Bizim Mayamız, Onların Mayası!
Sermaye, krizin kendisinde yarattığı başağrısına “aspirin” olarak işçilerin maaşlarını, zamlarını, ek mesailerini, sağlık güvencelerini; yani, haklarını yiyor içiyor. Bu, sermaye düzeninin yasasıdır! Patronlar biz emekçileri ne kadar sömürürse, o kadar güçlenir ve bizleri güçsüz kılarlar. Onlara karşı en büyük silahımız, üretimden gelen gücümüzdür. Şalteri indirdiğimiz, makineleri susturduğumuz anda, patronun ne kadar işlevsiz ve aciz olduğunu daha önce ki deneyimlerimizden de biliyoruz. Tabi ki bize karşı devletin kolluk güçlerini kullanacaklardır. Ancak, Tekel direnişinde de sınıfın gücünü gördüğümüz gibi, kolluk kuvvetlerinin, sınıfımız karşısındaki acizliğini de anlayabiliriz.
Birçok fabrikada sömürü düzenine karşı kavgaya girişmiş olan sınıf kardeşlerimiz mevcut. Hep onlara anlatılan masaldan sıkılmışlar; Kriz var. Maaşlara zam yok! Bunların, sermayenin aç gözlülüğünün bir yansıması olduğunun farkında olan işçiler, çözümün mücadeleyle geleceğini biliyorlar. Gaziantep 3. Organize Sanayi Bölgesi’nde yer alan Çemen Tekstil de bunlardan sadece bir tanesi. Maaşlarına zam yapılmaması ve çalışma koşullarının gitgide kötüleşmesi üzerine, fabrikada örgütlenme çalışması başlatan ve çoğunluğu sağlayarak DİSK'e üye olan 350 Tekstil İşçisi, patronun TİS’te (toplu iş sözleşmesi) sendikayla masaya oturmaması üzerine 12 Ocak 2010 tarihinde grev kararlarını ilan ettiler.
Sendikal örgütlenmeden ve grev kararından sonra yeni işçi alan Çemen Tekstil patronu Kamil Çetinkaya, yeni işçilerin sendikaya üye olmasını önlemek için 100 TL fazla para ödemesi yapıyor. Oysa işveren, Ocak 2009’da işçilerin ücretlerinden krizi bahane ederek 100 TL kesmişti. Yani, "Ben sendikaya karşıyım, sendikayı fabrikama sokmam" diyen Çemen Tekstil patronu, işçileri bölmek ve grevi kırmak için her türden oyunu oynamaktadır. Ama işçiler patronun bu oyunlarını boşa çıkartmakta kararlı olduklarını 20 gündür gece gündüz fabrika önünde tuttukları nöbetlerden, polisin müdahalelerine karşı çelik gibi duruşlarından da belli etmektedirler. Çemen Tekstil işçileri, patronun işçi servisleriyle içeriye grev kırıcı işçileri sokmaya çalışmasına müdahale etti ve işçi servislerinin girişini engelleyen grevci işçilere ise polis saldırdı. Ama bu saldırılar işçileri geriletmekten çok, öfkelerini büyütmekte ve mücadeleye olan kararlılıklarını daha da bilemektedir.
Gerek Tekel işçisinin, gerek Çemen Tekstil işçisinin ve daha başka birçok sınıf kardeşimizin hakları ve gelecekleri için yaptıkları mücadelelerin rüzgârı, tüm coğrafyayı kapladığı zaman çok farklı bir ülkede yaşıyor olacağız. Bunun için de, sendikal bürokrasiyi yıkarak, tabandan tavana mücadeleyi örmemiz ve yaygınlaştırmamız gerekmektedir. Bugün Çemen Tekstil patronuna “biz ne grev yapmak, ne de kavga etmek istiyoruz” diyen DİSK bürokrasisine, ya da Tekel direnişini bir an önce bitirmek için çabalayan Türk-İş ağalarına direnişlerimizi teslim etmemeli ve son sözün bize ait olduğunu göstermeliyiz. Tehdit olarak işçilere ‘Siz burada titrerken ben karşınızda rakı içeceğim’ diyen Çemen patronu, ‘Haddinizi bilin, hükümeti üçbeş işçi düşüremez’ diyen Tayyip Erdoğan’la aynı mayanın hamurundandır. Bizim mayamızsa ‘Genel Grev’ kararını duyunca sendika ağalarını apar topar görüşmeye çağıran hükümete ‘üçbeş işçinin’ gücünü gösteren Tekel işçisi kardeşlerimizden gelmektedir. Eğer mücadele aracımız olan devrimci Marksizmi ellerimize alır ve gelecekte bizim, yani işçi sınıfının söz sahibi olacağı bir sistemi inşa etmek için kullanırsak, çocuklarımıza bırakacağımız tertemiz bir mirasımız olacak. Sosyalist bir dünya!