A.Ü Yemekhane İşçilerinin Mücadelesi Başarıya Ulaşmıştır

20 Ekim 2008

A.Ü yemekhanelerinde taşeron TADAL bünyesinde çalışan işçiler giriştikleri mücadelenin neticesinde son yıllarda benzeri olmayan bir zafere ulaştılar. Bu mücadelenin öyküsü, çıkarılması gereken birçok dersi kapsaması bakımından ayrıca önemlidir.

Yaklaşık 120 işçi A.Ü yemekhanelerinde taşeron şirket TADAL bünyesinde çalışmaktalar. Samsun çıkışlı olan TADAL başta ordu bünyesinde olmak üzere ülkenin birçok yerinde ihale almakta toplamda 1200 işçiyi sömürmektedir.

Bunlardan A.Ü yemekhanesinde çalışanlar ilk başkaldıranlar oldu. Tabakçılar, garsonlar, aşçılar ve aşçı yardımcıları ile aşçı başları 500ytl asgari ücretten 1 milyara kadar değişen rakamlarda ücretlendirilmekteydiler. Bu sefalet ücretlerinin ödemeleri bile aksatılmakta TADAL sinekten yağ çıkarmaktaydı. TADAL bünyesinde buna ilk başkaldıranlar AÜ yemekhane işçileri oldu, bu da boşuna değildi. Yemekhanedeki mücadeleci işçiler temas kurabilecekleri muhalif öğrencilerle düzenli temas halinde idiler. İlk mücadele girişimleri geçtiğimiz bahar aylarında yaşandı. DİSK'e bağlı OLEYİS sendikasında örgütlenmeye çalışan işçiler amaçlarına ulaşamadılar. Bunda mücadelenin doğru önderlikle buluşamaması ve bundan kaynaklanan sağlam bir örgütlenme faaliyetinin bulunmaması gibi zafiyetler belirleyici oldu. TADAL patronu bundan gereken sonuçları çıkarmıştı. Okulların kapanmasıyla mücadelenin başını çeken işçileri işten çıkardı. Diğer işçiler üzerinde de artık baskı ve sömürü arttırılacaktı. İşçiler bir buçuk ay gibi uzun bir süre ücretsiz izine gönderildi. İşten atmalar öne çıkan diğer işçilerle devam ediyordu ayrıca patron daha zinde bir kadro yaratma bahanesiyle tüm işçileri işten çıkaracağını duyurdu. Artık ekim ayına gelinmişti üstelik iki aylık maaşlar da ödenmiyordu. Bunun dışında müdürlerin işçiler üzerindeki iftira ve aşağılamalara dayanan tutumları başta işten çıkarılan işçiler olmak üzere ileri işçileri harekete geçirdi.

Marksist Bakış yoldaşlarının işçilerle tanışıklığının ise uzun bir mazisi bulunmakta idi. Güvene dayanan bu ilişkinin neticesinde mücadeleci işçiler yoldaşlarla irtibata geçtiler.

7 işçiyle yapılan uzun görüşmenin sonucunda mücadelenin nasıl bir seyir izleyeceği tartışıldı ve sağlam bir strateji oluşturuldu. Buna göre işten çıkarılmaların hızına yetişebilmek için derhal yemekhane boykotuna başlanmalı, işçilerin bu boykota muhalif öğrencilerle beraber en önden katılması, ardından da işçilerin fiili olarak üretimi durdurması gerekliydi. Bunun için de daha geriden gelen işçilerle tek tek görüşülmeli ve mücadeleye kazanılmalıydı. Büromuzda yapılan ilk toplantıda geliştirilen mücadele stratejisine kendisini de ikna ettikten sonra tüm gücümüzle boykota ve öncü işçilerle beraber diğer işçileri kazanmaya yöneldik.

Yemek boykotunun anlamı TADAL patronunu doğrudan ekonomik alandan dize getirmekti. Bayramdan önceki iki günde Cebeci kampüsünde başlayan boykot diğer devrimci yapıların katkılarıyla hızla başarıya ulaştı ve boykota katılım yüzde yüz oldu. Özellikle işçilerin en önde öğrencileri boykota çağırması boykotun başarısında başat rolü oynadı. Boykota katılımın sağlanması belirgin bir duyarlılık ve etkili bir çalışma gerektiriyordu çünkü dört çeşit yemeği işçiler ve diğer çalışanlar son derece uygun bir fiyata 1.5 ytl'ye yemekte idi. Şirkete giden paranın geri kalanını üniversite sübvanse ediyordu. Bu durumda boykotun başarısı başlı başına bir mesele haline geliyordu. Gerek öğrencilerin duyarlılığı gerekse de çalışmanın gücü Cebeci kampüsünde mücadelenin başlangıcını çok başarılı hale getirdi.

Boykotun değerlendirme toplantısı AÜ meclisinin temellerinin atılmasını beraberinde getirdi. Meclis, öğrenci ve işçilerin sürecin işleyişini kontrol ettikleri bir serbest kürsüye dönüştü. Meclisin ilk toplantılarına katılan şirket müdürlerine işçi ve öğrenciler ilk önce ağızlarının payını veriyor ardından da onları toplantılardan kovuyorlardı. İşçiler gün be gün ilerlediler, kendilerine güvenleri mücadele içerisinde her geçen an arttı. İçlerinde bazıları önemli bilinçsıçramaları yaşayacaktı.

Meclis, derhal mücadelenin taleplerini kamuoyuna duyurdu. Buna göre işten çıkarılan işçiler işsiz kaldıkları dönem sürecindeki hakları saklı tutularak işe geri dönecekler, TADAL patronun işçilere imzalattığı önceki kölelik sözleşmesi yırtılacak ve yerine işçilerin haklarını koruyan yeni bir sözleşme geçirilecek, TADAL bünyesindeki farklı işletmelere işçilerin sürgün edilmesi uygulaması kaldırılacak, sağlıksız ve kalitesiz gıda alımı durdurulacak…

Boykotun sadece Cebeci kampüsünde elde ettiği bu iki günlük başarı derhal patronu geri adım attırdı, ödenmeyen bir aylık maaşlar bayram öncesinde işçilere ödendi. Patron hem işçilerin kararlılığından korkmuş hem de buna karşı bir hamle yaparak işçilerin kararlılığını kırmak istemişti. Gerçekteyse tam tersi oldu. Patronun ödenmeyen maaşları alelacele ödemesi işçilere ne kadar güçlü olduklarını gösterdi ve kendilerine duydukları güvenin artmasını sağladı. İşçiler kararlıydı sonuna kadar gideceklerdi.

9 günlük bayram tatili bir handikap gibi gözükse de bunun gerçek bir fırsat olduğu mücadelenin seyri ile birlikte anlaşılacaktı. Bu süreç içerisinde işçilerle durmaksızın görüşmeler yapıldı. İşçiler kalabalık gruplar halinde birçok kez Marksist Bakış bürosunda biraraya geldiler. Bir yandan mücadelenin seyri en ince ayrıntısına kadar tartışılırken diğer yandan işçi sınıfı mücadelesinin tarihselliği ve genel amaçları konusunda işçilerle uzun sohbetler yapıldı. Bunların yanı sıra büroda düzenlenen seminerler, video ve sinevizyon gösterileriyle eğitim çalışmalarına hız verildi. Bu arada işçilerin çok büyük bir bölümüne ulaşmıştık ve aramızda güçlü bağlar kurulmuştu. İşçilerin aralarındaki güvensizlikler bir bir aşılıyor, daha geriden gelen işçi grupları daha önceden geçilen yolları peşi sıra kendi deneyimleriyle geçiyorlardı. Patron adamı olarak toplantıdan çıkarılan bir işçi mücadelenin daha sonraki aşamalarında en öne çıkan işçilerden biri haline gelebiliyordu örneğin.

Bayram dönüşünde boykot A.Ü yemekhanelerinin tamamına yayılmalıydı. Tandoğan'da bulunan Fen Fakültesi merkez yemekhanesi, Eczacılık ve Diş Fakültesi yemekhaneleri ile Tömer yemekhaneleri, Dışkapı'da Veterinerlik ve Ziraat Fakülteleri yemekhaneleri, Sıhhiye'de DTCF yemekhanesi, Tıp Fakültesi ve Morfoloji yemekhaneleri, Mediko yemekhanesi, İlahiyat fakültesi yemekhanesi ve Gölbaşı'ndaki hazırlık okulu yemekhanesi boykotla durdurmalıydı. Bunlardan hazırlık yemekhanesi Gölbaşı'nın çok uzak olması nedeniyle, İlahiyat Fakültesi ise dekanlığın engellemesi nedeniyle boykota katılamadı. Cebeci olayların merkezi olarak boykota hep yüzde yüz desteklemekle beraber bayram dönüşü ikinci gün işçilerin iş bırakması nedeniyle boykot yerini fiili greve bıraktı. İşçilerin fiili grevi daha sonra Tıp, Morfoloji ve DTCF'de de gerçekleşti. Buradaki işçiler boykotun devam ettiği yerlere sevk edilerek buralarda da boykotun başarısını arttırdılar. Zaten bu sayılan yerlerden öğrenci hareketinin belirleyici olduğu yerler sadece Cebeci ve DTCF idi. İşçiler boykotta zaten hep öndeydiler, özellikle Cebeci ve DTCF dışında öğrencilerin bu mücadeleyi kendi güçleriyle yürütmeleri mümkün olmazdı. Sonuçta işçilerin ve öğrencilerin birlikte mücadelesi Gölbaşı ve İlahiyat dışında TADAL patronunu pes ettirecekti.

Her günün sonunda durumu değerlendirmek için Cebeci'de buluşuldu. DTCF ve Tandoğan'dan gelen işçiler ve öğrenciler olarak Cebeci kampüsüne yürüyüşlerle girdik. Sloganlarımız “Zafer Direnen Emekçinin Olacak”, “Birleşen İşçiler Yenilmezler”, “TADAL İşçisi Direnişin Simgesi” vb oldu. Bu yürüyüşlerin birinde polis baskısı altındaydık ve üniversitenin özel güvenlik birimleriyle itişe itişe okula girdik. Aynı gün yapılan basın açıklaması, sermayeye yönelik devrimci dayanışma mesajları ve sınıf bilincinin süzülmüş ifadeleriyle doluydu.

Meclisin değerlendirme toplantılarının ardından da işçilerle birçok kez büromuza gidiyor ve gecenin geç saatlerine kadar büroda sohbet ediyorduk. Sabah ise saat 6.30 gibi uyanmak durumundaydık.

Boykotun greve dönüşmesiyle mücadele daha da güçlendi. İşçilerin en yeni katmanları da mücadeleye katıldılar. Zaman zaman özel güvenlik ve dekanlıklar büyük sorunlar çıkarsa da işçiler bunlara aldırmadan yollarına devam ettiler.

Hafta bittiğinde mücadelenin greve dönüşmediği yerlerde boykot artık büyük prestij kazanmıştı. Hem çalışanlarda hem de öğrencilerde boykota destek çok büyüktü. Ve haftasonu mücadelenin daha da uzaması ihtimaline karşı ileri işçilerle beraber daha büyük kavgalara hazırlıklara giriştik. Büromuzda buluşup mücadele türküleriyle dayanışmamızı perçinledik.

Pazartesi günkü grev ve boykot tam anlamıyla kusursuz gerçekleşirken rektörlükten görüşme talebi geldi.

Taşeron TADAL hukuki olarak alt işveren pozisyonundayken AÜ rektörlüğü üst işveren durumundaydı. Taşeron sistemine en başından beri karşı olan bizler için taşeron şirket muhatap olarak kabul edilemezdi. Başından beri bu bilinçle yürüttüğümüz mücadelenin ürünü olarak rektörlükle görüştük. İşçi temsilcileri, sendika uzmanı ve öğrencileri temsilen bir yoldaşımızdan oluşan temsilcilerin rektör danışmanı ile yaptığı görüşmenin sonucunda rektörlük tüm taleplerin kabul edildiğini duyurdu. Böylelikle yeni haftanın bu ilk gününün akşamı bir zafer kutlamasına dönüştü.

Anlaşmaya göre Salı günü işçiler temizlik yapacaklar, Çarşamba günü ise işbaşı yapılacaktı. Diğer taraftan verilen sözler tutulacak mıydı? Mücadelenin kazanımları gerçek hayata nasıl yansıyacaktı?

İşçiler, kendilerine karşı sistematik olarak sömürücü zihniyetin en çirkin örneklerini sergileyen müdürlerin işyerinden uzaklaştırılmasını istiyorlardı. Ayrıca sürgünlere son verilmesini ve eskiden beri çalıştıkları yemekhanelerde oynama olmamasını şiddetle talep etmekteydiler. Diğer taraftan Salı günü sabahtan şirketin müdürleri mücadeleci çalışanların Tandoğan'da çalışanlarını bulundukları yerlerde azınlığa düşecek şekilde dağıtma girişiminde bulunmuş, ayrıca en çok tepki duyulan müdürler eski üsluplarıyla karşılarına çıkmıştır. Bunun sonucu olarak işçiler özellikle de Tandoğan'da çalışanlar Salı sabahından itibaren büyük bir huzursuzluk içinde bulunmaktaydılar.

Bu durum Salı akşamki meclis toplantısında kendisini gösterdi. Genç işçiler huzursuzluklarını ifade ederken, Tandoğan'daki işçilerden (mesai bitiminde onlarda toplantıya katılacaklardı) gelen haberler işçilerin eski müdürlerle tartıştığı işveren hısım akraba ilişkileri ile işe aldığı yeni işçilerle de sorun yaşadıkları yönündeydi. Tandoğan'daki işçiler müdürün çağrılarını reddederek onlarla konuşacakları bir şey olmadığını belirterek müdürün toplantısını terk etmişler ve Cebeci'deki işçileri gövde gösterisi için Tandoğan'a acil olarak çağırmaktaydılar. Böylelikle mücadeleci işçilerin birliği tekrardan gösterilecek ve patrona işçilerin kazanımlarının arkasında olduğu mesajı iletilmiş olunacaktı. Bu talep büyük haklılık içerdiği gibi çalışanların moralinin yüksekte tutulması, kazanımlara sahip çıkılması ve zafer havasının sürmesi için büyük önem taşıyordu.

Bu talep Cebeci'deki meclis toplantısına yansıdığında doğal biçimde işçiler ve öğrencilerin çok büyük kısmı ayaklandılar ve Tandoğan'a doğru yollanmaya başladılar. Ne var ki direniş boyunca ortalarda gözükmeyen DİSK'e bağlı Nakliyat-İş sendikacıları bu atılımı durdurmaya çalıştılar. Onlara göre müdürün kim olacağına patron karar verirdi, rektörlükle yapılan anlaşma tehlikeye atılamamalı işçiler fazla ileri gitmemeliydi. Oysa işçiler ve öğrenciler en başından beri güçlerini fiili meşru zeminden almışlardı. Patronun yetkileri temelinde mücadeleye bakılsaydı mücadelenin bir zemini kalmazdı. Nakliyat-İş sendikacıları Oleyis uzmanı Mahsun Turan'ı da bir köşede ikna ettikten sonra büyük tartışmalar baş gösterdi. Nakliyat-İş sendikacılarına işçiler hiç güvenmedikleri gibi sabahleyin işçilere karşı otoriter ve buyurgan tavırları özellikle tepki çekmişti. İşçiler bu yüzden Nakliyat-İş sendikacılarını dinlemezlerdi, diğer taraftan Mahsun Turan'ın onlara katılması sert tartışmaları beraberinde getirdi. İşçiler şiddetle Tandoğan'a gitmek isterken sendikacılar geri adım atıyorlardı. Biz işçilerin isteklerin dile getirirken sendikacılarla aramızda kavgaya ramak kaldı. Tandoğan'daki işçiler tartışmaların uzaması üzerine öfkeyle Cebeci'ye geldiler ve Nakliyat-İş'li sendikacılar onların gelişleriyle seslerini çıkaramaz oldular. Nitekim işçi ve öğrenciler ertesi sabah Tandoğan'a giderek şirket temsilcilerine kararlılıklarını bir kez daha gösterdiler.

Gerek işçilerin önceki gece müdür toplantısını protesto ederek terk etmeleri gerekse de sabahki mücadeleci gözdağı Tandoğan'da kazanımların elde tutulmasını sağladı. İşçiler dağıtılmadı ve kendi yerlerinde kaldılar. Grev kırıcı olarak işe alınan işçiler, kendilerine kardeşçe birlikte çalışma çağrısı yapılmasına rağmen işten ayrıldılar. İşçi kadrosu mücadeleci işçilerin belirlediği kadro oldu. En sevilmeyen bölge müdürü uzaklaştırıldı ve Tandoğan'da işçiler büyük bir güven kazanarak işbaşı yaptılar.

Önceki geceki olumsuz tartışmada Marksist Tutumcu arkadaşların DİSK'in çatısı altında toplanmak türünden tavırları kendilerinin sendikal bürokrasiyle nasıl ilişkilendiklerini gözler önüne serdi. İşçilerin talebi ve mücadeleci çizginin gerekleri, sendikal bürokrasiyle sarmaş dolaş olmuş bu grubun pek ilgisini çekmemişti anlaşılan.

Bunun dışında mücadelede devrimci dayanışmaya gölge düşüren tavırlar TKP'den geldi. Tandoğan'da belirleyici bir rol oynayabilecek olan TKP'liler boykota zarar verecek şekilde güya hocaların ağzından “öğrencilerin için aralarında PKK'lılar var, şehitler veriyoruz duygusal bir dönemdeyiz, boykotu bir an evvel bitirin” provokasyonunu işçilere anlatmakta bir sakınca görmediler.

Bu mücadele, başarısı ve dersleriyle diğer işçilere örnek oldu. Sayısız kurum ve kişi direnişe desteğini açıkladı. İstanbul Üniversitesi'nde taşerona bağlı çalışan yemekhane işçilerinin forumundan AÜ'deki başarıdan ne kadar ilham aldıklarını görmek mümkün.

Akıntının tersten aktığı, sınıf mücadelesinin zayıf olduğu böyle bir dönemde, taşeron gibi esnek, sendikasız, soysal hakların yok sayıldığı bir çalışma sisteminde kısa sürede böyle bir başarı sağlanması daha nice mücadelelere ilham olacağı aşikardır.

İşçi sınıfının birlik olup mücadele için ellerini dost omuzlara uzattığı örneklerde dün de bugün de yarın da zafer doğru önderlikle elle tutulur hale gelebilir.