Okur Mektubu: Tuzla'dan İzlenimler
Cuma sabahı banliyö trenlerine binerek, Tuzla'nın yolunu tuttuk. Tuzla'daki tersanelerde çalışan, Limter-İş'e bağlı işçilerle sohbet etmek için yoldaydık. Tuzla son aylarda meydana gelen ‘iş kazaları' ile herkesin endişesi ve merak konusuydu.
Ekibin içinde öğrenci sendikası(Genç-Sen) kurmaya çalışan öğrenciler, Almanya'dan Türkiye'deki sendikalar hakkında bilgi toplamaya gelen Ver-di (Birleşik Hizmet Sendikası)'den sendikacılar vardı. Tuzla'ya vardığımızda işçilerin öğle aralarında toplandıkları kahvehaneye gittik. Orada bizi Limter-iş Genel Başkanı, Cem Dinç karşıladı. Ekip için hazırladıkları günlük plandan bahsetti.
Çaylar içilirken, küçük sohbetlere devam ediyor, bir yandan da işçilerin gelmesini bekliyorduk. İşçiler geldiğinde karşılaşma iki taraf açısından da heyecan vericiydi. İşçiler tarafından başlatılan el sıkışma ve kafalarla selamlaşma uzunca bir süre devam etti. İşçilerin merakları Kamber abi tarafından dile getirildi. Almanya'dan gelenler kimdi?
‘Bize bir anlatın ilk önce!'
Kısa bir tanıtım sonrası, asıl merak edilen konu, Tuzla'da yaşananlar konuşulmaya başlandı.
Limter-İş Genel Sekreteri, Kamber Saygılı: Tuzla'daki işletmelerde 30 binden fazla işçi çalışıyor. Ama tersaneler daha çok iş kazaları ile gündem oldu. Biz iş kazası değil iş cinayetleri diyoruz. Çünkü iş güvenliği için tedbir alsalar iş kazası olur. Kaza veya kader der geçeriz ama bunlar iş cinayetleri!
İş cinayetlerinin iki nedeni var. Biri işyerlerinde güvenlik önlemlerinin alınmaması, diğeri ise işçilere iş öncesi eğitim verilmemesi. İşleri hızlı yetiştirmek, çabuk teslim etmek için iş eğitimi vermiyorlar.
Burası kayıt dışı çalışmanın merkezi gibi. Çalışma bakanlığının kayıtlarına göre tersanelerde 15 bin işçi çalışıyor. Ancak geçen gün yapılan açıklamada 40 bin çalışan var dendi. Geri kalanlar kayıt dışı çalışanlar.
37 tane büyük, irili-ufaklı toplam 150 tersane var. Mesela 500 işçinin çalıştığı tersanede 100 kişi kadrolu gösteriliyor, geri kalan 400 kişi taşeron şirketlere bağlı. Yasalara göre işyerinin temel görevlerinde taşeron firma kullanılamaz ama burada asıl işlerde çalışanların çoğu taşeron şirkete bağlı. Burada çalışma kanunları işlemiyor. Tersane patronları ve taşeron şirket sahiplerinin ağızlarından çıkan laflar kanun oluyor.
İş cinayetleri gerçekleştiğinde sendika olarak yolları kestik. Kamuoyu bu sayede bu cinayetlerden haberdar oldu. Göstermelik tedbirler aldılar ama önlemek için bir şey yapmıyorlar. Çalışma sırasında kullandığımız koruyucu baretler sendikal mücadelemiz sırasında kazandığımız bir hak. Yine yemekhanelerin yapılmasını da mücadele sonucunda kazandık. Eskiden açıkta ve tahta iskelelerin altında yemek yiyorduk.
Alman arkadaşlar, burada 18.yy'daki koşullarda çalışıyoruz. Sendikaların olmadığı dönemlerdeki gibi. Çalışma koşullarından şikâyetçi olduğumuzda, hak talep ettiğimizde patron bize ceketini al, git diyor. Burada patronların çıkarttığı kölelik yasası bile işlemiyor. Ama bizim yasamız fiili mücadele ve tek şansımız mücadele etmek.
İşçi Eyüp: Yemekler çok kötü, işçiye saygı yok, iş güvenliği yok ve bunlardan şikâyet ettiğimizde kapı önüne koyuluyoruz.
VER.DI: En uzun süreli çalışan işçi kaç yıldır burada? Emekli olabiliyor musunuz?
Kamber Abi : Çoğumuzun sosyal güvencesi yok, olanları da asgeri ücret üzerinden sigortalıyorlar. Çalışma koşulları çok ağır ve işçiler bu sektörde uzun süreli çalışamıyor. Bu nedenle emeklilik gibi bir şansımız bile yok. Sürekli bir devir daim olan bir sektördeyiz. İşçi arkadaşların çoğu sağlık kontrolü olmuyor. Çoğu da ciğerlerinden hasta, ama yapılan bir şey yok.
Burada iki türlü iş var. Biri sıfırdan gemi yapımı, bir de gelen gemilerin tamiri. Tamir bölümünde çalışan arkadaşları akrabası gelse tanımaz. Buraya temizlenip geliyorlar. İş çok pis olduğu için tanınabilecek halde olmuyorlar.
İşçi Eyüp : ‘Ben kaynakçıyım ve sürekli kaynak yaptığım için cilt hastalığım başladı.'
O sırada omzunu sıyırıp cildindeki yaraları gösteriyor.
Geçen gün bir arkadaşımız düşüp kaburgasını incitti. Patron ‘Çalışmaya devam et, yoksa çekip git,' dedi. Bu adam ne yapsın? Evli, çocukları var. Bırakıp gidemez, mecburen çalışıyor.
Bir işçinin günlük ücreti 50-60 ytl. Ama çalışma saatleri çok uzun ve işler çok yorucu. Sürekli yaralanma tehlikesiyle çalışıyoruz. Mecbur kalmasa kimse burada çalışmaz.
VER.DI: Hastaneniz yok mu, nerede sağlık kontrolü oluyorsunuz?
İşçi Eyüp: Bir tane büyük hastane var, GİSBİR Hastanesi. Ama daha çalışmaya başlamadı. Sağlık ocağı var. Bir de Tuzla Devlet Hastanesi var. Ama kontrol dedikleri sadece röntgen çektiriyorlar. Onun için de 6 ytl alıyorlar ve bu parayı biz ödüyoruz.
VER-DI: Üye sayınız nedir?
Kamber Abi: 1360 üyemiz var. Üye olmak çok riskli olduğu için işçileri ikna etmekte zorlanıyoruz. Bir de 12 Eylül sonrası sendikalı işçiler işten çıkarıldı, hapse atıldı, bazıları idam edildi. Bu süreçten sonra sınıf bilincinden kopartılmış işçileri örgütlemek için uğraşıyoruz. Aynı zamanda biz DİSK'e bağlı bir sendikayız. Sendikanın sadece ekonomik mücadele değil aynı zamanda politik mücadele yürütmesinden de yanayız. Nisan'da sendikamız basıldı. Genel başkanımız ve sekreterimiz tutuklandı. 7 ay cezaevinde kaldık.
Birçok tersane patronu bize iş vermez çünkü sendikalı olduğumuz için kara listedeyiz. Mesela ben büyük tersanelerde iş bulamam. Kenarda köşede kalmış tersanelerde çalışıyorum.
Başkan: Polis ve tersane patronları birleşerek sendikayı bitirmeye çalışıyorlar. Bizim üyelerimiz kara listededir, bizi çoğu tersanede çalıştırmazlar.
Kamber Abi: Biz burada hem işçilik yapıyoruz, hem mücadele yürütüyoruz hem de sendika inşa ediyoruz. Ama boşuna kürek sallamıyoruz, mutlaka kazanacağız.
Biz bunların kaderimiz olmadığını biliyoruz. Denizde yüzen gemileri görüyoruz. O gemilerde bizim kanımız, canımız, terimiz var. Bu koşulları değiştirmek için mücadele etmek zorundayız.
İstanbul'dan Marksist Bakış Okurları