otoriter eğilimler, iltimas, baştan savma ve savsaklama ile reformların alıcılarına ulaşamaları önünde ciddi bir engel olarak duruyorlar. Örnek olarak sosyal konutların sayısı söz verilenin çok altında kaldı, eğitim fonlarına ve sağlık alanındaki yeni yatırımlara ihtiyaç sahipleri genellikle ulaşamadılar. Referandum öncesinde emekçi halkın belki de en önemli gündemi temel gıda maddelerine ulaşma sorunuydu. Çürümüş burjuva politik ve bürokratik düzleminin reformların yaşama geçmesi önünde bile engel oluşturduğunun ve Chavezci iktidarın çelişkilerinin kanıtlarıdır bunlar.

Yenilginin Sonuçları

Bu yenilgi, Venezuela emekçi sınıfları için alarm verici bir gelişmedir. Emekçi yığınlar kendi mücadeleleri içinde, Chavez projesinden bağımsız, sınıfın öncü çekirdeğini örgütlemek zorundadırlar. Chavez hattı düzenden kopacak sınıf bileşimine sahip değildir. Bolivarcılık ya da 21.yy sosyalizmi rotası burjuva üretim ilişkilerini dağıtamayacağını çoktan kanıtladı. Bugün Venezuela'da ekonomideki özel sektör payı Chavez'in iktidara geldiği 1998 yılından daha fazladır. Son anayasa değişikliği paketi de son kertede burjuva özel mülkiyete ve kapitalist işleyişe ters olmadığı oranda düzenle uyuşuyordu. Referandumu devrimciler açısından önemli kılan değişikliklerin mahiyeti değil, sınıflar arasındaki güçler dengesinin yeniden şekillenmesinin referandum aracılığıyla gerçekleşmesiydi.

Devrim ve iktidarın emekçi halka devri gerçekten isteniyorsa, sınıfın öncü örgütlenmesi zorunludur. Aksi takdirde Chavez kuyrukçuluğu kitlelerin çıkmaz sokağına dönüşüyor. Olası bir ABD destekli darbe, Chavez ile birlikte tüm Venezuela sınıf hareketini ezecektir. Bu tespit şöyle de okunabilir: karşı devrimciler karşısında Chavez iktidarı korunmalıdır, ama bu, aslında sınıf hareketinin korunması anlamına gelir. Karşı devrimciler karşısında Chavez'i savunmak için harekete geçen kitlelerle omuz omuza vermeyen devrimciler sol komünizm tuzağına düşüp kendilerini izole ederler ve öncü proleterleri bağımsız Marksist bir sınıf örgütü inşa etmeye kazanamazlar. Sınıfın öncüleri, ancak, hakim sınıflara karşı emekçilerle omuz omuza dövüşerek, onları Chavez kuyrukçuluğundan koparılıp Marksist geleneğe kazanılabilir. Sol sekterlik ve opurtunizm madolyonun ikiyüzü gibi devrimci süreci tıkayacak çıkmaz sokaklardır. İşçi sınıfının sınıf uzlaşmazlığı ve uluslararası devrim programı ile donanmış öncü örgütünü yaratma hedefinden bir an için bile uzaklaşılamaz. Devrimin kaderi böyle bir öncü örgütünün örgütlenip örgütlenmemesine bağlıdır.