Ölümünün 7. Yılında Ahmet Kaya'nın Anımsattıkları
Kapitalizmin toplum üzerinde kendini meşrulaştırmak için kullandığı en etkili yöntem kendine ait bir kültür yaratmak ve bu kültürün toplumun en alt kademelerine kadar nüfuz etmesini sağlamaktır. Bu sayede kapitalizmin pervasızca uyguladığı sömürü ve adaletsizlikler politikası toplumun gözünden kaçırılmakta ve devamlılığını sağlamaktadır.
Egemen sınıfların kültürü bugün toplumu bireyciliğe, gösterişe ve yozlaşmaya sürüklemekte ve genç kuşakların beyinlerini popülarizm girdabında eritmektedir. Kültür toplum içerisinde dayandıkları sınıfsal temellere göre şekillenir ve etkisini bu yönde gösterir. Bizlerde açık bir şekilde görüyoruz ki, bu topraklarda, magazin programlarının, burjuva medyanın, kapitalist yozlaşmanın bize dayattığından daha zengin bir kültürel miras vardır. Özünü kimi zaman ezilen halkların kimliğinde kimi zamanda emekçilerin mücadelesinde bulan bu “alternatif” kültür üzerinde sistemin asimilasyon ve baskı araçları geçmişten beri işlemektedir. Şimdiye kadar bu kültürel zenginliğin temsilcileri Nazım Hikmet'ler, Ruhi Su' lar, Yılmaz Güney'ler, Ozan Emekçi'ler ve aklı hafızalara kazınmış pek çok isim düzen tarafından baskılara, sürgünlere maruz bırakılmış veya ölüme terkedilmişlerdir.
Bundan tam yedi sene önce, egemen sınıfların bu amaçlar doğrultusunda hedef haline getirdiği bir isim daha Fransa'da sürgünde bulunduğu sırada sessizce ölümü karşılamıştı. 80 darbesinin karanlığında başlayan sanat hayatında muhalif müziğe yeni bir boyut kazandırmış ve Kürt halkının isyankar sesi olan Ahmet Kaya, ödül için çağrıldığı bir gecede söyledikleri üzerine açık hedef haline getirilmişti.
Ahmet Kaya o gece yaptığı konuşmada Kürtçe bir klip yapacağını ve Türkiye'de de bunu yayınlayacak insanların olduğunu belirtmişti. Sonrası hepimizin bildiği gibi…Magazin programlarında hergün değiştirdiği sevgilileriyle, gittiği tatillerle, dedikodularıyla gündeme gelen ve bu topraklarda yaşanan yoksulluğa, açlığa, zulümlere nazire yaparcasına aldıkları gecelik ücretlerle toplumdan ne kadar uzak olduklarını gösteren birkaç kendini bilmez “sanatçı” müsvettesi; kendi yozlaşmışlıklarını milliyetçi histerilerle donatarak toplumun gözdeleri haline gelmişlerdi. Öyleki bunlar ödülsüz kalmamış ve burjuvazinin tekelci medyasından övgü üstüne övgü almışlardır. Bugünde sermayenin kuklası olduğundan şüphe duymadığımız Ertuğrul Özkök bu olaydan sonra yazdığı yazıda şunları dile getirmiştir: “ O gece orada birçok gerç ek sanatçı vardı.Her biri Türkiye'nin yüzünün akıydı, Türk halkının hayatının güzelleşmesi için çok güzel şeyler yapmıştı. Bütün bunlar içinde bir tek çirkin adam çıktı. O da ne yazık ki Ahmet Kaya idi.” Daha sonra Hürriyet gazetesi tarafından Ahmet Kaya'nın daha önce söylediğini iddia ettiği şarkılar dillendirilmiş ve başlatılan linç kampanyasının hedefinin Ahmet Kaya'dan çok Kürt halkının kültürel hak talepleri olduğu açıkça görülmüştür. Burjuva medyanın bir başka kuklası Bekir Coşkun tarafından dile getirilen bu sözler tüm bunları kanıtlar niteliktedir: “ Geceden Ahmet Kaya 'yı ise ‘‘bölücülük'' yaptığı için kovdular. Aslında ben Ahmet Kaya' yı sevmem. Böyle birleştirici-bütünleştirici bir gecede kalkıp bölücülük yaptı diye kovulması da umurumda değil. Bir sanatçı, halkına kötü mesajlar veriyorsa, toplumuna kötü örnek oluyorsa kovulur .”
Bu açıklamalardan da görebileceğimiz gibi bugüne kadar Kürt halkının anadilini istediği şekilde kullanabilme, kendi kültürünü istediği şekilde yaşayabilme hakkı bugüne kadar bölücülük olarak nitelendirildi. Kürtlere anadilde yayın adı altında televizyonda yayınlanan 5-10 dakikalık görüntüler sadaka niyetine bahşedildi. Fakat Magazin Gazetecileri Derneği'nin gecesinde Ahmet Kaya'nın başına gelenler, sokaklarda devlet ve toplum tarafından adeta sıradan görülmeye başlandı. Cep telefonunda Kürtçe müzik çaldığı için, sokakta Kürtçe konuştuğu için lince uğrayanlar toplum nezdinde milli duyguları galeyana getiren insanlar olmaktan öte bir öneme sahip olmadı. Bizler açık şekilde belirtiyoruz ki, başkasını ezen toplumlar asla özgürleşemezler. Bugün Kürt halkına göstermelik haklar verilmekten vazgeçilmeli ve ezilen halkların bu topraklarda eşitlik ve özgürlük içerisinde yaşayabilecekleri bir ortam yaratılmalıdır. Egemen sınıfların şovenizmi destekleyen politikaları kesilmediği ve azınlıklara hakları olan özgür ortam yaratılmadığı sürece, Kürt halkına ve onların sorunlarını dile getiren sanatçı, aydın ve siyasetçilerine yönelik saldırıların arkası kesilmeyecektir.
Kürt sorunu Ahmet Kaya'nın öldüğü günden bugüne çok farklı boyutlara taşındı. Egemen sınıfların kan üzerinden yaptığı siyasetler toplum üzerinde ciddi bir şoven dalga yarattı. Yükselen şovenizmin nelere yol açabileceğini gözlemleyebileceğimiz pek çok örneğe sahibiz. Hayatın bir ironisi olsa gerek, bu örneklerden biri de Sakarya'da Ahmet Kaya tişörtü giyen inşaat işçileri üzerinde gerçekleşmişti. Bu durum sadece toplumda farklılıklara yönelik saldırganlığı tetiklemekle kalmamış, kültürel boyutta da farklılıkların üzeri örtülmek istenmiştir. Bugün topluma egemen sınıflar tarafından topluma biçilen kılıf Türk milliyetçiliğinin sınırlarını aşmamaktadır. Fakat daha öncede belirttiğimiz gibi bu topraklar üzerinde geçmişin getirdiği kültürel ve tarihsel birikim bu sınırları delip geçecek kadar geniştir. Böyle durumlarda da Ahmet Kaya örneğinde de gördüğümüz gibi egemen sınıfların baskı araçları devreye girmektedir. Geçtiğimiz yıl Hrant Dink suikastinde de egemen sınıfların toplumun etnik azınlıklarına bakış açısını çok yakından görme imkanı bulmuştuk. Arada sadece ufak bir fark bulunmaktadır. Hrant Dink cinayetinde devletin besleyip büyüttüğü faşist çeteler, Ahmet Kaya “cinayeti”nde ise egemen sınıfın toplumsal bilinci bulandırmak adına yarattığı popüler kültürün ikiyüzlü temsilcileri işbaşındaydı.
Enternasyonalist devrimciler olarak bizlere önemli görevler düşmektedir. Emekçilerin, etnik ve dini azınlıkların ciddi bir şekilde kuşatma altına alındığı bugünlerde bizler, egemen sınıfın bu topraklar üzerindeki farklılıkları reddeden popüler kültürüne, yarattıkları şovenizme karşı mücadelemizi sonuna kadar sürdüreceğiz. Nazım Hikmet 'in dile getirdiği gibi “Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür ve bir orman gibi kardeşçesine!” diyerek; yaratacağımız devrimci partiyi, Kürdüyle, Alevisiyle, Ermenisiyle bu topraklarda yıllardır barış ve kardeşliğin özlemi içerisinde ya şayan ezilenlerin kürsüsü haline getireceğiz.